13 Mart 2026, Cuma 06:37
19°C İzmir

Ulaş’ın ikinci dili “şiir” oldu

Yazar-Şair Hasan Ulaş, yazarlığa uzanan serüvenini gazetemiz İLKSES’e özel olarak anlattı. Ulaş, okuyup yazmaya ortaokul yıllarından beri ilgi duyduğunu söyledi

Ulaş’ın ikinci dili “şiir” oldu haberinin görseli
ONURHAN ALPAGUT-ÖZEL RÖPORTAJ
Yazar-Şair Hasan Ulaş, birçok yazar-şair gibi yazmaya okuyarak başlamış. Yazarın yazı yeteneğini keşfeden ise ortaokuldaki Türkçe Öğretmeni Elif Kolaç olmuş. Zamanla farklı dergilerin mutfaklarına giren şair, bu esnada “Kirman” (2015) adlı eserini Türk edebiyatına kazandırdı.
İsterseniz röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım.
Hasan Ulaş. 1981’de Manisa-Salihli’de doğdum. İlk-Orta-Lise öğrenimimi burada tamamladım. 2000 yılında Ticaret Meslek Lisesinden mezun oldum. Bir türlü ısınamadığım işletme fakültesini yarım bırakıp iş hayatına atıldım. Halen özel bir madencilik firmasında çalışmaya devam ediyorum.
Yazma serüveniniz nasıl başladı?
Okuyup yazmaya ortaokul yıllarından beri ilgi ve alakam vardı. Bunu ortaya çıkarıp teşvik eden ortaokuldaki Türkçe öğretmenim Elif Kolaç olmuştur. Yazdırdığı kompozisyonlar, şiir denemeleri, yaptırdığı münazaralar katılmaya teşvik ettiği yarışmalar benim ufkumu açmakla kalmadı bana dünyayla ve hayatla temas kurabileceğim edebiyat denilen ikinci bir lisan kazandırdı. Tabi o zaman ben bunun henüz farkında ve bilincinde değildim. Uzunca bir dönem okumak, odada bir pencere açmanın yazmak da bir iç dökmenin dışında bir şey değildi benim için. Bu zamanla değişti. Bir çocuğun konuşmayı öğrenişi gibi yazı özellikle de şiir benim için ikinci bir dil haline geldi. Dünyayı ve hayatı bu dille yoğurup yorumlama ihtiyacı günden güne arttı. Bu süreçte dergilerle tanışmaya başladım. Okurluk yavaş yavaş yazarlığa dönüşmeye başladı. Bu yönüyle dergiler hem bir okul olma vasfını hem benim gibi yazıda yol bulmaya çalışan insanlarla buluşma ve tanışma vesilesi oldular. Zamanla Sinada, Cinas, Zifir fanzin, Artemis gibi dergilerin mutfağına girmeye işin başka boyutlarına merak salmaya başladım. Bu arada olur mu olmaz mı derken ilk kitabım Kirman’ı 2015 de çıkardım.
Yazdıklarınızda sizi ne kadar görüyoruz?
Bu biraz tehlikeli bir soru. Yanıtlaması da zor. Yazmak kamusal alanda öznel bir eylem. Sanatla uğraşan herkes aynı kaynaklardan beslenir aynı malzemeyi kullanır. Fakat hepimiz farklı şeyler ortaya koyarız. Her kuyumcu elindeki cevheri mücevhere çevirirken devraldığı mirası, kendi bilgisini, görgüsünü, algısını, tecrübe ve estetik anlayışını eserine nasıl yansıtıyorsa sanatçı da yapıtlarında bunu yapar. Bizi birbirimizden ayıran rayihamızdır. Biz ham duygu ve düşünceyi iyi işleyebildiğimiz onu kamusallaştırabildiğimiz ölçüde başarılı olabiliriz. Yazmak bir ‘iç dökmedir’ ama mümkün mertebe dökülen ‘iç’ yazanın içi olmamalıdır. Daha açık anlatmak gerekirse, istediği zaman okura rolleri değişme fırsatı verilmelidir. Okur metinle o illiyet bağını kurabildiği ölçüde bizi anlar. Esnek, edilgen yer yer şizofren yapısıyla Türkçe mümbit bir dil. Özellikle de edebiyatçılar için. Sözcüğü çok önemsiyorum. Sözcükler, sesimizle biçim verdiğimiz duygu ve düşüncenin saklama ve servis kapları. Dilin nüvesi. Onun için ben çoğunlukla şiirimi bir sözcük üzerine kurarım. Benim cevherim odur. Yönelimimi bir sözcük ve onun etrafında halelenen duygu ve düşünce katmanları oluşturur. Onu mayalarım. Beklerim. Tekrar yoğururum. Ta ki istediğim kıvama gelene kadar. Ben şiiri toprağa kök salmaya çalışan bir ağaca benzetirim. Gövdesi, dalları, yaprakları ve meyveleriyle şimdiki zamana, kökleriyle dünden aldıklarıyla yarına ait bir ağaç. Bazen ağacı sallamak çürük meyvelerini, kuru yapraklarını dökmek, kuru evinsiz dallarını budamak gerekir. Toprağını işlemek… Yunus, Nesimi, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan gibi nicelerinin şiirlerini hala okuyor ve hala bugün yazılmışçasına canlı hissediyorsak bu köklerinin derinliğinden ağacın sağlamlığındandır. Benim gayretim ve çabam da yarına bir ağaç bırakabilmek.
İlk kitabınız Kirman’dan bize söz eder misiniz?
Şimdiye kadar yayınlanmış tek kitabım ‘Kirman’ 2015 yılında Sinada yayınlarından çıktı. Kirman bir dünya metaforu üzerine kurulu. Kendimi keşfedişim, kendimden yola çıkarak dünyayı anlama ve anlamlandırma çabamın bir özeti. ‘Tin’sel bu kitabın kalbindeki şiir diyebilirim.
Türk toplumu sizce yeterince okuyor mu?
Yeterince okumuyoruz orası kesin. En vahimi de öğretmenlere okutamıyoruz. Çocuk evde anne babasından görmüyor. Okulda öğretmeninden. Çocuğa okumayı nasıl sevdireceğiz? Yalnız Türkiye’de kitap okuma oranlarının kitap satışı üzerinden de hesaplanamayacağını düşünüyorum. Çünkü bizde kitap elden ele gezer. Kendimden biliyorum bir kitabı en az beş kişi okur. Artık okur alışkanlıkları da değişiyor. Otuz kırk yıl önceki gibi uzun ve ağdalı metinlere tahammül edecek, daha doğrusu zaman ayıracak bir okur yok artık. Çünkü mobilizasyon arttı. Hızımız arttıkça zamanımız kısaldı. Bilgisayar, telefon, televizyon gibi çeldiriciler hayatımıza girdi. Artık kimsenin dağlardan şifalı ot toplayıp yarasına merhem karacak vakti yok. Hapı varsa hapını yaz diyor… Derdi ne ise hapını istiyor. Dermanın çilesini çekmeye ne heves var ne mecal. Elektronik kitaplar ve internet olumsuzluklarıyla birlikte dolaşımı ve okura ulaşımı olumlu etkiledi bu bir gerçek. Son yıllarda yazar ve yayıncı için en büyük ekmek kapısı çocuk ve genç edebiyatı. Artık bir haz kuşağımız var. Haz almadıkları hiçbir şeye ilgileri yok. Dürtüseller. Haz kuşağını hedef alan edebiyattan yoksun, çeviri ve wattpad kitapları dili ve kültürü erozyona uğratan çok büyük bir tehlike. Yiyip içtikleri gibi okudukları da fastfood. Böyle olunca beynin de ruhun da kimyası bozuluyor. Dijitalleşiyorlar. Duyu ve duyguları köreliyor.
Kitap fuarlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kitap fuarlarını olumlu ve gerekli buluyorum. Dijitalleşen dünyada okurun özelliklede gençlerin ve çocukların kitaba dokunmasına ve kokusunu teneffüs etmesine vesile oluyor. Okurun yazarla göz ve söz teması kurabildiği yegane yerler fuarlar. Henüz yazar olarak katılma fırsatım olmadı ama okur olarak her yıl giderim.
Türkiye’de kitap yayımlamak zor mu?
Kitap yayımlamak zor değil de iyi kitap yayımlamak çok zor. Matbaadan hallice birçok tabela yayınevi var. Özellikle şiir kitaplarını telifli bastırmak güç. Çünkü şiirin yazanı okuyanından fazla. Buna karşı da değilim. İmkânınız varsa bastırırsınız. Kim karışır? Fuzuli gibi bir adamın kıymeti kendinden asırlar sonra anlaşıldı. Hangi ağaç kurur hangi ağaç asırlık olur onu zaman bilir. Bize fidanı dikmek düşer.
Kutu kutu kutu kutu….
‘TİN’SEL

Kirman döndükçe
V/akte,
i/zanla eğrildi zaman
Doldu çile.
Feleğin, sayısız ş/işle
Başımıza ördüğü kader nakışlı çoraptan
Kaçıverdi
‘Tin’
Dünya insanın insanlığıyla sınandığı yeğane yer.
‘Hiç’ten geriye sayarak göbek kordonuna bağlı bangi camping yapar gibi geldiğimiz dünyada aşkla sınanışımız. Miras alıp miras bıraktığımız bitmek tükenmek bilmeyen dünya telaşımız. Geçim sıkıntımız. Demo-kratik fix menülerden, ölümlerden ölüm beğenvari seçim sıkıntımız. ABD ve İsrail’in BOP’unda bulunan boncuk! Mikrodalgada ısıtıp ısıtıp önümüze konan soğuk savaşlar. Mülteciler. Ruhumuzu işgale uğraşan habis ur: Mitomanik oportünist evinsiz dini’darlık. Kadın, çocuk, ağaç… Horgörgörüsü artan hoşgörüsü azalan bir toplum.
 

Kaynak: HABER MERKEZİ

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.