SAĞLIK

Uzmanından sanatın ruh sağlığına etkisi değerlendirildi

Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sanatın birey ve toplum ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekerek sanatın depresyon, kaygı ve stresle mücadelede önemli bir araç olduğunu vurguladı.

Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sanatın toplum sağlığı üzerindeki iyileştirici etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yaşar, özellikle şehir yaşamında artan depresyon, kaygı ve stres gibi sorunların önlenmesinde sanatın önemli bir rol oynadığını belirterek, ailelerin ve okulların sanatsal faaliyetleri programlarına dahil etmesi gerektiğini ifade etti. Sanatın insan psikolojisi üzerindeki etkisini değerlendiren Müge Yaşar, analitik ve duygusal zihin arasındaki dengeye dikkat çekti. Yaşar, “Eğitim sistemimiz genellikle analitik düşünen sol beyni odaklar; ancak sağ beyin duygusal zekayı ve estetiği temsil eder. Okulların ve ebeveynlerin rutinlerine müze gezilerini ve sanatsal aktiviteleri dahil etmesi hayati önem taşır” dedi.

SANATIN BEYİN KİMYASINA ETKİSİ

Sanatın nörobiyolojik etkilerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sanatla uğraşmanın beyin üzerindeki olumlu etkilerini şu sözlerle anlattı: “Sanatla uğraşmak, beyindeki dopamin oranını yüzde5 oranında artırır. Bu artış, sevdiğiniz bir yemeği yediğinizde hissettiğiniz hazla eş değerdir. Dopamin beynin ödül yolağı ve haz merkezidir. Bunun yanı sıra sanat, temel stres hormonu olan kortizonu düşürür. Normal şartlarda dinlenirken vücudun gevşeme sistemlerinin aktif olması gerekir; ancak zihniniz kaygı doluysa farkında olmadan adrenalin sistemi tetiklenir. Bu durum kortizolü artırarak bağışıklık sistemini baskılar. Araştırmalar, sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenmenin kortizol seviyelerini net bir şekilde düşürdüğünü kanıtlamaktadır” diye konuştu. Yaşar ayrıca şehir estetiğinin de ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. “Toplumda artan şiddet olaylarının temelinde, bireylerin hayata dair anlam arayışlarını kaybetmeleri yatar. Sokaklarda güzel eserlerin, estetik binaların ve sokak sanatının varlığı, kişideki ‘güzele dahil olma’ isteğini uyandırır. Suç oranlarının yüksek olduğu bölgelerde toplumsal aidiyet duygusunun azaldığı görülür. Sanat ise insanları ortak bir paydada toplayarak aidiyet hissi oluşturur. Örneğin İspanyol mimar Gaudi’nin eserleri, doğaya yakın ve yuvarlak hatlı formlarıyla insan doğasına çok uygundur. Estetikten yoksun, köşeli binalar ruhumuzda mikro travmalar yaratırken; Barselona gibi şehirlerde sosyo-ekonomik düzey çok yüksek olmasa bile insanlar çevrelerindeki estetik doku sayesinde daha mutlu yaşarlar.”

“SANAT TRAVMAYI İYİLEŞTİREN GÜVENLİ BİR YOL”

Sanatın özellikle travma sonrası süreçlerde önemli bir destek aracı olduğunu vurgulayan Yaşar, şu ifadeleri kullandı: “Travma ve yoğun kaygı yaşayan kişiler genellikle iç dünyalarına kapanır ve kendilerini ifade etmekte zorlanırlar. Sanat, bu dışavurumu sağlayan güvenli bir yoldur. Kişi, zihni bir şeyle meşgul olmadığında negatif düşünceleri ‘geviş getirir gibi’ tekrarlamaya meyilli olabilir. Sanat, kişiyi bu sarmaldan çıkararak anda kalmasını sağlar” dedi. Gençlerin gelişiminde sanatın rolüne de değinen Yaşar, “Beyinde sinaptik bağlantıları hızlandıran BDNF adlı bir protein vardır. Depresyonda bu proteinin seviyesi düşerken, sanatla ilgilenen gençlerde arttığı kanıtlanmıştır. Çocukluk ve gençlik yıllarında sanatla ilgilenen bireylerin, 30’lu yaşlara geldiklerinde depresyona girme riskinin yüzde 45 oranında azaldığı saptanmıştır. Bu nedenle bazı ülkelerde artık ‘müze reçeteleri’ yazılmaktadır” ifadelerini kullandı.

“SOKAK SANATINA İHTİYACIMIZ VAR”

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine de değinen Müge Yaşar, şehir yaşamının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini şöyle özetledi: “Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2019 verilerine göre, şehirde yaşayanlarda anksiyete bozukluğunun yüzde 39, duygu durum bozukluğunun ise yüzde 40 daha fazla görüldüğü hatırlatılmaktadır. Sanatın tedaviye dahil edildiği durumlarda ruhsal şikayetlerin yüzde 32 oranında gerilediği ispatlanmıştır. Eğitim sistemimiz genellikle analitik düşünen sol beyni odaklar; ancak sağ beyin duygusal zekayı ve estetiği temsil eder. Okulların ve ebeveynlerin rutinlerine müze gezilerini ve sanatsal aktiviteleri dahil etmesi bu noktada hayati önem taşır. Daha çok parka, daha fazla sokak sanatına ve doğayla bütünleşmiş bir estetiğe ihtiyacımız var. Hepimiz bu konuda daha talepkar olmalıyız.”