Sayfa Yükleniyor...
Geçmişi eski dönemlere dayanan ve Anadolu Selçuklu Döneminde çıkan oymacılık sanatının, günümüzdeki ender temsilcilerinden olan Tahsin Güler ile gerçekleştirdiğimiz sohbetimizde dünden bu güne gelişimini ele aldık
ONURHAN ALPAGUT- Tarihi çok eski zamanlara dayanan ve Anadolu Selçuklu devrinde ortaya çıkan oymacılık, Osmanlı tarihin en iddialı sanat dalıdır. Günümüzde de geleneksel ölçülerinden bir şey kaybetmeden devam eden sanat, ince işçilik gerektirmektedir.
Geçmişten günümüze kadar birçok eser miras olarak müzelerde yerini almıştır. Birçok engele rağmen, özünden bir şey kaybetmeden gelişmeye başlayan oymacılık, gün geçtikçe farklı teknikler ile zenginleştirilmiştir. Genellikle ağaç materyaller üzerine uygulanan sanat dalı, taş ve mermer üzerine de yapılabilmektedir. Bu sanatı yapan ustaya oymacı denmektedir. Osmanlı devrinde gelişen oymacılık, zamanla diğer medeniyetleri de etkisi altına almış ve farklı devletlere ait birçok eser yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkmıştır. Kabartma sanatı olarak da adlandırılmaktadır. Bizde bu bağlamda ahşap oyma sanatında kendini kanıtlamış ustalardan olan Tahsin Güler ile yaptığımız sohbette sanatın inceliklerini, ne tür malzemeler kullanarak yapıldığını mercek altına aldık. Güler'den sanatın inceliklerini bizimle paylaşmasını istedik.
"ERMENİ USTALARIN YANINDA BU SANATI GELİŞTİRDİM"
Sanata olan ilgisinin çırak olarak gittiği bir ustanın yanında arttığını söyleyen Güler, oyma ustalığını Ermeni ustalardan öğrenerek bugünlere geldiğini ifade etti. Güler, "Ermeni ustalar yaptığım işleri incelediler. O şekilde kendimi Ermeni ustalara kanıtlamış oldum. Sanatımı geliştirdim. Ermeni ustalarında yanında ince işçiliği öğrendim. Daha sonrasında Usta oldum. Kendime atölye açtım. 2004 yılından bu yana da Çiğli Halk Eğitimde bu sanat üzerine dersler veriyorum. Oymacılık üzerine 1998-1999 ve 2009-2010 yılları arasında yaptığım işlerden dolayı almış olduğum 2 adet Türkiye birinciliğim bulunmakta" dedi.
"BU SANATTA AVRUPAYA YÖN VEREN BİZLERİZ"
Sanatın Kökeninin Türkler için Osmanlı Selçuklu'ya kadar uzandığını belirten Güler sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Selçuklu döneminden günümüze kalma ahşap oymalarımız var. 8.yy'da Avrupa'da çıkan Baruh ve Düken tarzları ile yarışır konuma geldi. Avrupa bu sanat dalında modern teknolojiyi kullandı. Bizler ise sadece el ile bu işleri yaptık. Ahşap ve oyma konusunda günümüzde Avrupayı yönlendiren bizleriz. Ancak Osmanlı Selçuk döneminde ustalarımız meşhur olamamıştır. Bunun sebebi ise yapılan eserlerin altında dönemin padişahlarının isminin geçmesidir. Cumhuriyet döneminde ise bu sanat Ermenilerin eline geçmiştir."
"İŞİN SIRRI SABIR VE KONSANTRASYON"
Ahşap oyma sanatının nasıl yapıldığı hakkında bilgiler veren Güler, "Bu sanat tamamıyla el sanatı olduğu için Maraş kökenli ustalarımızın el işi takımları tarafından yapılır. Sanatta ahşap olarak ceviz, ıhlamur, kestane, şimşir, dağ kavakları kullanılır. Özellikle ceviz ağacı ve sedir ağacı bu sanatta tercih edilir. Sanatın inceliği yapraktan tutunda hayvan anatomisine kadar her şeyi bilmeniz gerekir. Sanatı icra ederken bunları gözünüzün önünden canlandırmalısınız. Anatomi bilgisi olmazsa olmazdır. Gerisi de sabır ve konsantrasyondur" dedi.
"SANAT KAYBOLMAYA YÜZ TUTMUŞTUR"
Ahşap oyma sanatının korunması gerektiğini ifade eden Güler, "Bu sanat üzerine İzmir'de Ermeni ustalardan bu sanatı öğrenmiş belki son adam benim. Sanat kaybolmaya yüz tutmuştur. Yine bu konuda devletimize teşekkür ediyoruz. On sene içerisinde geleneksel sanatlara yöneldiler. İnanır mısınız? Şu anda sırf Çiğli'de 200 tane geleneksel sanatlar üzerine eğitim veren hocalar var. Her ilçede ortalama 100 öğretmen sanat dersi veriyor. Devletimiz teşvik ediyor. Yalnız tek bir sorun var. Gençliğe hitap edilmiyor. Daha çok hobi olarak emeklilere yönelik hale geliyor. Devletimiz bir türlü gençlere sanatı yansıtamıyor" şeklinde konuştu.
Haber Merkezi