Düşünceler genç ise yaşlılık yoktur

Yaş almış olmakla yaşlanmanın aynı şeyler olmadığını belirten Dünya Yaşlılık Derneği Başkanı Umut Çınar önemli olan kişinin kaç yaşına geldiğinin değil, düşüncelerinin gençliği olduğunu söyledi


  • Oluşturulma Tarihi : 25.10.2015 06:51
  • Güncelleme Tarihi : 25.10.2015 06:51
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Düşünceler genç ise yaşlılık yoktur

NİLGÜN TAZE 

Dünyada ve Türkiye’de gün geçtikçe yaşlı nüfusun artmakta olduğunu ve bununla ilgili olarak yapılan düzenlemelerde bazı noktalarda yetersiz kalındığını belirten Dünya Yaşlılık Derneği Başkanı Umut Çınar, “Dünyada bir gün gelip artık genç nüfusa olan ihtiyaç artacak ve belki de bu ihtiyacı karşılamak için geç kalınmış olacaktır. Biz, yaşlılarımıza ‘yaşlı’ yerine ‘genç büyükler’ demeyi tercih ediyoruz. Çünkü önemli olan kişi kaç yaşına gelirse gelsin düşünceler genç ise, bize göre yaş almış olmakla yaşlanmak aynı şeyler değildir. Biz bilinçli bir şekilde sosyal sorumluluk anlayışından hareketle, sivil toplum örgütleriyle de bir araya gelerek uluslararası düzeyde halkı bilinçlendirmek, genç büyüklerimizin yaşam kalitesini artırırken topluma ve kendilerine faydalı ve mutlu bireyler olmaları yolunda çalışmalar yapmaktayız” dedi. 

3 DÖNEMLİ YAŞLILIK 

Yaşlılığın çocukluk, gençlik, erişkinlik gibi yaşam sürecinin doğal ve zorunlu çağları olduğunu belirten Çınar, birçok kaynağın yaşlılık sınırı olarak 65 yaşı kabul etmekte olduğunu ifade ederek, “Yaşlı sağlığının korunması ile ilgili olarak 1963’de yapılan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) seminerinde yaşlılık dönemi üçe ayrıldı. 45-59 yaş orta yaşlı kişiler, 60-74 arası yaşlılar, 75 üzeri yaşlılar ise ileri derecede yaşlılar.  Yaşlanma, biyolojik, ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutlar içinde etkileşen karmaşık olayların toplamı olarak tanımlanabilir. Normal yaşlanma zamanın geçişine bağlı olarak, hastalık söz konusu olmaksızın ortaya çıkan anatomik yapı ve fizyolojik işlev değişikliklerini tanımlamaktadır. Biyolojik yaşlanma ise tüm yaşam boyu süren bir olgudur. Yaşlanma sürecinin ulaştığı evrede etkili olan birçok parametreden biri olan kronolojik yaş ise geçen zamana göre bir yıllık birimler esas alınarak yapılan yaşlılık tanımıdır” açıklamasını yaptı. 

YAŞLILIK BİR HASTALIK DEĞİLDİR

Eğer istenirse yaşlılıkta kaliteli yaşamanın insanın kendi elinde olduğunu ifade eden Çınar, hayata bir kez gelindiğini ve çok kıymetli olduğunu belirterek, “Yaş almış olmak ve olgunlaşmakla hasta olmak aynı şeyler değildir. Bu sözü sloganımız haline getirdik. Dernek olarak, 60 yaş ve üstü nüfusun hızla dünyada olduğu gibi bizde de yükselmekte olduğunu Türkiye’de ve uluslararası platformlar da konferanslar ve etkinlikler yaparak anlatmak ve bunun sadece Türkiye’nin değil Dünya’nın gelecekteki en büyük sorunu olarak karşımıza çıkacağını şimdiden toplumu bilinçlendirerek dillendirmek en büyük arzumuzdur. Dünya Yaşlılık Derneği yeni ve taze bir kan, yeni bir umut yaşlılarımıza. Yaşlılık bir hastalık değildir, bu konuda bilinçli yol göstermek ve yaşla beraber yapılması gereken temizlik, bakım, doğru nefes alma, fiziksel aktivite, doğru beslenme gibi konularda bilinçlendirmek ana hedeflerimiz arasındadır. Bundan sonra yaşlılarımıza ve yakınlarına yol göstermek bizlerin görevi olacaktır” ifadelerini kullandı. 

DİNAMİK DÜŞÜN GENÇ OL

Çınar, yaşlı nüfusun ihtiyaçlarına yönelik eğitim programları yapmak, yaşlılık sorunlarına ve alternatif çözümlere yönelik belgeseller hazırlamak ve gençleri ve genç büyükleri bir araya getiren festivaller düzenlemenin yaptıkları faaliyetler arasında olduğunu belirtti.  Genç olmanın dinamik düşünmekle başladığını söyleyen Çınar, “Amacımız bakış açısıyla genç büyüklerimizin yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen, eğitim, bilinçlenme ve benzerleri gibi toplumsal hizmet konularında ulusal ve uluslararası düzeyde lider ve öncü bir sivil toplum örgütü olmaktır. Yaşlılık konusunda, yaşam kalitesini artırmaya yönelik broşür, kitap, dergi vb. çalışmalar yaparak her yıl 1 Ekim Dünya Yaşlılar gününde Ulusal ve Uluslararası düzeyde etkinlikler düzenliyoruz. 3 Aralık Dünya Engelliler Gününde, toplumun engelliler konusuna dikkatini çekebilmek ve daha duyarlı olmalarını sağlamak için etkinlikler düzenlemek vazifelerimiz arasında” şeklinde konuştu.

YAŞAM OLAYLARI ETKEN 

Fizyolojik değişimlerin yanı sıra, çok sayıda psiko-sosyal faktöründe yaşlılık dönemini etkilemekte olduğunu ifade eden Çınar, “Bu faktörler arasında ekonomik problemler, emeklilik, çocukların evden ayrılması, yakınların kaybı ve sosyal rollerde azalma gibi çeşitli yaşam olayları bulunmaktadır. Bu tür yaşam olayları, değişim sonrası oluşan yeni duruma adaptasyon gerektirir. Adaptasyon sağlanamadığında uyum problemleri, umutsuzluk, depresyon, sinirlilik ve kaygı gibi çeşitli psikolojik sorunlar görülebilir. Yaşlı tanımında diğer bir ölçüt de kronolojik yaşlanmadır. Gelişmiş ülkelerin önemli bir kısmında emeklilik yaşı olan 65 yaş, yaşlılığın başlangıcı olarak kabul edilirken, Birleşmiş Milletlerin yaşlılıkla ilgili yayınladığı raporlarda 60 yaş kronolojik yaşlanma sınırı olarak belirtilmektedir. Birçok ülkede bireyin günlük yaşamındaki işlevselliğinin azaldığı dilimler olarak yorumlanan 60 ya da 65 yaş, sosyal imkânlardan ve sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanma ve emeklilik açısından sınır olarak kabul edilmektedir” dedi. 

“BEN 18 YAŞINDAYIM”

Yaşlılığı genel anlamda tanımlamada kullanılan tüm bu kriterlere rağmen onu “göreceli” bir kavram olarak ele almanın daha doğru bir yaklaşım olduğunu söyleyen Çınar, “ Bu noktada özellikle, bireysel, sosyal ve kültürel etkenler önem kazanmaktadır. Bireysel etkenler açısından kişilerarası farklılıklar önemlidir. Kendini yaşlı hisseden ve yaşlı gibi davranan bireylerin aksine, zamanın akışına karşı koyarcasına “Ben yaşlı değilim, kendimi 18 yaşında hissediyorum” şeklindeki ifadeleri kullanan çok sayıda yaşlı vardır. Bu tür ifadeler, “fiziksel görünüşü itibariyle yaşlı bir birey, kendini ruhsal açıdan genç görebilir” tezi ile açıklanabilir. Aynı tezden hareketle, bir insan kendini yaşlı hissettiğinde ve yaşlı gibi davrandığında da yaşlanmış demektir. Buradaki farklılığı yaratan en önemli etken, yaşamın anlamlılığıdır.  Çünkü yaşlılığa karşı en güçlü silah yaşama bağlılıktır” ifadelerini kullandı.

KÜLTÜREL BAKIŞ AÇISI 

Genç yaşta evlenmiş ve erkenden torun sahibi olan 50 yaşındaki bir kadın köyde yaşlı olarak tanımlanırken, şehirde yaşayan geç evlenmiş bir kadının orta yaşlı olarak kabul edilebildiğini söyleyen Çınar,  “Sosyal etkenler açısından  “yaşlı sınıflamasını toplum yapar” tezi ön plana çıkmaktadır.

Kültürel etkenler açısından, yaşlılığa verilen değer ve önem kişinin yaşadığı kültüre göre değişebilmektedir. Örneğin, Kuzey Amerika’da daha çok gençlere önem verilirken, Çin’de yaşlılar daha saygın görülmekte ve yaşlıların tecrübelerine daha fazla önem verilmektedir. Gençliğin ön planda tutulduğu, yaşlılara fazla önem verilmediği ve ilgilenilmediği toplumlarda bireyler kendilerini daha erken yaşlarda “yaşlı” hissetmektedirler” şeklinde konuştu.

 

Haber Merkezi