Günlük yaşamda sık karşılaşılan unutkanlık çoğu kişi tarafından sıradan bir durum olarak görülse de, bazen beynin önemli bir uyarı sinyali olabilir. Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, normal ve hastalığa bağlı unutkanlık arasındaki farkı anlatarak, “Unutmak, hepimizin hayatının bir parçası. Anahtarımızı nereye koyduğumuzu unutabiliriz, bir ismi hatırlamakta zorlanabiliriz ya da mutfağa neden girdiğimizi birkaç saniyeliğine hatırlamayabiliriz. Bunların çoğu aslında normaldir. Normal unutkanlıkta bilgi kaybolmaz, sadece ulaşmak gecikebilir. Bir süre sonra hatırlanır. Ama hastalığa bağlı unutkanlıkta bilgi gerçekten kaybolur. Yani kişi aynı soruyu tekrar tekrar sorar, aynı olayı yeniden yaşar gibi anlatır ve bunun farkında olmaz. İşte bu noktada unutkanlık artık bir ‘durum’ değil, bir ‘işaret’ haline gelir” dedi.
GÜNLÜK YAŞAMI ETKİLEYEN UNUTKANLIKLAR ALARM VERİYOR
Uysal, özellikle günlük yaşamı etkileyen unutkanlıklara dikkat çekerek, “Kişinin tanıdık bir yerde yolunu kaybetmesi, para işlerini karıştırması, yemek yaparken aşamaları unutması ya da kelime bulmakta belirgin zorlanması… Bunlar ‘yaş aldım normaldir’ diye geçiştirilecek şeyler değildir” diye konuştu. Unutkanlığın en bilinen nedenlerinden biri olan Alzheimer hastalığının genellikle sinsi başladığını ifade eden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, “En erken dönemde hastalar yeni bilgileri öğrenmekte zorlanır. Aynı soruları tekrar eder, randevularını unutur, eşyalarını alışılmadık yerlere koyar. Ama burada önemli bir detay var; Alzheimer sadece unutkanlık değildir. Bir süre sonra kişi yönünü bulmakta zorlanır, karar vermede güçlük yaşar ve günlük hayatın organizasyonu bozulmaya başlar” diye konuştu.
GENÇLERDE UNUTKANLIK ÇOĞUNLUKLA BEYİN HASTALIKLARINDAN KAYNAKLANIYOR”
Doç. Dr. Uysal, gençlerde görülen unutkanlıkların çoğunlukla beyin hastalığından kaynaklanmadığını söyledi: “Özellikle genç yaşta görülen unutkanlıkların büyük bir kısmı aslında beyin hastalığı değildir. Uyku eksikliği, yoğun stres, anksiyete, depresyon ve sürekli maruz kaldığımız dijital bilgi yükü… Bunların hepsi dikkat sistemimizi bozar. Ve şunu unutmamak gerekir: Hafıza, dikkat olmadan çalışmaz. Ben bu durumu şöyle özetliyorum: Sorun bazen hafızada değil, dikkatin kendisindedir. Stresin hafıza üzerindeki etkisi ise düşündüğümüzden çok daha güçlü. Beynimiz stres altındayken öğrenmeye değil, hayatta kalmaya odaklanır. Bu nedenle bilgi kaydı zayıflar, dikkat dağılır ve kişi kendini ‘çok unutkanım’ diye tarif etmeye başlar. Aslında beyin o anda farklı bir önceliklendirme yapıyordur.”
ERKEN TANININ ÖNEMİ
Unutkanlığın ilerlemesi durumunda vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Uysal, “Erken tanı yalnızca teşhis için değil, süreci yönetmek için de kritik öneme sahiptir. Hastanın öyküsü, yakınlarının gözlemleri, bilişsel testler, kan tetkikleri ve beyin görüntülemeleri bir araya getirilir. Erken tanı ile bağımsızlık korunur, tedaviler zamanında başlar ve aile sürece hazırlıklı olur” dedi.
“HAFIZA YAŞAM TARZIYLA İLİŞKİLİDİR”
Hafızayı korumanın yaşam tarzıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Uysal, şu önerilerde bulundu: “Beyin kullanılınca gelişir. Düzenli egzersiz, kaliteli uyku, sosyal etkileşim, yeni şeyler öğrenmek, okumak ve üretmek beynin sağlıklı kalmasını destekler. Tansiyon, şeker ve genel sağlık kontrolleri de zihinsel aktiviteler kadar önemlidir.”
“BEYNİN VERDİĞİ SİNYALLERİ ZAMANINDA FARK EDEBİLMELİ”
Uysal, unutkanlığın nedenine göre geri dönüşün mümkün olduğunu söyledi: “Depresyon, vitamin eksikliği veya uyku bozukluğu kaynaklı unutkanlık gerileyebilir. Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarda tamamen geri dönüş mümkün olmasa da, doğru tedavi ve yaklaşım ile süreci yavaşlatmak ve yaşam kalitesini artırmak mümkündür. Önemli olan, beynin verdiği sinyalleri zamanında fark edebilmektir.”