Sayfa Yükleniyor...
ua, dini literatürde, insanın bütün benliğiyle Allaha yönelerek maddi ve manevi isteklerini Ona arz etmesi demektir. Duanın ana gayesi, insanın halini Allaha arz etmesi ve Ona niyazda bulunması olduğuna göre dua, manevi bir bağ anlamı taşır. Bir başka deyişle dua sınırlı, sonlu ve gücü sınırlı olan varlığın sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğu manevi bir köprüdür.
Özet olarak duanın yöntemi şöyledir: Dua gönülden, gizlice ve alçak sesle yapılmalı, mübarek vakit ve yerler tercih edilmeli, kıbleye yönelerek ve Allahın adıyla başlanarak, günahlara pişmanlık duyularak yapılmalı, kabulü için acele edilmemeli, kabul edileceğine inanarak duaya ısrarla devam edilmeli zira peygamber efendimiz dua da ısrar etmeyi tavsiye ediyor.
Onun için kişi sebepler dünyasında yaşadığının bilincine ererek talep ettiği şey birtakım sebeplere bağlıysa önce bu sebepleri yerine getirmeli, yani fiili duasını yapmalıdır. Ayrıca kişi isteğini Allaha arz etmeden önce Allaha hamdü sena Peygambere salat ve selam getirmelidir.
Rükuda ve secdede ne kadar beklemek namazı geçerli kılar?
Fıkıh dilinde, rüku ve secdede beklemeye tadili erkan denir. Tadili erkan, rükünleri düzgün, yerli yerinde ve düzenli olarak yapmak demektir. Namaz, müminin miracı ve İslamın ana direklerinden bir direk olduğundan kılındığında belli bir hassasiyet, önem ve düzgünlük içerisinde kılınması lazım.
Tadili erkana uyularak kılınan namaz, şekil olarak düzgün ve kıvamında yerine getirilmiş olur. Böyle bir ehemmiyet içinde kılınan namaz üstün körü kılınmadığından bilakis tabiri caizse dört başı mamur kılınmadığından Allah indinde makbul olur. Böylece namazdan beklenen ibadet amacı da hasıl olmuş olur.
Tadili erkan, Şafii, Hanbeli, Maliki ve Hanefi fıkıhçısı Ebu Yusufa göre farzdır. Bu fıkıhçılara göre namazda tadili erkan mutlaka yerine getirilmesi gerekir. İmam-ı Azam Ebu Hanifeye göre ise tadili erkan vaciptir.
Namazda dinin temel direklerinden bir direk olduğundan, namaz kılarken özellikle rükuda, rükudan doğrulmada secdede ve iki secde arasındaki oturuşta dikkat edilmesi gerekir. Yoksa namaz eksik kaldığından fasit olur.
Besmele çekmeden yemek yemenin bir sakınca var mı?
Besmele ekmeğimizin bereketi ve her hayırlı işin başı olduğundan her başladığımız hayırlı işe besmele ile başlamalıyız. Yemek yemek, su içmek, ya da buna benzer bir takım nimetlerden istifade ederken de Müslüman besmele ile başlamalıdır. Zira besmele ile başlamadığımızda şeytan da o yemeğe ya da nimete ortak olmaktadır. Besmele ile başlanan yemeğe ise şeytan yaklaşamamaktadır. Nitekim sevgili Peygamberimizin hazır bulunduğu bir ortamda sahabenin birisi yemek yerken besmeleyi çekmeyi unuttu. Besmeleyi çekmeyi unuttuğunu hatırlayınca besmeleyi çekti. Rasulüllah Efendimiz de tebessüm ettiler. Sebebi sorulunca Efendimiz: Besmelesiz yemeğe başlayınca, Şeytan da onunla yemek yiyordu. Besmeleyi okuyunca; şeytan yediklerini istifra etti buyurdular.
Buna göre yemek yerken besmele ile başlamalıyız. Şayet yemeğe başlarken besmeleyi unutmuşsak hatırladığımız anda baştan sona kadar Allahın adı ile başlıyorum demeliyiz.
GÜNÜN AYETİ
Kötülükleri işleyenler hükmümüzden kaçıp kurtulacaklarını mı zannettiler?
GÜNÜN HADİSİ
Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar.
GÜNÜN SÖZÜ
Her kalbin çarpıntısı, kendi ecelinin ayak sesidir.
Bayezid-i Bistami
GÜNÜN DUASI
Ya Rabbi bugün kötü ve haram bir iş yapmaktan beni koru.
BUNLARI BİLİYOR MUYUZ?
Gaza Ordusu Nedir?
Allahın rızası için Onun dinini yaymak, din, namus ve vatanı korumak için düşmanla savaşan müslüman askerler demektir.
GÜNÜN NÜKTESİ
Sabır
Enes İbni Malikden rivayet edildiğine göre Nebi, (çocuğunun) mezarı başında (bağıra-çağıra) ağlayan bir kadının yanından geçti.
Ona: Allahdan kork ve sabret! buyurdu.
Kadın: Çek git başımdan; zira benim başıma gelen felaket, senin başına gelmemiştir, dedi.
Kadın Hz. Peygamberi tanıyamamıştı. Kendisine, onun Peygamber olduğunu söylediler. Bunu duyar duymaz Peygamberin kapısına koştu, orada kapıcılar yoktu. (Özür beyan etmek üzere Hz. Peygambere):
- Sizi tanıyamadım, dedi.
Peygamber de:
- Sabır dediğin, felaketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktır buyurdu.