YUSUF ÇAĞIRTEKİN-ÖZEL HABER
İzmir siyaseti son dönemde belediyelere yönelik operasyonlarla sıkça gündeme geliyor. 31 Mart 2024’te gerçekleşen yerel seçimlerde ilçelerinde seçilen 4 belediye başkanı; Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay, Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek şu anda cezaevinde bulunuyor.
Seferihisar Belediyesi’ne yönelik operasyonda gözaltına alınan Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit ise ev hapsine çarptırıldı ve daha sonra ev hapsi kararı kaldırıldı. İzmir Büyükşehir Belediye eski Başkanı Tunç Soyer ise3 aydır cezaevinde bulunuyor.
Belediye operasyonlarının ardından Valilik kararı ile ilçelerde gerçekleşen başkan vekilliği seçimlerinde meclis içinde yaşanan aritmetik oyunları, rozet değişimlerini ve ani ittifak kaymalarını izliyoruz. Nitekim Menderes’te7 Ağustos’ta gerçekleştirilecek başkan vekilliği seçimi öncesi YENİ Parti’nin de denkleme girmesiyle ilçenin farklı bir partiye geçebileceği konuşuluyor.
Operasyonlar ve ardından yaşanan makam değişiklikleri, yerel siyasetin işleyişinde yeni bir dönemi beraberinde getirdi. Uzmanlar bu dönemi “yeni normal” olarak tanımlarken; bu dönemin uzandığı tarihi ise 2017 yılında başkanlık sistemine geçiş için yapılan referandum olduğunu söylüyor.
Operasyonların yalnızca belediye başkanlarını değil, bürokratından meclis üyesine kadar geniş bir kesimi etkilediğini belirten uzmanlar, siyasetin giderek “kriz yönetimi” eksenine kaydığına dikkat çekiyor.
Hukukçular ise yaşanan süreçlerin demokrasi açısından riskli bir süreç olduğunu ifade ediyor. Belediyelerin bir bekleme odası psikolojisine büründüğüne dikkat çeken hukukçular, bu yaşananların gözaltına alınan başkanlar için ciddi bir travma yarattığını, avukatlar olarak dosyalara ulaşmakta zorlandıklarını belirtiyor.
Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez, İntegral Araştırma Koordinatörü Ümit Yaldız ve İzmir Baro Başkanı Avukat Sefa Yılmaz, operasyonların yalnızca belediye başkanlarını değil, bürokratından meclis üyesine kadar geniş bir kesimi etkilediğini belirterek, siyasetin giderek “kriz yönetimi” eksenine kaydığına dikkat çekti.
Seçimle verilen temsil yetkisinin yargısal süreçlerin gölgesinde kalmasının yerel demokrasi açısından ciddi bir sorun yarattığını belirten Dr. Zekiye Seda Sönmez, seçilmiş olmanın hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmadığını vurguladı ve soruşturmaların siyasetin temel belirleyicisi haline gelmesinin seçmenin iradesini tartışmalı hale getirebileceğini söyledi. Sönmez, “Sandık ‘Kim yönetecek?’, hukuk ise ‘Hangi sınırlar içinde yönetecek?’ sorusunu yanıtlamalı” diyerek iki meşruiyet alanının birbirinin alternatifi haline gelmemesi gerektiğini ifade etti.
Siyaset ‘Kriz Yönetimi’ne Kayıyor
Sönmez, görevden alma, soruşturma ve meclis krizlerinin artmasının siyasi enerjiyi hizmet üretmekten hukuki riskleri yönetmeye yönelttiğini belirtti. Bu durumun yerel siyaseti “yönetim siyaseti”nden “kriz yönetimi siyaseti”ne dönüştürebileceğini söyleyen Sönmez, sürekli değişen yönetim kadrolarının belediyelerin uzun vadeli plan yapma kapasitesini de zayıflattığını dile getirdi.
Görev değişikliklerinin yalnızca siyasi kadroları değil, belediyelerin kurumsal hafızasını da etkilediğini belirten Sönmez, yönetimlerin sık değişmesiyle bilgi birikimi, proje hafızası ve karar alma deneyiminin zayıfladığını dile getirdi. Büyük ulaşım, kentsel dönüşüm ve altyapı projelerinin bir seçim döneminden çok daha uzun zaman gerektirdiğine dikkat çeken Sönmez, “Başkanlar değişebilir, ancak şehrin hafızası değişmemelidir” dedi.
Belediyeler Adeta Felç Olmuş Durumda
Ümit Yaldız ise siyasi partilerin genetik kodlarının bir miktar değiştiğini ancak asıl dönüşümün 2017’de başkanlık sistemiyle başladığını savundu. Türkiye genelinde muhalif belediyelere yönelik ciddi bir operasyon süreci yaşandığını belirten Yaldız, geçmişte farklı siyasi yapılara yönelik operasyonlar ve kayyum uygulamaları olduğunu, bugün ise ana muhalefete yönelik operasyonların öne çıktığını söyledi. Yaldız, yaşananları “partilerin genetik kodlarının değişiminden çok Türkiye siyasetinde oluşan yeni bir normal” olarak tanımladı.
Yaldız, İzmir’de yerel yönetimlerin kaynak ve personel sorunlarının yanı sıra operasyon korkusuyla da adeta felç olduğunu ifade etti. En sıradan memurdan üst düzey yöneticiye kadar herkesin attığı imzayı birkaç kez düşünmek zorunda kaldığını belirten Yaldız, bunun bürokratik süreçleri ağırlaştırdığını ve hizmet kalitesiyle kentteki yaşam memnuniyetinin düşmesine yol açtığını söyledi.
Operasyonların yalnızca belediye başkanlarını değil, memur, işçi, teknik personel ve müteahhitlere kadar geniş bir kesimi kapsamasının kaygıyı tabana yaydığını belirten Yaldız, belediyelerdeki “bekleme odası psikolojisinin” giderek derinleştiğini kaydetti.
Siyasi Transferler Güveni Zedeliyor
Meclis içindeki siyasi transferler ve aritmetik oyunlarının seçmende zaten var olan siyaset kurumuna güvensizliği artırdığını belirten Yaldız, operasyonların farklı gerekçelerle aynı sertlikte uygulanmasının da kamuoyunda bütün operasyonların siyasi olduğu algısını güçlendirebildiğini söyledi. Bunun gerçekten suç işleyenlerle ilgili süreçlerin de gölgelenmesine yol açabileceğini ifade eden Yaldız, asıl tehlikelerden birinin belediye başkanlığı makamının toplum gözündeki saygınlığının aşınması olduğunu dile getirdi. Yaldız, belediye başkanlarının “Her an görevden alınabilecek” kişiler ve makamlar olarak görülmesinin yerel demokrasinin meşruiyeti açısından ciddi bir risk olduğunu belirtti.
Şafak Operasyonları Rutine Dönüştürülüyor
Avukat Sefa Yılmaz ise belediye başkanları ve bürokratların çağrıldıklarında ifadeye gidebilecek kişiler olduğunu belirterek, deliller tam olarak toparlanmadan gözaltı işlemlerinin yapılmasının operasyonların rutinleşmesine ve kanıksanmasına yol açtığını savundu. Bu kişilerin suçları işlemiş ve kaçacaklarmış gibi itibarsızlaştırıldığını ifade eden Yılmaz, bunun “lekelenmeme hakkına açıkça aykırı” olduğunu söyledi.
Yılmaz, şafak operasyonlarını çoğu zaman sosyal medyaya servis edildikten sonra öğrendiklerini, dosyalara ve delillere ulaşmakta sıkıntı yaşadıklarını belirtti. Veriler, deliller ve tanık ifadelerinin tamamının dosyalara girmemesinin savunma hakkını zorlaştırdığını ifade eden Yılmaz, bunun adil yargılanma hakkı ve adalete erişim açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Siyasi soruşturmalarda en küçük bir açıklamanın suç isnadı gerçekmiş gibi dosyaya eklenebildiğini öne süren Yılmaz, bazı durumlarda maddi deliller desteklenmeden gözaltı ve tutuklama kararları verildiğini savundu. Siyasi kimliği olmayan kişilerin de sosyal medya paylaşımları nedeniyle benzer süreçlerle karşılaşabildiğini belirten Yılmaz, avukatlar ve siyasi partilerin ilerleyen dönemde kriz masaları oluşturmak zorunda kalabileceğini söyledi.
Yılmaz,999 depremi sonrasında hazırlanan “deprem çantası” benzetmesi üzerinden belediye başkanlarının da saat 06.00’da kapıları çaldığında hazır bir “cezaevi çantası” bulundurmak zorunda kalabileceğini ifade etti. Şafak operasyonlarının belediye başkanlarından bürokratlara, sanatçılardan sendikacılara ve avukatlara kadar geniş bir kesimde ciddi bir travma oluşturduğunu belirten Yılmaz, gözaltı süreçlerinde kişilerin dört gün boyunca tutulduğunu ve özgürlüklerinin açıkça kısıtlandığını savundu.
Seçmenin Sandığa Güveni Kritik
Operasyonların seçmen davranışında tek yönlü bir sonuç yaratıp yaratmayacağı sıkça tartışılırken; Sönmez bu durumun bazı seçmenlerde kenetlenme ve sandığa daha güçlü sarılma, bazılarında ise siyasi yabancılaşma yaratabileceğini söyledi. Seçmenin oy verdiği kişinin görevden alınmasını “sandıkta verdiğim kararın geçersiz kılınması” olarak görmesi halinde meselenin kişiden çıkarak temsil hakkına dönüşeceğini ifade eden Sönmez, asıl riskin seçmenin sandığın siyasi iradenin temel kaynağı olduğuna dair inancını kaybetmesi olduğunu vurguladı.
Adaylıkta “Şehr-Ül Emin” Kriteri
Önümüzdeki dönemde aday belirleme süreçlerinin nasıl şekilleneceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yaldız ise yerel yönetimlerde adayların şehre aidiyeti, liyakati, dürüstlüğü ve yönetme kapasitesinin öne çıkması gerektiğini söyledi. Belediye başkanlığının50 yıldır “Şehr-ül Emin” olarak tanımlandığını hatırlatan Yaldız, aday belirlemede liderlere sadakatten çok kenti tanıyan ve kentle güçlü bağ kurmuş isimlerin tercih edilmesi gerektiğini belirtti.
Anketler ve parti içi ilişkilerin değerlendirilebileceğini ancak yerel yönetimlerin kendi dinamiklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Yaldız, şehirle bağı olmayan bir kişinin yalnızca siyasi tercihlerle aday gösterilmesini doğru bulmadığını söyledi.
Sönmez de gelecekte partilerin aday belirlerken proje, vizyon ve yönetim kapasitesinin yanında hukuki riskleri dikkate alabileceğini belirterek, “hukuki risk almamak” ile “hukuka uygun davranmak” arasındaki farkın korunması gerektiğini vurguladı. Hukuki geçmişin incelenmesinin sorun olmadığını, ancak bunun adayın şehri yönetme kapasitesinin önüne geçmesi halinde siyasi partilerin belediye başkanı yerine “hukuki kriz yöneticisi” seçmeye başlayabileceğini söyledi.