1–7 Mart Deprem Haftası kapsamında yazılı bir açıklama yapan Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Türkiye’de yaşanan yıkıcı depremlerin ardından gerekli derslerin çıkarılmadığını vurgulayarak, afet yönetimi ve yapı güvenliği konusunda ciddi eksiklikler bulunduğuna dikkat çekti.
Açıklamada, depremin doğanın bir gerçeği olduğu belirtilerek, Erzincan’da 1939 yılında yaşanan büyük depremden 6 Şubat 2023 depremlerine kadar her yıkım sonrası benzer sözlerin verildiği; ancak kaybedilen her canın sistemsel sorunların sürdüğünü gösterdiği ifade edildi. Yanlış politikalar, yetersiz uygulamalar ve denetim eksikliklerinin afetlerin etkisini artırdığı kaydedildi.
KAYBETTİĞİMİZ HER CAN…
Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin açıklamasında yer alan ifadeler şöyle: “Deprem; sayılarla ifade edilmeye çalışılan, her tekrarında yıkan ve acıtan, ancak doğanın bir gerçeği olarak varlığını sürdüren bir olgudur. Erzincan 1939’dan, 6 Şubat 2023'e kadar yaşanan her yıkıcı deprem sonrasında gerekli derslerin çıkarılacağı ifade edilmiş; ancak kaybettiğimiz her can, afet yönetimi ve yapı güvenliği konusunda kat edilmesi gereken önemli bir mesafe bulunduğunu göstermiştir. Bu süreç, sistemsel eksiklikleri ve jeoloji bilimine verilmesi gereken önemin hayati niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. Yanlış politikalar, yetersiz uygulamalar ve denetim sorunları, afetlerin etkisini artırmaktadır. 1–7 Mart Deprem Haftası bizlere daha sakin ve akılcı bir değerlendirme yapma fırsatı sunmaktadır. Ülkemizde defalarca yönetmelikler ve yasalar hazırlanmış; ancak bu düzenlemeler sahada yeterli karşılığı bulamamıştır. Denetim mekanizmalarındaki yetersizlik, odamız tarafından sıklıkla dile getirilmiş olmasına rağmen, mesleki disipline uygun ve etkin bir denetim sistemi kurulamamıştır.”
BİR KAMU SORUMLULUĞU
“Şehirleşme, mühendislik ilkeleri yerine rant odaklı yaklaşımlara teslim edilmiş; riskli alanlar yapılaşmaya açılmıştır” denilen açıklamada, “Kentsel dönüşüm, jeolojik risk perspektifinden uzak biçimde yalnızca bina yenileme olarak değerlendirilmiştir. Oysa mikro-bölgeleme çalışmaları, yapı stokunun belirlenmesi ve planlama süreçleri, afet riskini azaltma hedefi doğrultusunda bilimsel ve bütüncül bir anlayışla yürütülmelidir. Aktif fay hatları ve fay sakınım bantları üzerinde yapılaşmayı açık biçimde sınırlandıran bir fay yasasının bulunmayışı, mevzuattaki en önemli eksikliklerden biridir. Bu durum, deprem tehlikesi yüksek olan ülkemiz açısından hayati bir risk oluşturmaktadır. Her kentimizin dirençli hâle gelmesi için toplum olarak bilinçlenmeli, denetim talep etmeli ve sorumluların hesap verebilirliğini sağlamalıyız. Güvenli şehir yalnızca mühendislikle değil; bilinçli toplum ve etkin denetimle mümkündür. Güvenli yapı üretiminin temel şartı ise zemin ve temel etütlerinin sahada, bilimsel esaslara uygun ve etkin denetim altında gerçekleştirilmesidir. Zemin ticari bir meta değil, doğrudan yaşam hakkıyla ilgili bir kamu sorumluluğudur” çağrısı yapıldı.