Uyuşturucu kullanımında Türkiye’nin en riskli kentlerinden biri olan İzmir’de, bağımlılıkla mücadelede en hayati başlık olan tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine erişim neredeyse imkansız hale geldi! Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel, kentte AMATEM ve ÇEMATEM merkezlerinin toplamda yalnızca 41 yatakla hizmet verdiğini, yataklı tedavi için randevuların 10 ay sonrasına verilebildiğini belirterek, “Gerekli rehabilitasyon ve sosyal uyum desteği sağlanamadığı için, merkezlerden çıkan çocuk ve gençlerin yaklaşık yüzde 90'ı tekrar uyuşturucu kullanmaya veya satmaya dönüyor… Bu süreçte bağımlı birey daha da ağırlaşıyor, aileler ise sistem içinde yalnız bırakılıyor” dedi. Göksel’e göre İzmir’de sorun yalnızca madde kullanımı değil; esas kriz, tedavi sonrası rehabilitasyonun neredeyse hiç olmaması!
RANDEVU ALMA SÜRECİNDEKİ TIKANIKLIK
İzmir’de uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele ve rehabilitasyon hizmetlerine erişimin, artan kullanım oranlarına ve kentteki yüksek risk profiline kıyasla ciddi düzeyde yetersiz kaldığını kaydeden Göksel, “İzmir’deki uyuşturucu bağımlılığı tedavi merkezleri (AMATEM ve ÇEMATEM), kentin nüfusu ve bağımlılık yaygınlığı göz önüne alındığında çok kısıtlı bir kapasiteyle hizmet veriyor. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesindeki yataklı erişkin madde bağımlılığı merkezi yalnızca 26 yatak kapasitesine sahip. Tepecik bünyesinde hizmet veren çocuk ve ergen merkezi ise sadece 15 yataklı. Toplamda yaklaşık 41 yatak gibi çok düşük bir sayı ile uyuşturucu kullanımı analizlerinde Türkiye’de birinci sırada çıkan bir kente hizmet verilmeye çalışılıyor. Hizmete erişimdeki en büyük engellerden biri ise randevu alma sürecindeki tıkanıklık! Aileler, yataklı tedavi için başvurduklarında bazen 10 ay sonrasına gün verildiğini, bu süre zarfında bağımlı bireyin durumunun daha da kötüleştiğini belirtiyor. İzmir’deki kapasite yetersizliği nedeniyle hastalar sıklıkla çevre illere, özellikle de Manisa’daki merkezlere gönderiliyor. Tedaviye erişebilmek için zaman zaman araya dernek başkanları veya siyasi figürlerin girmesi gerektiği, sistemin kendiliğinden akışkan bir şekilde işlemediği ifade ediliyor” bilgisini paylaştı.
ALARM VEREN BİR KENT
Tedavinin tıbbi arındırma (detoks) aşamasından sonraki en kritik evresi olan rehabilitasyon sürecinin İzmir’de en zayıf halka olduğunu aktaran Göksel, “Gerekli rehabilitasyon ve sosyal uyum desteği sağlanamadığı için, merkezlerden çıkan çocuk ve gençlerin yaklaşık yüzde 90'ı tekrar uyuşturucu kullanmaya veya satmaya dönüyor. Aileler, tıbbi tedavi sonrası çocuklarını uyuşturucudan uzak tutacak uzun soluklu bir rehabilitasyon mekanizması bulamadıkları için kaderlerine terk edildiklerini hissediyor! Özetle İzmir, uyuşturucuyla mücadelede ‘alarm’ veren bir kent olmasına rağmen, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri henüz bu ihtiyacı karşılayacak profesyonel ve fiziksel derinliğe ulaşamadı. Bu durumu bir benzetmeyle açıklamak gerekirse; İzmir’deki tedavi sistemi, devasa bir yangına tek bir kova suyla müdahale etmeye benziyor; yangını (bağımlılığı) söndürmek için sadece mevcut merkezlerin yatak sayısını artırmak yetmez, aynı zamanda o yangının tekrar başlamasını önleyecek güçlü bir ‘soğutma sistemi’ne (uzun süreli rehabilitasyon hizmetlerine) acilen ihtiyaç var. Uyuşturucu kullanımıyla mücadelede mevcut yasal ve idari düzenlemeler, son yıllarda yapılan reformlarla teorik olarak güçlendirilmiş olsa da uygulama kapasitesi ve hizmete erişim noktalarında ciddi yetersizlikler barındırıyor” eleştirisinde bulundu.
AİLELER SİSTEM İÇERİSİNDE ÇARESİZ
“Yasal düzenlemeler kağıt üzerinde güçlü görünse de, sosyal hizmet uzmanları ve saha raporları uyuşturucuyla mücadelenin ‘tedavi ve rehabilitasyon’ ayağında sistemin tıkandığını belirtiyor” diyen Göksel, “İzmir özelinde, uyuşturucu kullanımında Türkiye birincisi olan bir kentte yatarak tedavi yatak kapasitesinin (yaklaşık 41 yatak) ihtiyacın çok altında kalması, yasal sürecin ‘tedavi’ ayağını işlevsiz kılıyor. Tedavi için randevu sürelerinin 10 aya kadar çıkması, bağımlı bireylerin ve ailelerin sistem içinde çaresiz kalmasına neden oluyor. Tedaviye erişmek için bazen siyasi veya dernek arabuluculuğuna ihtiyaç duyulması, idari işleyişin akışkan olmadığını ve bürokratik engellerin aşılamadığını gösteriyor. Özetle, uyuşturucuyla mücadelede polisiyel ve cezai mevzuat (arz ile mücadele) oldukça ileri seviyede; ancak bağımlıların topluma geri kazandırılmasını sağlayacak sosyal ve tıbbi altyapı (talep ile mücadele) bu hıza yetişemedi!” değerlendirmesinde bulundu.
NELER YAPILMALI?
Atılması gereken öncelikli adımları sıralayan Göksel, “İzmir’de AMATEM ve ÇEMATEM sayılarının artırılması, mevcut merkezlerin fiziki ve beşerî kapasitelerinin (personel sayısı) genişletilmesi zorunludur… Tedavi sonrası süreçte bireylerin istihdam edilmesi, mesleki eğitim alması (İŞKUR projeleri gibi) ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması için ‘sosyal tedavi’ mekanizmaları kurulmalıdır. İzmir’de pilot olarak uygulanan ‘Güçlendirici Bakım Modeli’ gibi projeler tüm ilçelere yaygınlaştırılmalıdır… Rehber öğretmenlerin yanı sıra okullarda sosyal hizmet uzmanlarının istihdam edilmesi (Okul Sosyal Hizmeti), çocukların ailevi ve sosyal risklerini erkenden tespit ederek ‘Okulda Bağımlılığa Müdahale (OBM)’ gibi programların etkinliğini artıracaktır… Konak’ın arka sokakları (Tepecik, Esentepe, Çimentepe vb.) gibi uyuşturucu trafiğinin yoğun olduğu bölgelerde sadece polisiye önlemlerle yetinilmemeli; bu bölgelerdeki ailelere yönelik Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) hizmetleri ve aile eğitim programları (AEP) yoğunlaştırılmalıdır” çağrısında bulundu.