İZMIR

Çürüyen sadece bina değil İzmir’in hafızası

Konak’taki Akdeniz Mahallesi’nde yaklaşık 30 yıldır atıl durumda bekleyen tarihi bina, hem zamana hem de hırsızlara direniyor. Mahalle esnafı yapının artık güvenli olmadığını söylerken, bölgedeki birçok binanın benzer kaderi yaşadığını vurguladı 

İzmir Konak’taki Akdeniz Mahallesi’nde yıllardır kaderine terk edilen tarihi yapı, her geçen gün biraz daha yok oluyor. Bir dönem çay ocağından tekstil atölyelerine kadar birçok işletmeye ev sahipliği yapan bina, yaklaşık 30 yıldır kullanılmaz halde beklerken, bugün çevresi Konak Belediyesi tarafından yerleştirilen ‘Dikkat Yıkılabilir’ tabelaları, demir bariyerler ve koruyucu filelerle çevrili durumda. Mahalle esnafı, restorasyon sürecinin yıllardır sonuçlanmamasına tepki gösterirken, tarihi yapının hem güvenlik riski oluşturduğunu hem de hırsızların hedefi haline gelerek kentin hafızasının göz göre göre yok edildiğini dile getirdi. 
1341 sokakta bulunan tarihi yapının karşısında yaklaşık 40 yıldır esnaflık yapan Muammer Özşahin ise binanın geçmişten bugüne geçirdiği değişimi anlatarak, restorasyonun bir an önce tamamlanması gerektiğini söyledi. Özşahin, tarihi binanın tam anlamıyla güvenli olmadığını vurgulayarak, “Koruma önlemleri alındı ancak buna rağmen güvenli olduğunu söylemek zor. Yıllardır bekleyen bu yapı sadece çürümüyor, aynı zamanda yağmalanıyor” ifadelerini kullandı.

CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA…

1985 yılında Akdeniz Mahallesi’nde matbaa atölyesi açarak esnaflığa başlayan 69 yaşındaki Muammer Özşahin, sözlerine şöyle başladı: “1341 Sokak’ta, halk arasında ‘Kale Arkası’ olarak bilinen bölgede çalışıyorum. Burası Cumhuriyet’in ilk yıllarında planlanmış bir yer. O dönem binaların üst katları konut, alt katları ise iş yeri olarak kullanılıyordu. Neredeyse tüm yapılar birbirine benzer özellikteydi. O yıllarda ulaşım imkanları bugünkü kadar gelişmiş olmadığı için insanlar şehrin merkezinde yaşıyor, üst katta oturup alt katta çalışıyordu.” 

GÜVENLİ OLDUĞUNU SÖYLEMEK ZOR

Söz konusu metruk binanın dünden bugüne değişimini anlatan Özşahin, şöyle devam etti: “1995’ten önce bu binada beş-altı kiracı vardı. Çay ocağı, tamirci ve parçacı bulunuyordu. Üst katta konfeksiyoncular, en üst katta ise deri imalatı yapan bir usta vardı.995 yılında burayı Marla satın aldı. Yanılmıyorsam9 milyar liraya almışlardı. O dönem ‘Bu kadar para verilir mi, delirdiler herhalde’ diye konuşuyorduk. Daha sonra bina Marla Otel’e geçti. O günden bu yana da kapalı duruyor. Yani yaklaşık995’ten beri bina kilitli. Otelin sahibi Mehmet Bey, maddi durumu oldukça iyi olan bir kişi. Binayı restore etmek istedi. Hatta belediye de bu konuda baskı yaptı. Muhtar da sürekli ‘Taşlar düşüyor, tehlike oluşturuyor’ diyordu. İçeride, tavan çökmesin diye destekleme çalışması bile yapıldı. Ancak duyduğum kadarıyla Anıtlar Kurulu’ndan gerekli izin alınamadı ve restorasyon süreci bu nedenle yarım kaldı. Belediye de güvenlik amacıyla binanın etrafına demir bariyerler ve koruyucu fileler yerleştirdi. Bu uygulama yaklaşık üç-dört yıldır devam ediyor. Aslında daha önce de basit bir önlem alınmıştı ancak şikayetler artınca daha kapsamlı bir koruma yapıldı. Buna rağmen binanın hala tam anlamıyla güvenli olduğunu söylemek zor.” 

KENTİN KİMLİĞİ DE BÜYÜK ÖLÇÜDE DEĞİŞTİ 

Konuşmanın devamında ise Özşahin, “Bir ara mühendisler geldi. Ölçüm yaptılar, fotoğraflar çektiler. Binayı aslına uygun şekilde restore edecekleri söyleniyordu. Ancak sürecin tam olarak nerede tıkandığını bilmiyorum. Tahminim, duyduğum kadarıyla proje Anıtlar Kurulu’nda takıldı. Belediyeden geçmişti ama kuruldan onay çıkmadı. Gerçekten çok yazık. Çünkü oldukça güzel bir bina. Şu an bulunduğumuz noktada çok değerli bir bölge.930 yılında Romanyalı ustalar tarafından, Mimar Kemalettin’in eserlerini andıran bir tekstilciler çarşısı olarak inşa edilmiş. Ancak yıllar içinde sürekli kimlik değiştirdi. Ben bu çarşıya983 yılında geldim. O zamanlar burada tornacılar, akücüler vardı. Adeta bir sanayi sitesi gibiydi; oldukça hareketli ve kalabalıktı. Daha sonra elektrik toptancıları yoğunlaştı. Onların ardından tekstilciler geldi. Çarşı sürekli dönüşüm geçirdi. Bugün ise lokantalar ağırlık kazanmış durumda. Neredeyse her köşede bir restoran ya da lokanta var. Aslında sadece çarşı değil, kentin kimliği de zaman içinde büyük ölçüde değişti!” eleştirisinde bulundu.

ZAMANA VE HIRSIZLIĞA DİRENİYOR

Metruk halde bırakılan binanın zamanla hırsızların hedefi haline geldiğini de belirten Özşahin, tarihi yapıya ait birçok özgün unsurun yıllar içinde çalındığını söyledi. Özşahin, “Bina boş kaldıkça talan edildi. Eskiden üzerinde bulunan tarihi aydınlatmalar, lambalar, çeşmeler ve sökülebilen birçok özgün parça çalındı. Hala da fırsatını bulan girip tarihi değeri olan ne varsa söküp götürüyor. Bu sadece bir hırsızlık değil, kentin hafızasının da yok edilmesi demek. Yıllardır restore edilemeyen bina, göz göre göre hem çürümeye hem de yağmalanmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

AYNI KADERİ PAYLAŞIYORLAR

Yaşananların yalnızca bu binaya özgü olmadığını vurgulayan Özşahin, Akdeniz Mahallesi’ndeki birçok tarihi yapının benzer şekilde kaderine terk edildiğini söyledi. Özşahin, “Bu sadece bu binanın sorunu değil. Akdeniz Mahallesi’nde yıllardır boş bırakılan pek çok tarihi yapı aynı durumda. Restorasyon beklerken çürümeye terk ediliyor, ardından da hırsızlar girip tarihi değeri olan ne varsa söküp götürüyor. Eski çeşmeler, döküm lambalar, demir korkuluklar, kapılar... Korunamayan her yapı zamanla biraz daha kimliğini kaybediyor. Oysa burası İzmir’in en eski ticaret bölgelerinden biri. Bu tarihi yapılar ayağa kaldırılsa hem mahalle canlanır hem de kentin geçmişi korunmuş olur. Ama yıllardır aynı manzarayı izliyoruz. Ne yazık ki Akdeniz Mahallesi’ndeki tarihi binaların ortak kaderi bu oldu” değerlendirmesinde bulundu. 

MAHALLE ESNAFI DEĞİŞİM GÖRMEDİ

2014 yılından bu yana Akdeniz Mahallesi’nde ev yemekleri satarak geçimini sağlayan bir başka esnaf da tarihi binanın yıllardır aynı halde bekletildiğini söyledi. Mahalleye geldiği günden bu yana yapıda herhangi bir ilerleme görmediğini belirten esnaf, “Ben buraya 2014 yılında geldim. O günden bugüne binanın durumu neredeyse hiç değişmedi. Sürekli ‘Restorasyon yapılacak’ denildi ama somut bir adım atılmadı. Yıllardır aynı şekilde bekliyor. Çevresine bariyerler çekildi, fileler asıldı ama binanın kendisi olduğu gibi duruyor. Her geçen gün biraz daha yıpranıyor. Böylesine tarihi ve değerli bir yapının bu halde bırakılması gerçekten üzücü. Aradan onca yıl geçti ama gözle görülür hiçbir gelişme yaşanmadı” sözlerine dikkat çekti.