Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Sanayide Yeşil Dönüşüm (SYD) belgelendirme sürecine ilişkin resmi duyurusuyla birlikte Türkiye genelinde endüstriyel üretim ve çevre yönetimi politikalarında milat niteliğinde yeni bir dönem resmen başladı. Bakanlığın Sanayide Yeşil Dönüşüm Sorumlusu / Baş Sorumlusu havuzuna dahil edilen Çevre Mühendisi ve Yüksek Mühendis Yakup Ateş, yeni mevzuatın İzmir sanayisine yansımalarını değerlendirdi. Endüstriyel emisyonların yönetimi ve Sektörel Mevcut En İyi Teknikler (MET) tebliğlerinin sanayi tesislerinin çalışma esaslarını kökten değiştireceğini belirten Ateş, İzmir’in ağır sanayi havzaları ve organize sanayi bölgeleri için kritik uyarılar ve çözüm önerileri sundu.
KONTROL ETMEK DEĞİL KAYNAĞINDA ÖNLEMEK
Yeni çevre yönetimi sisteminin geleneksel yaklaşımları tamamen tasfiye ettiğini ve üretim süreçlerinde köklü bir transformasyon baskısı oluşturacağını ifade eden Ateş, “Cumhuriyet tarihimizin çevre yönetimi açısından en köklü ve yapısal dönüşümlerinden birine tanıklık ediyoruz. Yeni sistem, gelenekselleşmiş olan ‘kirlettikten sonra atığı kontrol et veya bertaraf et’ anlayışını tamamen tasfiye etmektedir. Bunun yerine, ‘kirlenmeyi henüz üretim aşamasında, yani kaynağında önle’ yaklaşımı yasal bir zorunluluk haline gelmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın havuzundaki bir Yeşil Dönüşüm Sorumlusu olarak net bir şekilde ifade edebilirim ki; bu durum, özellikle eski teknolojiyle üretim hatlarını sürdürmeye çalışan endüstriyel tesisler üzerinde çok ciddi bir transformasyon baskısı oluşturacaktır” dedi.
İZMİR SANAYİSİ VE AĞIR SANAYİ HAVZALARI MERCEK ALTINDA
İzmir’in sahip olduğu sanayi, liman ve ihracat potansiyeli nedeniyle bu yapısal yeşil dönüşüm sürecinde adeta merkez üssü konumunda yer aldığını dile getiren Ateş, kentteki stratejik üretim alanlarına dikkat çekti. Aliağa başta olmak üzere kentteki organize sanayi bölgelerinde demir-çelik, enerji, geri dönüşüm, kimya, lojistik ve liman bağlantılı sanayi havzalarında yeni kuralların belirleyici olacağını kaydeden Ateş, tesislerin acilen MET (Mevcut En İyi Teknikler) analizlerini tamamlaması gerektiğini belirtti. Yeni dönemde tesislerin sürdürülebilirlik performanslarının enerji verimliliği, emisyon azaltımı, temiz üretim teknolojileri, karbon yönetimi ve atık minimizasyonu olmak üzere 5 temel başlık üzerinden puanlanıp belgelendirileceğini aktaran Ateş, üreticilerin bu kriterlere göre üretim hatlarını optimize etmelerinin yasal bir gereklilik haline geldiğini vurguladı.
YÜKÜMLÜLÜK DEĞİL KÜRESEL PAZARDA BÜYÜK BİR FIRSAT
Bakanlık tarafından yürütülen Sanayide Yeşil Dönüşüm belgelendirme sürecinin sanayiciler için bir bürokratik yük olmaktan ziyade uluslararası pazarlarda kalıcı olmanın anahtarı olduğunu ifade eden Ateş, küresel finansmana erişim kolaylıklarına değindi. Süreci hızlı tamamlayan İzmirli firmaların elde edeceği ticari avantajları sıralayan Ateş, “Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve Yeşil Mutabakat süreçlerine hızlı uyum sağlayan firmalarımız ihracatta pazar paylarını artıracak. Ayrıca, karbon emisyonunu yönetebilen tesisler uluslararası yeşil finansman kaynaklarına ve düşük faizli sürdürülebilirlik kredilerine erişimde ilk sırada yer alacaktır. İşletme düzeyinde ise optimize edilen prosesler sayesinde enerji ve hammadde maliyetlerinde kalıcı düşüşler yaşanacaktır” diye konuştu.
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ SANAYİDE YEŞİL YAKALI LİDERLER OLACAK
Mevzuattaki bu köklü değişimin teknik uzmanlık ihtiyacını en üst seviyeye çıkardığını ve çevre mühendisliği mesleğinin geleneksel tanımını tamamen değiştirdiğini belirten Ateş, mühendislerin yeni dönem stratejilerindeki rollerine vurgu yaptı. Klasik anlamda sadece bürokratik çevre izin süreçlerini takip eden mühendislik döneminin kapandığını söyleyen Ateş, “Yeni sistem; proses yönetimi, karmaşık MET analizleri, karbon azaltım mühendisliği, kaynak verimliliği modellemesi ve sürdürülebilirlik yönetimi gibi çok disiplinli bir donanımı şart koşuyor. Çevre mühendisleri artık yalnızca mevzuat uygulayıcısı değil, sanayinin yapısal dönüşümüne yön veren, fabrikaların üretim stratejilerini belirleyen birer ‘Yeşil Yakalı’ lider ve teknik uzman olarak kritik roller üstlenecektir. İzmir iş dünyasının bu süreci zorunlu bir bürokratik yükümlülük olarak değil, geleceğin küresel rekabet sisteminde kalıcı olmanın tek anahtarı olarak görmesi elzemdir. Çünkü dünya artık sadece ne ürettiğinize değil, nasıl ürettiğinize de bakıyor” ifadelerini kullandı.