Dinimiz, yakınları arayıp sormayı, uzakta olanları imkan nispetinde ziyaret etmeyi, muhtaç olanlara yardımda bulunmayı emreder. Onları ihmal etmeyi, onlardan selamı kesmeyi de yasaklar. Binaenaleyh bir kimse ölmeden önce evlatlarına geride kalan akrabaları ile selamı kesmelerini isterse bunu yerine getirmek dinen uygun değildir. Mesela baba evladına, “Ben öldükten sonra amcanla konuşmayacaksın, ya da dayına gidip gelmeyeceksin onunla konuşmayacaksın” gibi akrabalık ilişkilerini kesecek bir vasiyet etse bu vasiyet geçersiz olup yerine getirilmesi de dinen doğru değildir.
Mahşer günü Müslüman kimse ilk önce hangi ibadetin hesabını verecek?
Müslüman kimse ahiret gününde ilk önce namazlar ibadetinden hesaba çekilecektir. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü ameller arasında önce namazın hesabı verilecek. Bu hesap güzel olursa kul kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa kul hüsrana düştü demektir. Eğer farzında eksiklik çıkarsa Allah: “Bakın kulumun defterine yazılmış nafilesi var mı?” buyurur. Böylece farzın eksiklikleri nafile (namazları) ile tamamlanır. Sonra bu tarzda olmak üzere diğer amelleri hesaptan geçirilir.” (Ebû Dâvûd, “Salât”, 149; Nesai, “Salat”, 9.) Buna göre kulun ahiret gününde ilk hesabını vereceği ibadet namaz ibadetidir.
Her ölüm şekli bir ecel midir?
İslam inancına göre herkesin bir eceli vardır. Bu ecel ne geri alınır, ne de ileri alınabilir. Aynı zamanda her ölüm şeklide bir eceldir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulmaktadır: “Her ümmet için takdir edilen bir ecel vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir an ileri ne de geri alınamaz.” (Araf, 7/34) Bu bağlamda kişi hangi şekilde ölürse ölsün onun eceli öyle takdir edilmiştir. Örneğin trafik kazasında ölen kimse eceliyle ölmüştür. O kimse için bundan başka bir ecel yoktur. Trafik kazası, ölen kimsenin hayatını kısa kesmiyor, onu eceli gelmeden öldürmüş olmuyor. Bilakis ölen kişinin ölüm sebebi böyleydi ve vadesi dolduğundan bu kaza olmuş oluyor. Buna göre Trafik kazası, cinayet ya da bir başka ölüm şekli kişinin ecelini değiştirmez. Çünkü insanın eceli veya ömrü değişmez. O kişinin o şekilde o zaman öleceği takdir edilmiş demektir.
Allah’ın adını zikretmeden edilen yeminler geçerli olur mu?
Allah’tan başkası adına yemin edilmesi doğru değildir. Yemin ancak vallahi, billahi, tallahi, lafızları ile olur. “Evime kavuşmak nasip olmasın,” “Çocuklarımın ölüsünü öpeyim gibi lafızlar” tarzı cümleler ile edilen yeminler geçerli değildir. Böyle bir söz yemin sayılmadı gibi aynı zamanda doğru ve güzel bir söz de değildir. Böyle sözler ve yeminler Allah Resulü tarafından yasaklanmıştır. Nitekim buna benzer bir yemin etme olayında peygamberimiz sahabeleri uyarmış ve şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ, babanızı zikrederek yemin etmenizi yasaklamıştır. Öyleyse kim yemin edecekse ya Allah’a yemin etsin veya sussun.” (Buhârî, “Eymân”, 4). Bu sözler yemin sayılmadığı için herhangi bir keffaret vermek de gerekmez. Allah adının anılmadığı yeminler yemin sayılmamakla birlikte bazı fıkıhçılara göre Kur’anı Kerime el basılarak edilen yeminler yemin sayılmaktadır.
Günün Ayeti
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.”
(Nisâ, 4/1.)
Günün Hadisi
“Hayırlar içerisinde sevabı en çabuk olanı, iyilik yapmak ve akraba ziyaretinde bulunmaktır. Şerler içerisinde cezası en çabuk olanı ise, zulmetmek ve akrabalarla alakayı kesmektir”
(İbn Mâce, “Zühd”, 23.)
Günün Sözü
Güzellik kısa süren bir saltanattır
Victor Hugo
Günün Duası
Allah’ım güne ve haftaya hayır ve bereketle başlamamı hayır ve bereketle bitirmemi nasip et.
Bunları biliyor muyuz?
Fakih Nedir?
İslam âlimi, İslam Hukukçusu demek.
Günün Nüktesi
Hz. Cüneyd-i Bağdadi’nin Şükür Tarifi…
Cüneyd-i Bağdâdî yedi yaşında iken dayısı Seriyy-i Sakatî onu hacca götürür.
Harem içinde gerçekleşen irfan sohbetlerinden birinde, şükür hakkında konuşulur. Oradaki âriflerin her biri kendi değerlendirmelerini yaptıktan sonra, Seriyy-i Sakatî, Cüneyd’e dönerek onun da konuşmasını ister. Cüneyd, bir müddet düşündükten sonra şu muhteşem cevâbı verir:
“–Şükür, Allah’ın lütfettiği nimetle O’na asi olmamak ve o nimeti masiyete sermaye etmemektir.”