Sokaklar ilham veriyor

Sokak fotoğrafçılığının hayatla iç içe olduğunu belirten fotoğraf sanatçısı Mutlu Çağlar, “Sokak fotoğrafçılığı günlük yaşamı farklı bir gözle görmenizi ve defalarca geçtiğiniz yolları yeniden keşfetmenizi sağlar” dedi


  • Oluşturulma Tarihi : 09.11.2017 07:34
  • Güncelleme Tarihi : 09.11.2017 07:34
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Sokaklar ilham veriyor

E. ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

İzmir’de yaşayan 40 yaşındaki Mutlu Çağlar, Celal Bayar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Edebiyat Bölümü’nü bitirdikten sonra Pergel Eğitim Kurumları’nı kurdu. Fotoğrafa küçük yaşlardan itibaren ilgi duyan Çağlar, 2 yıl önce Fujifilm ve fotoğraf sanatçısı Nilay İşlek ile yolu kesişince fotoğraf alanında kendini geliştirmeye başladı. 13 yıldır bu kurumda öğretmenlik ve idarecilik görevimi sürdüren Çağlar, bir yandan da sokak fotoğrafçılığı üzerine çalışmalar yapıyor. “Sokak sizin için ne ifade ediyor?” sorusuna, “Sokak hayattır” şeklinde yanıt veren Çağlar, objektifini yaşamın kendisine çevirmekten büyük keyif alıyor. Çağlar, “Ben insanların doğumundan itibaren fotoğraf çektiğini düşünüyorum. Bunun için herhangi bir araca gerek yok. Beyin ve göz aldıkları eğitimle oluşturdukları zemin üzerine gördüklerini kayıt altına alıyorlar. İnsanların aynı objeyi görmeleri rağmen kişilerin farklı farklı ifade etmeleri de bundan kaynaklanıyor. Bu sebepten dolayı doğduğumdan beri fotoğraf çekiyorum” dedi.

İNSAN ÖGESİ VAZGEÇİLMEZİ

İnsan öğesini ve insana dair anlatımı fotoğraflarında sıklıkla kullanan Çağlar, “Önce fotoğraf beni çekiyor sonra ben fotoğrafı çekiyorum. Fotoğraf alanında tek bir tarza bağlı kalmıyorum ama daha çok belgesel ve sokak fotoğrafçılığına yakın ürünler ortaya çıkıyor. Hepsinin İçinde mutlaka insan ögesi yer alıyor. Yaşanan hayatları ve olayları belgelemek hoşuma gidiyor. Boş bir sokak ve sokaktaki evlerin fotoğrafını çekiyorsunuz. Bu sokak ve ev, sanki terkedilmiş bir yöreden. Ne kapıda ne de sokakta bir yaşam belirtisi yok. Düz beyaz dış duvarlar ve gökyüzü bu ıssızlık ve izlenimini arttırıyor. Birkaç dakika sonra sokaktan birileri geçmeye başlıyor. Yürüyen bir kadın çerçeve içinde ne kadar önemsiz bir yer kaplıyor. Uzakta sokağın basındaki iki adam birer nokta gibi. Buna karşın fotoğrafa bir öncekine göre bir yaşam sıcaklının geldiği sanırım izleniyor. Ben fotoğrafta yasam sıcaklığının olmasını oldukça önemsiyorum. Belki bunun bir sebebi yıllara sonra belgesel niteliği taşıyabilecek bu fotoğrafların dönemimizi o çağa taşıyabilecek olması” diye konuştu.

GÜZEL BİR COĞRAFYAYA VE IŞIĞA SAHİBİZ

Türkiye’de fotoğrafın gelişimi üzerine konuşan Çağlar, “Son yıllarda oldukça başarılı işlerin çıktığını görüyoruz. Ülke olarak güzel bir coğrafyaya ve ışığa sahibiz. Bu fotoğrafçılık alanında önemli bir artı… Ben Türkiye’de fotoğrafçılığının geleceği hakkında çok ümitliyim. Oldukça başarılı eğitim kurumlarımız var ve bu düşüncemin en büyük destekleyicisi” dedi. Fotoğraf çekimi esnasında kendisini çok etkileyen bir anısını paylaşan Çağlar, “Her fotoğrafımı çektiğim anı hatırlıyorum. Hepsinin bende bir hatırası var ve her biri hakkında uzun uzun konuşabilirim. Ama İzmir’de düzenlenen bir koşu aktivitesinin ardından koşuya katılan bir anne ve babanın 6-7 aylık bebekleriyle olan iletişimi beni çok etkilemişti. Bebek annesinin ayaklarına tutunarak kalkmaya çalışıyordu. Bir bebek ve onun hayata karşı duruşunda annesinden aldığı destek ve onu mutlulukla izleyen babasın çektiği fotoğraf beni çok etkilemişti” ifadelerini kullandı.

HİÇBİR YARIŞMAYA KATILMADIM

Fotoğraf yarışmaları hakkında görüşünü sorduğumuz Çağlar, “Hiçbir yarışmaya katılmadım. Sebebini soranlara da fotoğraf at mı yarıştıralım cevabını veriyorum” diyerek yanıt verdi. Çağlar, “Ben fotoğrafın yarıştırılmasını doğru bulmuyorum. Neye göre birbirlerini geçecek bende derin duygular oluşturan bir fotoğraf sizde aynı etkiyi oluşturması mümkün mü? Sanat nedir sorusunun bile tam karşılığı bile verilememişken biz bir dalda eserleri nasıl yarıştıralım? Fotoğrafta mutlak doğrunun olduğuna inanmıyorum onlar benim duygularımı yansıtıyor sadece” dedi. Çok seyahat etmenin işine ve hayatına etkisinden bahseden Çağlar, şu ifadeleri kullandı: “Ben neysem, benim bakışım neyse bu görüntüleri çerçeveleme biçimim ona göre değişiyor. Farklı hayatlara temas ettiğim zaman bu da fotoğrafın dilini etkiliyor ve ben de zenginleşiyorum. Ne kadar sınırlı bir alanda üretirsem fotoğraf dilim de o kadar sınırlandırılmış olur. Daha üzerine kafa yormamız gereken, iletişim kurmamız gereken çok fazla insan kitlesi ve çok fazla hayat var. Bu hayatları da görmeden fotoğraf dilini geliştirmek oldukça zor geliyor bana bu yüzden seyahat çok önemli.”

YENİ KÜLTÜRLERLE TANIŞTIM

Fotoğraf çekmeye başladıktan sonra olaylara farklı pencerelerden bakma becerisi kazandığını belirten Çağlar, şunları söyledi: “Görme gözümde ciddi anlamda değişlik olduğuna inanıyorum. Bakmak ile görmek arasındaki farkı daha iyi anladığımı düşünüyorum. Bunun yanı sıra yeni yerler ve yeni insanlar görmemi ve tanımamı sağladı. Çok farklı yeni kültürlerle tanıştım. Hatta yaşadığım yerde bile daha önce fark etmediğim güzelliklerin farkına varmaya başladım. Son olarak da iş hayatımda yaşadığım stresten ve yorgunluktan tamamen kurtulmamı sağlıyor. Aynı zamanda yürüyüş yaparak spor yapmamı bile sağlıyor diyebilirim.”

MUTLAKA BİR DUYGU İÇERMELİ

Duyguları olan her insanın fotoğraf çekebileceğine inandığını ifade eden Çağlar, “Fotoğraf çekmemizi sağlayan en önemli etken duygularımız. 5 yaşındaki kızım da çok güzel fotoğraflar çekiyor. Çünkü en saf duygular onda. Dünyaya o kadar temiz ve güzel bakıyor ki benim asla çekemeyeceğim fotoğrafları şu an o çekiyor. Tamamen teknik bilgilerle donatılmış ama herhangi bir duygu ve düşünce ifade etmeyen bir fotoğraf insanlara bir aktarımda bulunamaz diye düşünüyorum. Bana göre fotoğrafın amacı insanlara bir şey aktarmaksa mutlaka bir duygu içermeli. Bunun tabii karsınızdakilerin bilgi birikimi ve hayatta bakış açısı da çok önemlidir. Teknik bilgi size duygularınızı anlatmanızda yardımcı olacaktır mutlaka. Ama bakış açınızı ve duygularınızı aktaramadığınız sürece fotoğrafta bir şeyler mutlaka eksik kalır ve bunu teknik bilgi sağlayamaz diye düşünüyorum” dedi.

SOKAK HAYATTIR

Çağlar, “Sokak sizin için ne ifade ediyor?” sorusuna ise şöyle yanıt verdi: “Sokak hayattır. Bütün insanların ortak yaşamıdır sokak. Orada beraber yaşarız. Ve sokaklarda her türlü insanla karşılaşmanız mümkün. İnsanların birbiriyle ilişkilerini yaşadıkları yerlerdir sokaklar. Sokakta hayat vardır. Hayatı yaşamak hissetmek isterseniz sokağa çıkın. İzmir inanılmaz güzel bir şehir. Muhtemelen her insan için yaşadığı coğrafya çok özeldir. Ama İzmir gerçek bir cennet... İnsanları çok sıcakkanlı, güzel, duygusal ve modern… Ayrıca fotoğraf çekmek için ışığı çok güzel. Bizim coğrafi konumumuz yılın her dönemi farklı ışıkları yakalamamıza olanak sağlıyor. İzmir’de ayrıca deniz belki en büyük şansımız. Denizi olan bir şehirde yaşamak ve fotoğraf çekmek dünyanın en güzel duygusu olsa gerek.”

İLETİŞİM ÖNEMLİ

Fotoğrafçı olarak karşılaştığı zorluklardan bahseden Çağlar, “Bu çektiğiniz şeyle ilgili mesela çok serbest, bir sokakta fotoğraf çekiyorsanız, sokak fotoğrafçılığı yapıyorsanız insanların kişisel ve özgürlük alanlarına girmemeniz gerekiyor. İnsanların izni dışında bir şey çekmemeniz gerekiyor. Bu izin almak bir şey imzalatmak da olabilir sadece bir bakışla da olabilir bu tamamen o insanla kurduğunuz iletişimle pekişiyor. Yani iyi bir iletişiminiz varsa fotoğraf çekmenizin karşısında hiçbir engel yok. Ama iletişiminiz kötüyse bir sürü bürokratik engele kadar gidebilir” diye konuştu.

BAKMAK İLE GÖRMENİN AYRIMI

“Sokak fotoğrafının özü insan ve hayattır” diyen Çağlar, sokak fotoğrafı çekmenin püf noktasının ise hayata karışmak olduğunu söyledi. Çağlar, “Bir fotoğrafçı olarak, fotoğrafa yabancı olan bir toplumun arasına karışmaya çalışmak sadece zamanı boşa harcamaktır. Sokaktaki anları ancak onlardan biri olduğumuz zaman yakalayabiliriz. Bir sokak fotoğrafçısı için belirlenmiş bir konu sorunu olmadığından, hatta sokakların yaşamı çevreleyen birimlerin yerleşim alanı olduklarını düşünecek olursak, sokak fotoğrafçıları hiçbir zaman fotoğraflarını çekmeden önce konu hakkında uzun uzadıya düşünmek zorunda kalmazlar. Zaten insan yaşamının içindedirler. Bir diğer deyişle, bizim objektifimiz genellikle yaşamın kendisine çevrilidir. Etrafımızdaki çoğu insandan farklı olarak, bakmak ile görmek fiillerinin ayrımını çoktan yapmışlardır” ifadelerini kullandı.

ÇEKMESİ DE İZLEMESİ DE EĞLENCELİDİR

Sokak fotoğraflarının başarılı olabilmesi için konunun herhangi bir şey ifade etmesinden ziyade karelere bakanlara çok şey ifade etmesi gerektiğinin altını çizen Çağlar, şunları söyledi: “Dolayısıyla kompozisyonunuza önem verin. Bu ancak tecrübe ile kazanılabildiğinden mümkün olduğu kadar çok fotoğraf çekin. Özel bir yerde, belirli bir saatte çekilen ‘turist’ fotoğrafları yerine, tek bir karede anlatılan hikayeleri tercih edin. Bazen yalnız bir heykel bile çok şey anlatabilir. Yanınızda sürekli olarak bir fotoğraf makinesi bulundurun. Böylelikle, fotoğraf her zaman yanınızda dolaşacaktır ve fotoğraf çekmeye, fotoğrafçı gözüyle bakmaya daha da aşina olacaksınız. Sokak fotoğrafçılığı günlük yaşamı farklı bir gözle görmemizi sağlar. Çekmesi de izlemesi de eğlencelidir. Size sonsuz bir özgürlük alanı sunar. Daha önce defalarca geçtiğiniz yolları yeniden keşfetmenize yol açar. Makinenizin ayarlarından korkmayın farklı teknikler deneyerek daha önce çekilmemiş kareleri yakalamaya çalışın.”

 

Haber Merkezi