“Her kitap yolculuktur”

Yazar Halit Payza ile kitapları ve yazarlık öyküsünü konuştuk. Payza, bugüne kadar edebiyata 10’un üzerinde eser vererek katkı sundu. Pandemi döneminde de durmadan üretmeye devam eden yazar 1’i ortak olmak üzere 4 kitabın altına imzasını attı


  • Oluşturulma Tarihi : 01.07.2021 08:12
  • Güncelleme Tarihi : 01.07.2021 08:12
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
“Her kitap yolculuktur”

ONURHAN ALPAGUT-RÖPORTAJ

Yazar Halit Payza edebiyatın üreten isimlerinin başında gelen bir kişi… Birçok Edebiyat Dergisi ve ulusal gazetede yazıları yayınlandı. Bugüne kadar on altı kitabın altına imzasını koydu. Pandemi döneminde de yazmaya devam etti… Bir ortak olmak üzere dört kitap yayınladı. Şu süreçte yayınlanmayı bekleyen kitapları olduğunu müjdeleyen yazar Payza, kendisine yönelttiğimi soruları yanıtladı.

Bize kısaca kendinizden söz eder misiniz?

Kendimden söz etmeyi, yazından söz etmek olarak algılıyorum. Sözü bilirsiniz ‘Anlatsam roman olur’ derler. Ben daha farklı söylemekten yanayım, benden roman olmaz, ama yazabiliyorum. Yazdıklarım Varlık, Üvercinka, Çağdaş Türk Dili, Aydınlık Kitap, Düşünbil, Libido, Berfin Bahar, Afrodisyas Sanat, Kar, Kıyı, Kurgu, Telgrafhane, Cumhuriyet Kitap, Aydınlık Gazetesi, Evrensel, Güney, Patika, Beşparmak, Sanat Olayı, Kül Öykü, Düşün Yazıları, Mavi Güvercin, Gerçek Edebiyat, 32 Punto, Tersakan Toros, Akköy, Altzine, Dönemeç, Yalın Ses, Anafilya, Ege Yakası, İzmir Edebiyat İşliği Öykü Dergisi, Tmolos Edebiyat, Çağdaş Yaşam, Yaşam Sanat, Nif Sanat, Kurgan, Meluşa Öykü, Notos Öykü gibi gazete ve dergilerde yayımlandı. Bu listeye eklemediklerim var. Bunların dışında yayımlanmış şimdilik beş roman, dört öykü, beş deneme, bir inceleme, bir söyleşi olmak üzere on altı kitabım var.

Edebiyatla olan alakanız nasıl gelişti, ilk edebi anlamda bir şeyler üretmeye ne zaman başladınız?

Yazınsal anlamda yazı yazmaya başlamak, yoktan yeni bir metin var etmek. Yazmak eylemi biriktirmekten geçer. Yazmak için biriktirmek zorundasınız. Nasıl biriktirilir? Bir ömür söz konusu, başlar ama bitmez, ucu açıktır. Hala biriktiriyorum ve öğreniyorum. Yazmak eylemi bencildir, yalnız kendisi ile ilgilenilsin ister. Yirmi dört saat yazmayı düşünmeli, sonra yazmalısınız. Yazmak iş olmalıdır. Kendimi tanımlarken öncelikle ‘iyi okur’ olduğumu söylemeliyim, ‘iyi okur’ olmak binlerce kitap okumaktan öteye geçtiğinde başka bir aşamaya dönüşüyor: Yazmaya. Okumaya başladığımda, biriktirmeye, yeterince biriktirdiğimde de yazacağımı düşünürdüm. Yazar mıyım? İşte onu bilmiyorum. Kartvizitinize kolayca iliştirilebilecek bir şey değil bu. Varım ve yazıyorum. Üretmeye ben mi başladım, yoksa okuduklarım ve yazdıklarım beni mi üretti, galiba ikincisi.

Edebiyat ile olan bu yolculukta ailenizin ve çevrenizin etkisi ne düzeyde idi?

Okur olarak başlanılan yolculuk, kitaplardan geçiyor, her kitap yolculuktur. Dün de öyle, bugün de, yarın da öyle olacak sanırım. Ne ailem ne de kendi kurduğum aile bu yolculukta yalnız bırakmadı beni. Bildiğim yolda yürüdüm, onlar da onayladılar. Bugün yazmaya devam ediyorsam hala yoldayım demektir. Yolda olmak iyidir, bin kilometrelik yol bir adımla başlar.

Biyografi, deneme gibi önemli kategorilerde edebiyata ciddi anlamda katkılar sunmuş bir yazarsınız, okurlarımızı bilgilendirmek adına biraz eserlerinizden bahseder misiniz?

Biyografiyi tek bir enstrüman olarak kullanmak yerine deneme ile birlikte çok sesli olarak yazmayı yeğledim. İlk kitabım, kimi dergi yazıları biyografik deneme olarak nitelendirilebilir. Sonraki deneme kitaplarımda yazınsal arkeolojiyi denemelerimde kullandım. Deneme dediğimizde metnin sınırlarını sınırlandırmak, kişisel değerlendirmeleri metnin içinde adı gibi denemek olarak yazmak akla geliyor. Adı yanıltmasın, hiç de öyle değil. Tür olarak yazımı büyük çabayı gerektirir. Deneme, denenecek bir alan değildir, deneme edebiyat felsefesi yapmanın aracıdır. Bilim felsefesi, doğa felsefesi neyse edebiyat felsefesi de odur. İçeriği önemlidir yani, gevezeliği hiç kaldırmaz, tahammülü de yoktur. Yayımlanmış ve türü deneme olarak ortalıkta dolaşan binlerce kitabın adı dışında deneme ile ilişiği olmadığını söyleyebilirim. Benim denemelerimin sığ sular için yazılmadığını söyleyebilirim. Büyük balıklar derin sularda olur. ‘Kelebeğin Ömrü ve Ölümü’ ilk biyografik deneme kitabım. Onu yine daha küçürek biyografik denemeleri içeren ‘Bir Tutam Saç Bir Altın Yüzük’ izler. Ama en çok yapmak istediklerimi ‘Shakespeare Var Mıydı Yok Muydu’, ‘Bilincin Tuhaf Nesnesi’, ‘Ölüm Siyah Gece Uzun’ deneme kitaplarımda yapabildiğimi düşünüyorum. Baskıya hazırlanan kitaplarımı şimdilik söyleşi dışı tutuyorum. Romanları da ayrık tutarsam, inceleme kitabım olan ‘Yazınsal Söylem’ ve ‘Ulusçu Türk Şiiri Üzerinden Resmi İdeoloji Tartışmaları’ söyleşi kitabımda da incelemeyi ve söyleşiyi deneme tadında yazabildiğimi umuyorum.

Pandemi döneminde yine durmadınız üretmeye devam ettiniz. ‘Şahinler ve Güvercinler’, ‘Ulusçu Türk Şiir Üzerinden Resmi İdeoloji Tartışması’ ortak kitap, ‘Vakvak Dalında Hüthüt’ gibi eserleri edebiyatımıza kazandırdınız. Biz okurlar bu kitapları elimize aldığımızda nasıl bir içerik görüyoruz? Biraz anlatır mısınız?

Romanlarımdan ve öykülerimden de söz etmek isterim. İlk romanım ikinci baskısı da yapılan ‘İşgal ve İsyan’, İzmir’in işgali üzerine Ödemiş’te Kuvva-yı Milliye’nin kuruluşunu anlatır. ‘Çerkes Ethem-Puslu Hava’ İzmir’in işgal öncesinden birkaç gün önceye ilişkindir. Çerkes Ethem’ Kuvva-yı Seyyare’si henüz bağımsızlık savaşına girmemiştir, İttihatçı Eski İzmir Valisi Rahmin Bey’in tek çocukları Alparslan’ı kaçırarak fidye istemesi üzerine kuruludur. Bir yandan da İşgalin puslu havası İzmir’in üzerine çökmek üzeredir. ‘Çöl Fedaisi Kuşçubaşı Eşref’, Birinci Dünya Savaşı’na nasıl girmek zorunda kaldığımızın, Teşkilat-ı Mahsusa’nın önemli isimlerinde ve Enver Paşa’nın sağ kolu olan Kuşçubaşı Eşref’in Malta’ya sürgünlüğüne kadar olan olaylar anlatılır. Şimdi Malta Günlerini anlattığım ikinci kitabının düzeltmeleriyle ilgileniyorum, yakında Tarihçi Yayınevi etiketiyle okurla bulaşacak. ‘Şahinler ve Güvercinler’ bir 12 Eylül romanı. ‘Hiroşima’daki Küçük Çocuk Nagasaki’deki Şişman Adam’ adından da anlaşılacağı gibi Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarının öncesini ve sonrasını anlattığım bir roman. Öykülere gelince ilk öykü kitabım ‘Emine’yi Öldürmek’ töre cinayetleri ve kadın temalı öykülerden oluşuyor, ‘Kemal’in Askerleri’ Ulusal Bağımsızlık Savaşına ilişkin yine tematik öykülerden oluşan öyküler içeriyor. ‘Dostoyevski’yi Öldürmek’ edebiyatçıları roman kahramanı olarak işliyor. ‘Vakvak Dalında Hüthüt’ üstgerçekçi/gerçeküstücü ağırlıklı öyküler yazdığım bir çalışma oldu. Her öykünün toplumsal ve gerçekliğe ilişkin bir iletisi olduğunu vurgulamalıyım. İşgal ve İsyan hakkında anımsarsanız yeni baskısı yapmayı istediğimi söylemiştim, bunu gerçekleştirebildim. İlk baskıda gördüğüm fazlalıkları roman dışı bıraktım. Bu biçimiyle içime sindiğini belirtebilirim. Pandemi sürecinin yazmamla ilgisi yok, böyle bir süreç yaşanmasa da yazmaya ve yayımlamaya devam edecektim. “Şahinler ve Güvercinler’, ‘Yazınsal Söylem’, ‘Vakvak Dalında Hüthüt’, ‘Ölüm Siyah Gece Uzun’ ve ‘Ulusçu Türk Şiiri Üzerinden Resmi İdeoloji Tartışmaları’ 2021’de yayımlanan kitaplarım. ‘Resmi İdeoloji Tartışmaları’nda yöntem olarak ana izleğim Bayıldıran’ın Ulusçu Türk Şiiri kitabındaki yazdıkları üzerine benim yorumlarım ve bu yorumlara dayanarak ona yönelttiğim soruları içeriyor. Bayıldıran’ın sorularıma ve yorumlarıma verdiği karşılıkları en ufak bir yanına dokunmadan olduğu gibi aldım. Hatta Sabit Kemal Bayıldıran’ın bana yönelik tatlı sataşmalarını da olduğu gibi bıraktım. Benzeri başka sataşmaları da var, onları hoşluk olarak nitelendiriyorum. Bayıldıran’ın yanıtlarına bütünüyle katıldığımı söylemek ikiyüzlülük olur. Olaylara başka bakıyoruz ve her bakış zenginliktir.

Edebiyatta kendinize nasıl bir yol haritası çizmeyi planlıyorsunuz? Biraz projelerinizden söz eder misiniz?

Yayımlanmak için bekleyen başka kitaplarım yayına hazırlık aşamasında. Ütopya ve distopyaların bilimsel kökenlerine ilişkin bir inceleme, şairlerle yapılan bir söyleşi, Kuşçubaşı Eşref’in Malta Sürgünlüğü günleri üzerine bir roman, İzmir’in işgalini işgalin içinden anlattığım bir başka roman, yine Kuşçubaşı Eşref ve Çerkes Ethem’in Yunan Kuvvetlerine sığındığı kısa bir dönemi anlatan bir başka roman, iki deneme olmak üzere yedi dosyamın kitaplaşması için bekleyiş içerisindeyim. Elbette tezgâhta başka kitaplar var. Yeni bir romanın yazımını bitirdim, yenisine başladım. Kuvva-yı Milliye’nin atlısı gibi dörtnala koşuyorum. En önemlisi sürekli ve düzenli olarak her gün okumaya devam ediyorum. İsterseniz bu kadarla yetineyim. Size ve söyleşiyi okuyanlara teşekkürlerimi iletiyorum.

Haber Merkezi