- İzmir
- 05.04.2025 15:18
İzBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrasında başlayan tepkilere ve boykot çağrılarına destek veren oyuncuların maruz kaldığı baskıya ilişkin değerlendirmelerde bulundu
HAYRİYE GÜLPERİ TİBİN/ ÖZEL HABER - İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ardından başlayan, tutuklanması sonrasında da artarak devam eden protestolara ekonomik boykot da eklendi. Başlangıçta yalnızca iktidara yakınlığıyla bilinen marka ve medya organlarının dahil edildiği boykotun, haftada bir gün tüketimin durdurulması şeklinde genel ekonomik boykota evrilmesi yönünde çağrı yapıldı. Üniversiteli gençlerin başlattığı bu boykot hareketi, ana muhalefet partisi CHP’nin, sanat camiasının ve kamuoyunun da desteğini aldı. Bununla birlikte boykot çağrısına destek veren isimler arasında bulunan ve TRT1’de yayımlanan Teşkilat dizisinin başrol oyuncularından Aybüke Pusat, boykota ilişkin sosyal medya paylaşımı sonrasında dizinin kadrosundan çıkarıldı. NOW TV’de yayımlanan “Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar” dizisinin oyuncularından Cem Yiğit Üzümoğlu ise yine boykot paylaşımı sonrasında gözaltına alınanlar arasında yer aldı. Üzümoğlu, gelen tepkilerin ardından serbest bırakıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İzBBŞT) Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü, yaşananlara tepki gösteren sanatçıların maruz kaldığı baskıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’de mevut sistemin, belirli bir şöhrete erişmiş insanlara karşı “Sana ekmek veren eli öpeceksin” anlayışında olduğunu savunan Üzümcü, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Burada benim gördüğüm şey şu ki döngü şöyle çalışıyor: ‘Senin şöhretini sana ben verdim.Bunu yapan benim siz değilsiniz. Şimdi bunun karşılığı olarak, benim size açmış olduğum bu sahada göstermiş olduğunuz performansla gelmiş olduğunuz yerde, bana sadakatinizden en ufak bir şüphe duymamam gerekiyor. Sana ekmek veren eli öpeceksin.’ Bu yapmaya çalıştıkları şey sonu olacak bir şey değil. Zannediyorlar ki çok fazla ünlenmiş, çok fazla şöhretlenmiş bir oyuncuyu görüşlerini söylemekten hapis yoluyla alıkoyarlarsa kimse lafını sözünü etmeyecek. Bunun nasıl bir plan ve proje dahilinde gerçekleştiğini şuradan anlayabilirsiniz; olayı birkaç ay geriye saralım. Olmadık şekilde Gezi davası tekrar ortaya çıkarıldı ve Gezi davasında, katılım göstermiş olduğu iddia edilen, görülen, fotoğraflanan pek çok oyuncunun menajeri olduğu bilinen bir kişi içeri atıldı. Herhalde ki anladığım kadarıyla onlar da birtakım olaylar olacağını görmüşler. Çözümü halkın kendi seçimine, kendi yargısına, hükmüne kelepçe vurmakta bulmuşlar. Bir tane insan ve bir tane insanın iki dudağı arasına sıkışırsa koca bir ülkenin kaderi bunların olması son derece doğaldır. Türkiye’de oyuncular gadre uğruyor değildir. Bu kadar semirttikleri oyunculardan da şunu bekliyorlar; ‘Bunu size biz yaptık, siz hiçbir şey yapmadınız. Bu ortamı size biz ayarladık. Ağzını açan olursa da ekmeğiyle rahatlıkla oynarız.’ Fakat asıl önemli olan şey şu; toplumda bir karşılığı yok.”
Üzümcü, mevcut iktidarın bu yolu izleyerek kararsız seçmeni de kendi kitlesine dahil etmeye çalıştığını anlattı. Açıklamasının devamında iktidara eleştirilerini de sürdüren Üzümcü, şöyle konuştu: “Bunları yaparak oy toplayacaklarını, akıllarını bulandıracaklarını düşündükleri kitle çok az sayıda bir kitle. Dünyanın hiçbir yerinde görülmez, bu kadar ekonomik kriz varken nasıl paralize edildiği bilinen insanların hala büyük bir bölümünün açıkça desteğini bu partiye veriyor olması. Şu an normal dünya şartlarında böylesine kötü yönetilen bir ülkenin yöneticilerinin yüzde 1, 2, 3, 4, 5 oranında dahi oy almaması gerekirken şu an hala yüzde 25’lerde oyları var. Bence asıl akıl bulandıran şey bu. Yaklaşık yüzde 35’e yakın bir grup da duruyor. Şu an Türkiye’de oyu en fazla olan partisi kararsızlar. Tabii ki bu olup bitenler çoğunun sağcı olduğu bilinen kararsızların oyunu almaya yönelik hareketler. Çünkü orada yüzde 35’lik bir oy var. Bu az buz bir oy değil. Şu an Türkiye’de tek başına yüzde 35 oranında oy alabilen bir parti yok. En büyük parti açık ara yüzde 35’le kararsızlar. İşte o kararsızları öylesine kafalamaya alışmışlar ki birkaç tane fikrini söyleyen genç, onurlu oyuncuyu ortaya sürerek, ‘Bakın bunlar sizin gibi görünmüyorlar, bunlar sizin yaşadığınız hayatı yaşamıyorlar, bunlar size ve sizin yaşadığınız hayata düşmanlar. Çünkü bize düşmanlar’ gibi bir algı yaratıp, ülkeyi bir kaosa, bir uzlaşmazlığa sürüklemek istiyorlar. Çünkü başka bir çıkışları kalmadı her şey çok açık artık. Herkesin psikolojik olarak içinde hissettiği şey var ya, artık bunların bir yolunun olmadığı gidecek yerlerini kalmadığı yönünde. İşte o zaman gözleri hiçbir şey görmüyor. Çünkü bedeli çok ağır olacak. Öylesine suçlarla yoğurulmuş, hiçbir suçun araştırılmadığı üzerine 20 küsür senenin bittiği bir sistem. Türkiye hiç bu kadar uzun zaman biri tarafında yönetilmedi. Hiçbir zaman böylesine bir yönetim görmedi Türkiye. Atatürk bile 15 yıl kaldı yönetimde. Burada, ülkenin sistemini kullanarak aldıkları yönetim gücünü ülkenin sistemini değiştirmek için kullanmaya çalıştılar, çalışıyorlar ve çalışacaklar. Burada karşılarında en büyük tehlike tabii ki tanınan ve onlarla aynı düşünmeyen insanlardır.”
Üzümcü, oyuncu ve müzisyen kimliğiyle tanınan insanların yaşananlara gösterdiği tepki sonrasında sessiz kalan meslektaşlarının eleştirilmesini de değerlendirdi. Camiada sessiz kalan insanlarla ilgili yapılabilecek bir şey olmadığını ifade eden Üzümcü, değerlendirmesini şöyle noktaladı: “Bunlarla ilgili sizin, bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Eğer kişiler, Türkiye’nin şu durumunda dahi sessiz kalmayı tercih ediyorlarsa bu onların kendi özsaygılarıyla ilgili bir şeydir. Burada bizim yapacağımız herhangi bir şey onları istediğimiz kalıba sokmayacaktır. Bu onların kendi tıynetleriyle ilgili bir şeydir. Bizler zannediyoruz ki, ‘Bir insan çok tanındığı, çok beğenildiği zaman bizimle aynı görüştedir çünkü biz onu çok seviyoruz, biz onu bugünlere getirdik, bizim gibi insanlar onu bugünlere getirdi. Siyasi düşüncesi ne olursa olsun aydınlık bir Türkiye’ye kendini inandırmış insanlar o insanlara şöhretin kapılarını açtı’ diye düşünüyoruz. Haliyle bu hakkı kendimizde bularak, ‘Hadi bir şey söyle’ diyoruz. Ama bu insanların yetiştiği aileler var. O insanların geldiği ortamlar var. Onların da bir siyasi düşüncesi var. Herkesten sizin gibi düşünmesini beklemeniz, müthiş bir romantizm. Herkes sizin gibi bakamaz hayata. Sizin o insanların şöhretinde payınız olması o insanların yeteneği olmadığı anlamına gelmez. Sessizliğiyle eleştirilen isimlere baktım, yeteneksiz insanlar mı? Hepsi son derece yetenekli, işini son derece güzel yapan, işinde de başarılı insanlar. Böyle bir korelasyon kurmaya çalışıyor insanlar. ‘Seni ben şöhret yaptım o zaman sen de inandığım dünya için ben çırpınırken yanımda duracaksın.’ Hayır, böyle bir şey yok. Herkesten bunu beklemek hayalcilik. İnsanlar kendilerini aldatılmış hissettikleri için bu kadar çok tepki gösteriyorlar. ‘Ben sizi bizim gibi zannediyordum’ algısı var ama değiller. Sizin gibi düşünenlerin çoğu bu piyasadan çıkarıldı zaten. Halk bunu farkında değil. Şu an televizyon dizilerinde hala birleri varsa onlar sessiz kaldıkları ve konuşmadıkları için varlar. Bunun artık öğrenilmesi gerekiyor. Bugün bu işler düzelsin, Türkiye demokratik bir yönetim biçimine girsin, tekrar parlamenter sistem Türkiye’ye gelsin. Yine bugün sesini çıkarmadığı için laf yiyen insanlar izlenecek, onların yaptığı işler izlenecek. Burada bir değişiklik olmayacak. Onlar da bunu biliyorlar.”