Yeni bir telefon modeli piyasaya çıktığında artık yalnızca bir teknoloji ürünü tanıtılmıyor. Aynı zamanda tüketim dünyasının bize yeni bir “ihtiyaç” sunduğu bir dönem başlıyor. Oysa elimizdeki telefon hâlâ çalışıyor, ihtiyaçlarımızı karşılıyor ve belki de daha birkaç yıl kullanılabilecek durumda.
Fakat yeni modelin daha güçlü işlemcisi, daha iyi kamerası, farklı tasarımı ya da birkaç yeni özelliği ortaya çıktığında bir anda elimizdeki telefon eskimiş gibi hissediyoruz. İşte tam da burada teknoloji ihtiyacı ile tüketim arzusu arasındaki çizgi bulanıklaşıyor.
Yeni iPhone modellerinin tanıtılmasıyla birlikte Türkiye’deki fiyatlar da bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Paylaşılan fiyat hesabına göre yaklaşık 230 bin liralık satış fiyatının 117 bin lirasını vergiler oluşturuyor. Yani bazı modellerde tüketicinin ödediği vergi yükü, cihazın vergisiz bedelini dahi aşan bir noktaya geliyor.
Bu rakamlar karşısında insanın ister istemez durup düşünmesi gerekiyor: Bir telefon için yüz binlerce lira ödemek gerçekten bir ihtiyaç mı, yoksa bize sürekli daha yenisini istemeyi öğreten tüketim kültürünün bir sonucu mu?
Elbette teknoloji gelişecek. İnsanların daha iyi bir kamera, daha güçlü bir cihaz veya farklı özellikler istemesi son derece doğal. Ancak asıl mesele, çalışan bir telefonu yalnızca yeni modeli çıktığı için değiştirme alışkanlığının giderek normalleşmesi.
Bugün birçok insanın elindeki telefon henüz eski sayılmayacak kadar yeni. Buna rağmen yeni modelin tanıtılmasıyla birlikte yükseltme isteği başlıyor. Reklamlar, sosyal medya ve çevremizdeki insanların tercihleri de bu isteği besliyor. Bir süre sonra telefon yalnızca iletişim kurduğumuz bir araç olmaktan çıkıyor; statünün, modanın ve “geri kalmama” duygusunun bir parçasına dönüşüyor.
Tüketim çılgınlığının en tehlikeli tarafı da burada ortaya çıkıyor. İnsan, ihtiyacı olmayan bir ürünü satın aldığında yalnızca parasını harcamıyor. Aynı zamanda sürekli daha fazlasını istemeye alışıyor. Bir modelin ardından bir sonraki model, onun ardından başka bir ürün geliyor. Sonunda sahip olduklarımız bizi mutlu etmeye yetmez hale gelirken, gözümüz sürekli sahip olmadıklarımıza çevriliyor.
Üstelik böylesine yüksek fiyatların olduğu bir ortamda bu durum yalnızca bireysel bütçeleri ilgilendirmiyor. Borçlanarak, taksitle veya uzun süreli ödeme planlarıyla yapılan tüketim de insanların ekonomik hayatını etkileyebiliyor. Birkaç yıl daha kullanılabilecek bir telefon için ciddi bir bütçe ayırmak, başka ihtiyaçların ertelenmesine neden olabiliyor.
Belki de artık kendimize daha sık şu soruyu sormamız gerekiyor: “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?”