2

Ebeveynler çocuklarının başka şehre taşınmasına ya da gurbete çıkmalarına dinen engel olma hakları var mı?


  • Oluşturulma Tarihi : 16.04.2019 07:07
  • Güncelleme Tarihi :

İslam dininde anne ve babanın evlat üzerinde hakkı çoktur. Bir evladın ilk işi onların rızalarını kazanmak, gönüllerini almaktır. Öyle ki İslam dini, cennete girmenin bir yolu da anne ve babanın rızasından geçtiğini kabul etmektedir. Onun için İslam dini, evladın anne ve babasına karşı saygılı ve hürmetkar olmasını, onların söz ve telkinlerini dinlemesini Kur’an-i bir ifade ile onlara öf bile demeyi yasaklamıştır. Çocuk anne ve babanın telkinlerini dinlemek zorunda ama bu telkin ve istekler dini çerçeveyi ihlal ediyorsa çocuk anne ve babasına itaat etmek zorunda değildir. Zira inancımızda yaratılmışa masiyet ve günah konusunda itaat etmek yasaklanmış ve haram kılınmıştır. Aynı şekilde çalışmak, okumak, yaşamak veya Hacca gitmek gibi makul ve meşru işlere ana-babanın izin vermemesi halinde duruma bakılır: Ana babaya bakılacak kadar imkan hazırlanmış, evlada muhtaç olmayacak bir ortam temin edilmişse, ana babanın böyle bir seyahate engel olmaya hakları olmaz. Şayet, evlat ana babayı bakıma muhtaç halde bırakıyor, kendine muhtaç durumdan kurtarmadan gidiyorsa, kendisine izin verilmeyebilir. Bu takdirde evladın gitmeye de hakkı olmaz.
Kadın kocasından adak kurbanını kesmek için izin almak zorunda mı?
Adak’ın kelime manası, herhangi bir şeyi yapmaya söz vermektir. Dini kavram olarak adak; Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na tazimde bulunmak için, yapılması mecbur olmayan namaz, oruç ve kurban gibi farz ve vacip ibadet cinsinden bir şeyi yapmayı nezretmek suretiyle o ibadeti kişinin kendisine vacip kılmasıdır. Farz veya vacip ibadet cinsinden adanmış olan bir şeyi yerine getirmek vaciptir. Çünkü adak yapan kimse bu hususta Allah’a söz vermiş demektir. Bu gibi hükümlerin uygulanmasında ise, kadın ve erkek arasında fark yoktur. Adakta bulunan kadının, harcama yapmayı gerektiren bir adağını yerine getirmek için kocasından izin alıp almamasına gelince: İslami hükümlere göre her fert kendi malı üzerinde, bir başka kişinin iznini almadan dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir. Bu sebeple evli bir kadın kendi malından kocasının izni olmadan adağını yerine getirir. Fakat kendi malı adak kurbanını kesmeye yetmeyecek kadar az olduğu için kocasının malından adak kurbanı kesecek olursa, kocasının iznini alması gerekir.
Beş vakit namazı bir abdestle kılmada bir sakınca var mı?
Abdest, namazın ön şartıdır. Abdest bozulmadığı müddetçe onunla kılınacak namaz konusunda herhangi bir sayı sınırlaması yoktur. Çünkü abdestin eskisi yenisi olmaz. Abdest var olduğu sürece bütün namaz çeşitleri farzı, sünneti, nafilesi, kazası, teravihi fark etmeksizin bu abdestle kılınabilir. Yani kişi ne kadar abdestli kalabilirse o kadar o abdestle namaz kılabilir.
Yolculukta bir namazın kazaya kalma durumu varsa vaktinden önce kılmak caiz mi?
Namaz günün belli vakitlerinde yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Bu farz ibadetin yerine getirilmesi için belli şartlar ve erkanlar söz konusudur. Bu şart ve erkanlar yerine getirilmeden kılınan namaz geçerli olmaz. Namaz vakti de bu şartlardan bir şarttır. Dolayısıyla bir namaz vakti girmeden (öğlen namazı gibi) onu eda etmek geçerli değildir. Kılınansa dahi kulun üzerindeki farzıyeti düşürmez. Onun için vakti girmeden bir namazı yolculuğa çıkmak gibi bir sebep de olsa kılmak doğru ve geçerli değildir. Şayet vakit girmeden kılınmışsa vakit girdikten sonra yeniden kaza etmek gerekir.
Günün Ayeti
Muhakkak ki Allah’ın rahmeti, sözünü ve işini en iyi bir şekilde yapan mü’minlere yakındır.” (A’raf, 7/56)
Günün Hadisi
 “Biriniz dua ettiği zaman, Allah’a hamd ve övgü ile başlasın, sonra Peygambere salat etsin, sonra dilediği duayı yapsın” buyurmuştur. (Tirmizi, “De’avat”, 66.)
Günün Sözü
“Başa kakılan bir iyilik daima hakaret yerini tutar.” Jean Racine
Günün Duası
Allah’ım senden başka kimseye bizi muhtaç ettirme.
Bunları biliyor muyuz?
İrşad Nedir?
Müslümanlara doğru yolu göstermek ve onları dini görevleri hakkında aydınlatmaktır.
Günün Nüktesi
Güzel Görüşlü Çirkin Cariye…
Harun Reşid in siyah ve çirkin bir cariyesi vardı. Bir gün cariyelerinin önüne para saçtı. Cariyelerden paraları toplamaya kalkıştılar. Çirkin olan cariye ise, durduğu yerden kıpırdamayıp, Harun Reşid in yüzüne bakıyordu. Harun Reşid, cariyeye “Sen niye paralardan almıyorsun” diye sordu. Cariye, “Onların istekleri paradır. Benim isteğim ise, para değil, paranın sahibidir” dedi. Cariyenin bu sözü, Harun Reşid in hoşuna gider. Cariyeyi kendisine daha yakın kılar ve ona medh ü senada bulunur. Bu hal diğer ülkelerin hükümdarlarına ulaşır ve Harun Reşid, siyah ve çirkin bir cariyeye aşık olmuş derler. Onların bu sözleri Harun Reşid e ulaşınca, tüm hükümdarlara davetiye gönderip, onlara ziyafet verir. Bütün hükümdarlar Harun Reşid in yanında toplandıklari vakit, Harun Reşid, cariyelerin gelmelerini emreder. Cariyeler huzuruna gelince, Harun Reşid her birine yakuttan bir kadeh verir ve yere atmalarını emreder. Bütün cariyeler bu işi yapmaktan imtina ederler. Sonunda çirkin cariyeye, kadehi atıp kırmasını emreder, o da atıp kırar. Bunun üzerine Harun Reşid, mecliste bulunan hükümdarlara “Bu cariyeye bakın. Bunun yüzü çirkindir, fakat içi güzeldir” der. Halife, cariyeye, “Kadehi niçin kırdın diye” sorar. Cariye şöyle cevap verir: “Siz bana, kadehi kırmak için emir verdiniz. Ben ise, kadehi kırarsam, halifenin hazinesinde bir noksanlık olacağını, eğer kırmazsam, onun emrine itaat hususunda noksanlık olacağını düşündüm. Bunun birincisinde noksanlığı tercih ettim ve halifenin emrine itaat ve hürmet ederek kadehi kırdım. Aynı zamanda kadehi kırdığım takdirde delilikle, kırmadığım takdirde ise asilik etmekle suçlanacaktım. Asilik etmekle suçlanmaktansa, delilikle suçlanmak, bana daha uygun göründü.” Hükümdarlar cariyenin bu sözlerini güzel görüp tasvip ettiler ve Harun Reşid in onu sevmesinden dolayı, kendisine karşı takındıkları tavır için özür dilediler.

Ebeveynler çocuklarının başka şehre taşınmasına ya da gurbete çıkmalarına dinen engel olma hakları var mı?
Doç. Dr. Zeki Uyanık
Yazarımız Kim ?

Doç. Dr. Zeki Uyanık