KEMAL ÖZKURT - ÖZEL HABER - İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü arasında mülkiyet krizine neden olan tarihi Meslek Fabrikası binasında, tahliye süreci geçtiğimiz gün emniyet güçlerinin müdahalesiyle fiiliyata döküldü. Bakırçay Üniversitesi’ne tahsis edilmesi planlanan bina çevresinde çevik kuvvet ekiplerince barikatlar kurulurken, belediye personelinin tahliyesi sırasında arbede yaşandı. Yaşanan bu gelişmelerin ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bina önünde kesintisiz nöbet eylemi başlattı. Yaşanan sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunan Siyaset Bilimi Uzmanı Yusuf Batuhan Altun, “Bu süreç, merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki idari vesayetini artırma eğiliminin yerel düzeydeki bir yansımasıdır” ifadelerini kullandı. Altun, İzmir’de bu tür müdahalelerin seçmen nezdinde karşılık bulabileceğini belirtirken, AK Partili Eyyüp Kadir İnan’ın tutumunun da kentin siyasi dengeleri açısından belirleyici olabileceğine işaret etti.

HUKUK DEVLETİ İLKESİNİ ZEDELEYEBİLİR
Meslek Fabrikası’nda yaşanan tahliye sürecinin, yüzeyde bir mülkiyet ihtilafı gibi görünse de derinlemesine incelendiğinde Türkiye’de merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki yetki ve meşruiyet geriliminin somut bir yansıması olduğunu ifade eden Altun, “Hukuki açıdan bakıldığında, sürecin uygulanma biçimi ciddi usul tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Özellikle kararın gerekçesi yazılmadan ve UYAP sistemine yüklenmeden fiili tahliye girişiminde bulunulması, hukuk devleti ilkesi ve hukuki güvenlik açısından problemli bir tablo ortaya koymaktadır. Bununla birlikte idare hukukunun en temel prensiplerinden biri olan ‘idarenin işlemleri öngörülebilir ve bildirilebilir olmalıdır’ ilkesi açısından da sürecin tartışmalı olduğu açıktır. Zira idarenin tesis ettiği işlemlerin muhatapları tarafından önceden öngörülebilir olması ve açık, zamanında bir bildirimle tebliğ edilmesi gerekir. Bu ilkenin zedelenmesi, yalnızca teknik bir usul eksikliği değil, aynı zamanda savunma hakkının ve hukuki güvenliğin ihlali anlamına gelir” dedi.
İDARİ VESAYET HUKUKİ VESAYETE EVRİLİR
Meseleyi siyasal bir karakter üzerinden analiz eden Yusuf Batuhan Altun, yerel yönetimlerin seçimle iş başına gelerek demokratik meşruiyet üretirken, merkezi idarenin hukuki ve idari yetkiler üzerinden hareket ettiğini belirtti. Meslek Fabrikası örneğinde bu iki meşruiyet alanının karşı karşıya geldiğini savunan Altun, “Bu durum, Türkiye’de son yıllarda giderek belirginleşen merkezileşme eğiliminin yerel düzeydeki bir tezahürü olarak okunabilir. Bir diğer deyişle bu süreç, merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki idari vesayetini artırma eğiliminin, yer yer keyfi uygulamalarla hukuki süreçleri aşındırarak bir tür ‘hukuki vesayet’ mekanizmasına evrilme riskini de beraberinde getirdiğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.
KENTE SAHİP ÇIKAN AKTÖR ALGISI DERİNLEŞEBİLİR
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın bu süreçte kullandığı sert söylemin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Altun, bu tür müdahalelerin yerelde çoğu zaman teknik bir işlemden ziyade siyasi bir tasarruf olarak algılandığını vurguladı. İzmir’in güçlü kent kimliğine sahip şehirlerde bu algının daha da derinleştiğini belirten Altun, “Bu nedenle söz konusu kriz, kısa vadede merkezi iktidarın yerelde ‘müdahale eden aktör’ olarak konumlanmasına, yerel yönetimin ise ‘kente sahip çıkan aktör’ olarak algılanmasına yol açabilir. Bu durum İzmir’deki siyasi dengeleri doğrudan olmasa da seçmen davranışı üzerinden dolaylı biçimde etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir” değerlendirmesinde bulundu.
YAPICI DİYALOG İKLİMİ ZEDELENEBİLİR
İzmir siyasetinde geçmişte farklı bir örneğin de mümkün olduğunu, 2016 yılında farklı siyasi partilere mensup aktörlerin “İzmir ittifakı” anlayışıyla hareket ettiğini hatırlatan Altun, Tugay ile Eyyüp Kadir İnan arasındaki diyalog zeminine dikkat çekti. Altun, “Son yerel seçimlerin ardından Cemil Tugay ile Eyüp Kadir İnan arasında oluşan diyalog zemini, özellikle Karşıyaka Stadı gibi projelerde merkezi idare ile yerel yönetimin birlikte hareket edebileceğini göstermiştir. Ancak Meslek Fabrikası süreci, bu yapıcı diyalog iklimini zedeleme riski taşımaktadır. Tugay ile İnan arasında oluşabilecek bir gerilim, yalnızca iki siyasi aktör arasındaki ilişkiyi değil, aynı zamanda İzmir’e yönelik ortak projelerin geleceğini de doğrudan etkileyebilir. Bu noktada, Eyüp Kadir İnan’ın da siyasi kimliğinin ötesinde sorumluluk sahibi bir kent aktörü olarak meseleye yaklaşması önem arz etmektedir. Zira söz konusu yapı, salt bir taşınmaz değil; doğrudan kamuya hizmet üreten ve eğitim süreçlerinin yürütüldüğü bir kamusal mekândır” dedi.
İZMİRLİLER KOLAY UNUTMAZ
AK Parti’nin İzmir’deki siyasi aktörlerinin hamlelerine değinen Altun, “AK Parti’nin şimdiden yerel seçimlerde İzmir Büyükşehir’e adaylığını açıklayan milletvekilleri ve İzmir’de aday olabilme zemini için ev satın alan aktörler göz önüne alındığında, Eyüp Kadir İnan’ın da benzer bir adaylık perspektifi içinde hareket edip etmediği merak konusu. Eğer böyle bir niyeti varsa, İzmir’in mülkiyetinde olan bir kamu binasının merkezi idare tarafından el konulması sürecindeki bu tutum, İzmirli yurttaşlar nezdinde kolay unutulacak bir durum değildir. İktidar ve muhalefet açısından bakıldığında bu kriz, tarafları daha keskin pozisyonlar almaya itmektedir. Merkezi iktidar süreci ‘hukuki mülkiyet’ ve ‘devletin yetkisi’ çerçevesinde savunurken, muhalefet ‘yerel irade’, ‘kamu hizmetinin sürekliliği’ ve ‘demokratik meşruiyet’ vurgularını öne çıkarmaktadır” diye belirtti.
KRİTİK ÖNEME SAHİP
Sürecin siyasi rekabetin ötesine taşınarak kent yararı temelinde ele alınması gerektiğini belirten Yusuf Batuhan Altun, belediyelerin hareket alanına dair yapısal risklere dikkat çekerek analizini tamamladı: “Hukuki belirsizlikler içerisinde hareket etmek zorunda kalan yerel yönetimler, yatırım ve hizmet süreçlerinde daha temkinli davranmak durumunda kalabilir. Bu da kamu hizmetlerinin sürekliliğini olumsuz etkileyebilir. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise bu durum, yerel yönetimlerin idari vesayet altında daha sınırlı bir aktöre dönüşmesi riskini beraberinde getirir. Meslek Fabrikası süreci bu yönüyle bir bina tartışmasının ötesine geçmektedir. İzmir açısından ise mesele nettir: kentin geleceği, çatışmadan değil iş birliğinden beslenir. Bu nedenle siyasal aktörlerin yeniden diyalog zeminine dönmesi, yalnızca siyasi dengeler açısından değil, doğrudan İzmir’in geleceği açısından kritik önemdedir.”
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın