Sayfa Yükleniyor...
Psikolog, eğitimci yazar Ali Orhan ile yazıyla olan hikayesini konuştuk. Yazar Orhan’ın bugüne kadar kaleme aldığı dört kitabı bulunuyor. 5’inci kitabının yakında raflarda yerini alması bekleniyor
ONURHAN ALPAGUT-RÖPORTAJ
Psikolog, eğitimci yazar Ali Orhan’ın psikoloji üzerine yayınlanmış kitapları bulunuyor. İlki 2009 yılında “Geçinmeye gönlün var mı?” adlı kitabı. Eş seçimi ve aile içi iletişimi konu alıyor. Yazdığı tüm kitaplarda mesleğinin etkisi yoğun olarak görülen Ali Orhan’ın son kitabı ise 2018 yılında “Yaşamın Mola Tesisleri” adıyla yayınlandı. Konusu çocuk yetiştirme üzerine olan, ailelere kılavuz niteliği taşıyan 5’inci kitabın ise yakın bir süre zarfında yayınlanması bekleniyor.
Sizi kısaca tanıyalım…
1962 yılında Kütahya’nın Gediz İlçesi’ne bağlı Çeltikçi Köyü’nde doğdum. Köyde büyüyen her çocuk gibi bende köy koşulları neyi gerektiriyorsa öyle yaşadım. Arkadaşlarımla bol bol oyun oynadım. Kendi oyuncağımı yapmayı öğrendim. İnek ve hindi çobanlığı yaptım. Tarlada, bahçede, harmanda çalıştım. Traktörle çift sürdüm, ekin ektim, yük taşıdım. En çok da kendir tarlasında çalıştım. Aşık oldum. Kız yüzünden kavga ettim. Lisede siyasetle ilgilendim. Başım belaya girdi. İlkokulu köyümüzde Ortaokulu ve Liseyi Gediz’de okudum. Lise sonrası önce ODTÜ’yü kazandım. Herkes şaşırdı tabi. Çünkü lise eğitimimi, birinci sınıfı 3 yılda, ikinci sınıfı 2 yılda, üçüncü sınıfı doğrudan geçerek tam altı yılda bitirmiştim. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası YÖK yeni kurulmuş ve ülkemizdeki anarşinin sorumlusu olarak üniversiteler görüldüğü için katı kurallar uyguluyordu. ODTÜ’de eğitim dili İngilizce olduğundan önce bir yıl hazırlık sınıfında İngilizce öğrenmek gerekiyor. Benim lisedeki yabancı dilim Fransızca’ydı. YÖK hazırlık sınıflarında sınıf tekrarını kaldırmış, yani bir yılda sınıfı geçemezsen atılıyorsun. Bu durumu sınıfta kalan 600 öğrenci gibi bende sonradan öğrendim. Sıkıyönetim koşullarında sesimizi duyurmaya çalıştık. Bir parça başarılı olduk. Türkçe eğitim yapan üniversitelere geçiş hakkı tanındı. Her üniversite alacağı bölümlere üçer kişilik kontenjan belirledi. Bir yıl önceki üniversiteye giriş puanlarımız esas alınarak üçer tercih yapma imkanı sunuldu. Ben Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümünü birinci tercih olarak yazdım. Dört yılda üniversiteyi bitirdim. Bir yıl sonra da rehber öğretmen olarak atandım. 1988 yılında rehberlik öğretmeni olarak başladığım görevimin 15 yılı; ilköğretim okulu, Rehberlik ve Araştırma Merkezi ve Özel Eğitim Uygulama Merkezi Müdürü olarak geçti. 2014 yılında idarenin tasarrufu ile idarecilik görevim sonlandırıldı. Ankara’ da bir ilkokulda rehberlik öğretmeni olarak görevime devam ediyorum.
Yazıyla olan hikayeniz nasıl başladı?
Yazıyla olan hikaye aslında kitap okumakla başladı. Ben hatırlamıyorum ama rahmetli annem ilkokul 3. sınıfta okumayı öğrendiğimi söylerdi hep. Kızım birinci sınıfa başladığında çok zorlandı. Ödev yapmak istemiyordu. Daha doğrusu yapamadığını sonradan fark ettik. Annemin bizde misafir olduğu bir zamanda kızıma ödev yaptıramayan eşim kızımı çok sevdiği babaannesine şikayet ediyordu. “Bak babaannesi kızın yine ödev yapmıyor, ders çalışmıyor” diye. Annem “Öğrenir benim kızım öğrenir, zaten babası da 3. sınıfta öğrendi okumayı, rahat bırakın kızımı” diye torununu savundu. Annem o gün kızımın ve eşimin önünde beni gömdü. Okuma alışkanlığım ilkokulda başladı. Sanırım ilk görev yerleri köyümüz olan Zehra, Sevinç ve Remziye öğretmenlerimin bunda etkisi büyüktür. İlkokul öğretmenlerimi saygıyla anıyorum. Sonra sanat okulu mezunu olan babamın kitap okuması ve her şehre gidişinde bana genellikle Kemalettin Tuğcu kitabı almasının okumamda büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Önce kompozisyon derslerinde yazım gelişti sonra küçük denemeler ve hikayeler yazdım. Ancak yazma üzerinde çok fazla durmadım çünkü yaşamda daha önemli gördüğüm önceliklerim vardı. Ancak 2008 yılında ciddi olarak yazmaya cesaret edebildim.
Birazda kitaplarınızdan söz edelim isterseniz…
Hayalimde hep evlilik üzerine bir kitap yazma düşüncesi vardı. 2008 yılında bir arkadaşıma bu fikrimi söylediğimde “Ne duruyorsun, hemen başla ben elimden gelen desteği sağlarım” şeklindeki cesaretlendirmesiyle yazmaya başladım. Kitabı, 2009 yılında kendi imkanlarımla yayınladım. “Geçinmeye Gönlün Var mı?” adlı ilk kitabım çok beğenildi. Bu kitap eş seçimi ve aynı zamanda bir aile içi iletişim kitabıydı. Kitap hakkında oldukça olumlu dönüşler aldım. Özellikle kitabımı okuduktan sonra evliliğinde bazı sorunların çözülmeye başladığını belirten okuyucular yazma cesaretimi artırdılar. 2015 yılında kitabın ikinci baskısını yaptırdım. Hatta bu kitabın adını taklit ederek kitap yayınlayanlar bile oldu. Bu konuyu seçmemin en temel nedeni gerek rehberlik öğretmenliği, gerekse okul müdürlüğü yaptığım dönemlerde görüştüğüm öğrencilerimin ve ailelerinin yaşadıkları aile içi iletişim sorunlarıydı. Milli Eğitim Bakanlığının 2012 yılında Ankara’nın Şereflikoçhisar İlçesi’nde başlattığı Mutlu Aile Güçlü Türkiye projesinde aile eğitimlerini vermek üzere görevlendirildim. Gerek bu proje esnasındaki çalışmalarım gerekse velilerle ve sivil toplum örgütlerinde vermiş olduğum eğitimler beni yeni bir kitap yazmaya sevk etti. Çünkü verdiğim eğitimlerde dezavantajlı bölgelerde yaşayan ailelere; sağlıklı ve mutlu aile için karı-kocalığın önemini anlatıyordum. Birçoğu ilk defa bir psikologla karşılaşıyordu. İçlerinde daha önce anne-babalık eğitimi alanlar olmuştu ama kimse karı kocalık eğitimini düşünmemişti. Bu çalışmalarımdan yola çıkarak 2014 yılında ikinci kitabım “Evliliğin İlk 50 Yılı Zordur”u yine kendi imkanlarımla yayınladım. Öncelikle kitabın ismi çok beğenildi. Kitabın adını okuyanlar “50 yıldan sonra geriye ne kaldı” diye soruyorlardı. Bende 50 yıl dişinizi sıkarsanız diş filan kalmaz, ondan sonrası kolay diye takılıyordum. Kitabın içeriği de çok beğenildi. Kitap profesyonel bir yayınevinden çıkmamasına rağmen en büyük kitapçıların raflarında yer aldı. Bazı psikologlar çalıştıkları çiftlere ödev olarak bu kitabı önermeye başladılar. Eşlerin bireysel ruh sağlığının karı kocalık sistemi üzerine etkisini incelerken bir konu özellikle dikkatimi çekti. Boşanmaların önemli bir nedeninin kök aileden kaynaklandığını fark ettim. Birçok kişi kök ailesinden vedalaşmadan evleniyor ve evliliğinde sorunlar yaşamaya başlıyordu. Bu konuyu araştırmaya başlayınca fark ettim ki vedalaşmak insan ve toplum yaşamında çok önemli bir konudur. İnsanın psikolojik sağlığını korumakta bana göre üç öncelikli faktör vardır. Bunlar vedalaşmak, mola vermek ve yasını yaşamaktır. Bundan dolayı 2017 yılında Vedasızlık kitabımı yayımladım. Ardından profesyonel bir yayınevi tarafından yayınlandı ve tanıtımı yapıldı. İşte o zaman kendimi gerçek bir yazar olarak hissetmeye başladım.
Mesleğinizin kitaplarınızın üstündeki etkisi nedir?
Ben kendimi psikolog, eğitimci ve yazar olarak tanımlıyorum. Mesleğimin kitaplarım üzerindeki etkisi çok fazladır. Çünkü yazdığım kitaplar ve yazılar tamamen uzmanlığımla ilgilidir. Özellikle gerçek yaşamın içinden aldığım olayları bir psikolog gözüyle değerlendirerek yazıyorum. Kitaplarımı ve beni güçlü yapan her zaman işin mutfağında olmamdır. 1988 yılından bu yana çocuklarla ve ailelerle çalışmak beni psikolog olarak hep güçlü kılmıştır. Onun için kitaplarımda yazdıklarım literatür bilgilerinden ziyade hayatın içinden gerçek kişi ve olayları kapsamaktadır.
İlerleyen günlerde sizden yeni bir kitap görecek miyiz?
Aslında 5. kitabımı bitirdim ve bazı yayınevlerine gönderdim. Yakın bir zamanda yayınlanacağını düşünüyorum. Konusu çocuk yetiştirme üzerine anne-babalara yardımcı olacak bir kılavuz kitap. Adı; Çocuk Yetiştirme Kılavuzu; Bin Yıllık Bilgi. Daha sonra ise insanın psikolojik sağlığını korumada önemli saydığım üçüncü konu olan yas üzerine bir kitap yazmayı planlıyorum. Bunun dışında “Kendir Hikayeleri” adında henüz yayınlanmamış bir kitap çalışmam var.
Dijitalleşme ile birlikte yazarlığın geleceği hakkındaki öngörüleriniz nedir?
Dijitalleşme yazmayı ve kitlelere ulaşmayı çok kolaylaştırdı. Bundan sonra yazarların okuyucuların ve de yazın çeşitliliğinin artacağına inanıyorum. Yani okuyucu sayısında artış olacağı gibi yazar hatta yazan sayısında da artış olacaktır. Dijitalleşmenin avantajını kullanan yazarların kısa sürede çok fazla kişiye ulaşacağına ve ünlü olacağına inanıyorum. Dijitalleşmenin gelişmesiyle birlikte yeni edebiyat türlerinin ortaya çıkacağını ve yazarların yaş aralığının gittikçe genişleyeceğini düşünüyorum.
Haber Merkezi