Neyi anlattığından çok, nasıl anlattığın önemli

‘Alkoliçe’ kitabı ile tanınan genç yazar Tarhan Gürhan, okur-yazar olmadan iyi bir yazar olunamayacağını belirterek, “Neyi anlattığınızdan çok, nasıl anlatıldığı önemlidir” sözleriyle üslubun önemine dikkat çekti


  • Oluşturulma Tarihi : 17.10.2016 09:16
  • Güncelleme Tarihi : 17.10.2016 09:16
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Neyi anlattığından çok, nasıl anlattığın önemli

NİLGÜN TAZE/ÖZEL HABER

Oyuncaklar Görmesin, Alkoliçe, Ekmek Balığı, Bir Gece Kediniz Eve Sarhoş Gelirse, Endişe Bebekleri ve Ben Bir Alkoliğim kitaplarının yazarı olan Tarhan Gürhan, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi.

En çok tanınan kitabı olan Alkoliçe’yi yazarken her gün içerek haleti ruhaniyesini kitabına yansıtan Gürhan, bugün 11 yıldır ayık ve bağımlılık hastalığına yakalanmış diğer bağımlılara nasıl sağlıklı ve mutlu yaşanabileceğinin yollarını öğretiyor.

Alkoliçe’nin dördüncü kitabı olmasına rağmen en çok bu kitabı bilinen Gürhan, kitabı yazarken yaşadıklarını kayıt altına almak istediğini belirterek, şunları söyledi: “Zaten o zamanlar kitabımın bir adı da yoktu. Bazen bir satır bazen 1,5 sayfa, artık o gün nasıl bir hâlet-i ruhiyedeysem onu yazdım. İlerde kitaplaşacağı hiç aklıma gelmedi. Bugün 11 yıldır temizim, alkolü durdurdum ve buradan baktığımda çok puslu görünüyor bana o günler. Sırat köprüsünden geçtim anlayacağınız. Alkoliçe tam bir yıl her gün yazıldı. Bir ‘alkol günlüğü’ denebilir. O zamanlar her gün ve gece içiyordum. Yayımlandığında bir burukluk yaşadım. Çünkü yayınevi tamamını basamadı. Budadılar resmen kitabı. O yüzden kitabım yayımlandı diye sevinemedim bile.”

BİR İPUÇU KİTABI

‘Alkoliçe’ kitabının o günlerde yaşadıklarını kısmen de olsa anlatabildiğini ve bir “ipucu kitabı” olduğu bilgisini veren Gürhan, kitabı yazarken bir gün gelip alkolü durdurabileceğini hiç düşünmediğini belirterek, “Bu yüzden ‘Alkoliçe’ benim için özel bir kitaptır. Bana o karanlık günlerimi hep hatırlatır. Bugün baktığımda, iyi ki yazmışım diyorum. O günlere dair bir belge var elimde ve benim için çok kıymetli. Ben alkolik olmasaydım Alkoliçe’de olmayacaktı, Alkoliçe olmasa ben olmayacaktım! Bir eksiği tamamladı görüşündeyim şimdi. Oyuncaklar Görmesin ve Ekmek Balığı, kıpkısa öykülerden mürekkep. Bir iki paragraflık öyküler bunlar. Bazıları bir satır! Bir Gece Kediniz Eve Sarhoş Gelirse, bir mizah kitabı. Sarhoşluğa ‘kediden’ baktım. Sanki kediler hep sarhoş geziyor aramızda. Alkoliçe, bir günce. Bolca el titremeleriyle yazıldı. Alkol almadan elimin titremesi geçmiyordu” dedi.  

BİR YÜZÜ HASTALIK DİĞER YÜZÜ İYİLEŞME

Gürhan ‘Alkoliçe’ kitabının iki bölümden oluşarak bir yüzünün hastalık diğer bir yüzünün ise iyileşme içerdiğini ifade ederek, ilk bölümünü 2001- 2002 yılları arasında yazdığını söyledi. Her gün tuttuğu bir günce olan kitabının içtiği döneme ait olduğu için “alkol güncesi” olarak anıldığını belirten Gürhan, “İkinci bölüm denemelerden oluşuyor. Kitabım aslında tek bir edebi türe girmiyor. Günceyi, denemeyi, mektubu ne kadar edebiyat sayarsanız o kadarı. Günümüz okuru sadece romanı edebiyat sayıyor. Oysa mektup bizde, edebiyat tarihini ve edebi geleneği ayakta tutan bir türdür. Edebi değil diyemezsiniz. Deneme, bugün pek okunmuyor ama yazarların üsluplarını konuşturdukları bir türdür. Güncelerse edebiyat tarihçileri için altın değerindeki verilerdir. Bir yazar alkolikse, tabii ki güncesine de ‘alkol güncesi’ derler. İlle de bir türe sıkıştırmamız gerekmiyor” şeklinde konuştu.

ŞİMŞEK HIZINDA ANLATIM

‘Endişe Bebekleri’ isimli kitabında yıllar önce yazdıkları ve yeni şiirlerini toplayan Gürhan, kitaplarının dördünün de birbirlerinden farklı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Yani dört benzemezler! Yazmaya ben de şiirle başladım. Ardından kıpkısa öyküler geldi. Çok özel bir türdür. Anlatmak istediğinizi bir şimşek hızında anlatmalısınız. Şiire yakın. Mizah her zaman vardı, tabii kara mizah. Sonra günlük geldi. Sansürsüz. Olduğu gibi, beni olduğu gibi ortaya koyan bir tür. Son kitabım Endişe Bebekleri, şiirlerim. Kutsal bir tür benim için. Şiir artık pek okunmuyor ama ben şiirsiz yapamam, yapamadım. Bu toplum şiir okusaydı bu hâlde olmazdı. Bu kesin bir gerçek!”

 

“BANA BAKMA İZ OLUR”

Gürhan, yazmanın kendisi için bir yaşam biçimi haline geldiğini ve yazmaya devam edeceğini belirterek, en etkilendiği yazarın Raymond Carver’ın olduğunu açıkladı.  Raymond Carver’ın çok güzel öyküleri olduğunu ve kendisine çok yakın bulduğunu söyleyen Gürhan, “Zaten elimden başka bir iş gelmiyor. Başka çarem yok yani. ‘Bana Bakma İz Olur’ diye bir kitap yazıyorum şu günlerde. Beni çok oyalıyor. Bir de hep kafamda dolandırdığım bir roman var. Onu yazacağım günleri iple çekiyorum. Toparlamam gereken hikâyelerim de var. Bunların altından kalksam yeter bana. Az yük değil! Raymond Carver’ın çok güzel öyküleri vardır. Kendime çok yakın buluyorum onu. Sade, sıradan insanın öyküsünü samimiyetle paylaştığı için seviyorum. Bir de o da alkolik, bu da ayrı bir bağ yaratıyor bende. Adsız Alkoliler’de ayılmış. Kitapları çevriliyor, herkesin okuması lazım bence. Kalbimdeki en çok yeri kaplayan yazar odur” açıklamasını yaptı.

HEMEN HER YERDE YAZARIM

Kitaplarını yazarken genellikle önce notlar aldığını ve sonrasında yazacağı konuya odaklandığını ifade eden Gürhan, “Bu notların bazılarını kullanarak yazarım. Başucumda mutlaka kağıt kalem vardır. Hafızama pek güvenmem, beni yanıltabilir, yanıltır. Bu yüzden sıcağı sıcağına yazmayı tercih ediyorum. Sırt çantamda mutlaka bir defterim vardır. Yazmak biraz da unutmamaktır. Bu yüzden hemen her yerde yazarım ya da yazmaya hazırımdır. Bir çeşit vaka-i nüvis gibiyim. Ne zaman hafızama güvensem yanıldım şimdiye kadar. Notlarımı sonunda bilgisayara geçirdim. 550 sayfayı geçti. Bakalım ne hâle gelecek o notlar” ifadelerini kullandı.

NEYİ ANLATTIĞINDAN ÇOK, NASIL ANLATTIĞIN ÖNEMLİ

Genç bir yazar olan ve kendisi gibi genç yazarlara sürekli okumaları tavsiyesinde bulunan Gürhan, okur-yazar olmadan iyi bir yazar olunamayacağı görüşünde. Gürhan, yazar olmayı düşünenlere yönelik olarak, “Okumalarını öneririm. Sürekli okumalarını... İyi bir okur olunmadan iyi bir yazar olunmuyor. Bu artık kesin bir vargı. Etraf okumaz yazarlarla dolu, okur-yazar olmalarını tavsiye ederim. Kendilerine ait bir üslup oluşturmalarını, bunun için uğraşmalarını söyleyebilirim. Neyi anlattıklarından çok, nasıl anlattıklarına yoğunlaşmalarını dilerim. Üslup ancak böyle elde edilebiliyor. Bir üslubunun olması yazarı özgün kılar. Özgünlük hep bir arayıştır. Hiç bitmeyen… Bundan daha büyük özgürlük yok bence. Bir kitabı okuduğunuzda yazarının kim olduğu üslupta saklıdır. Üslup olmazsa olmaz” tavsiyelerinde bulundu.

ZAMAN BENİM İÇİN CİNNETTİR

Türk ve yabancı yazarlar içerisinde çok ve çeşitli yazarlardan etkilendiğini ifade eden Gürhan, zamanın kendisi için bir cinnet hali olduğunu belirterek duygu ve düşüncelerini şu şekilde paylaştı:  “Etkilendiğim yazarların hepsini saysam evin yolunu bulamayız. İlk aklıma gelenleri sıralayayım: Orhan Pamuk, Yaşar Kemal, Vüs’at O Bener, Sait Faik, G. Papini, Raymond Carver, Milan Kundera, Fernando Pessoa, Italo Calvino, Edgar Allen Poe, William Saroyan, Borges, Cortazar… Zaman ise benim için bir cinnettir. Zamanla sınırlı olmak beni çıldırtıyor. Fakat gel gör ki zamana ihtiyacımız var. Bir yazıyı bitirmem için bana zaman verildiğinde çok sıkılıyorum, sıkışıyorum, ellerim terliyor. Fiziksel sonuçları da var yani. Zaman verilmezse de yazı sürünüyor, bitmiyor. Bir ‘son gün’ gerekiyor. Zamandan sıyrılmaya çalışıyorum elimden geldiği kadar. Saat takıyorum ama estetik bulduğum ve diğer insanlarla buluşacağım zaman. Sık sık saat sıkıcı geliyor bana. Zamanın saate bakmadan geçivermesi çok hoşuma gidiyor. Zamanla oluveren şeyleri seviyorum. Daha sürprizli geliyor bana. Hayvanlar zamanı bilmeden güzel güzel yaşıyorlar mesela. Öyle olabilmeyi, hep şimdiki zamanda kalmayı nasıl da isterdim. Kedi, köpek, at gibi hayvanlar hep şimdiki zamanda yaşıyorlar. İmreniyorum doğrusu.”

TOPLUM HAZIR DEĞİL

Yazılarını yazarken toplumsal yargılarla ters düşerek bazen mahalle baskısını üzerinde hissettiğini ve duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edemediğini söyleyen Gürkan, şunları söyledi: “Bazen mahalle baskısı hissettiğim oluyor! Yalan yok! Yaşadığımız dünya aşikâr. Genellikle deneysel metinler yazdığım için çok başıma gelmiyor ama yine de yazdıklarımı sildiğim de oluyor. Bu da nasıl bir memlekette yaşadığımızı gösteriyor. Şimdi yeni bir ‘polemik’ başlatmanın anlamı yok diyorum çoğu zaman. Hani ‘Toplum hazır değil’ diye bir geyik var ya, işte onun bir geçeklik payı var sanırım. Son olarak iyilik, sağlık, incelik, güzellik, estetik ve elbette sanatla dolu bir yaşam diliyorum hepimize.”

 

TARHAN GÜRHAN KİMDİR?

1969’da Ankara’da doğdu. Antalya’da Akdeniz’e baka baka büyüdü. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü bitirdi. 25. Kare, Leman, Hürriyet / Gösteri, Edebiyat ve Eleştiri, Uç, Virgül, Varlık, Kaçak Yayın, Budala, Artimento, Notos Öykü, Kurgu, Akıl Defteri, Patika, Dünya’nın Öyküsü, Kedici, Üç Nokta, Psikeart, Akköy, Birikim, Sözcükler, Natama dergilerinde, Cumhuriyet Kitap, Taraf Kitap Ekleri gibi çeşitli dergilerde bir göründü bir kayboldu. “Çizgilerle Deprem Albümü” / Leman Kitapları (2000), “Aşık Öyküler” / Okuyanus Y. (2002), “Bir Berber Bir Berbere” / İletişim Y. (2015) olmak üzere üç ortak kitabı bulunmaktadır. “Oyuncaklar Görmesin”, “Ekmek Balığı”, “Bir Gece Kediniz Eve Sarhoş Gelirse”, “Alkoliçe/ Kendini Kundaklama Dersleri”, “Endişe Bebekleri” ise kendi kitapları arasında yer alıyor.

 

Haber Merkezi