2

İbadetlerin vekalet yoluyla yerine getirilmesi caiz mi?


  • Oluşturulma Tarihi : 10.01.2018 06:47
  • Güncelleme Tarihi :

 

Bedenle yapılan ibadetlerde vekalet geçerli olmayıp, ibadetin bizzat mükellefin kendisi tarafından yerine getirilmesi gerekir. Mesela, mükellef ne kadar hasta olursa olsun, onun yerine başkası namaz kılamaz. Bizzat mükellef, kendisine tanınan ruhsatlar çerçevesinde namazını kılar. Oruç da böyledir.

Mal ile yapılan ibadetlerde ise vekalet geçerlidir. Mesela bir kimse, zekat olarak hesaplayıp ayırdığı meblağı, ikinci bir kişi aracılığı ile fakirlere ulaştırabilir, malının zekatını hesaplayıp fakirlere vermek üzere başkasını vekil tayin edebilir. Hem beden, hem mal ile yapılan bir ibadet olan hacda ise, bizzat mükellef tarafından yapılmasına engel meşru bir mazeret bulunması halinde vekalet geçerlidir. Mazeret bulunmadığı takdirde ise haccın vekalet yolu ile yapılması geçerli olmaz. Vekalet konusunda farz, vacip ve nafile hac arasında fark yoktur. Yani bir kimse şartlar oluştuğu takdirde farz olan hac için vekil tayin edebileceği gibi, vacip veya nafile hac için de vekil tayin edebilir.

Müslüman olmayana Allah iman versin demek caiz mi?

Hayatta olan kafirlerin doğru yolu bulmaları, hidayete ermeleri, İslam ile müşerref olmaları için dua etmede bir sakınca yoktur. Çünkü Rasulullah Efendimiz Uhud savaşında mübarek dişleri kırılıp, yüzü yaralandığında, müşrikler için: “Allah’ım kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar” diye dua etmişlerdi.

Ancak kafir olarak ölen bir kimsenin bağışlanması için dua etmek küfürdür, Allah kafirleri cehenneme koyacağını ve onların orada ebedi kalacağını bir çok ayeti kerimesinde Hz. Peygamber de hadisi şeriflerinde bildirmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de geçen bu ayetler buna işaret etmektedir.

“Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra akraba dahi olsalar, müşrikler için mağfiret dilemek Peygambere ve mü’minlere yaraşmaz” (Tevbe (9) 113).

 “Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma! Mezarı başında da durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkar ettiler...”

“Onlara ister bağışlanma dile, ister dileme, fark etmez. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen de Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah’ı ve Resulünü inkar etmesinden ötürüdür.” (Tevbe (9) 80)

Bunun aksini istemek Allah’ı isabetsizlikle suçlamak emirlerini red etmek ve onu yalanlamak olur ki bu da küfürdür. Buna göre kafir olarak ölen birisi için dua etmek küfürdür. Onun bağışlanması için dua edilemeyeceği gibi aynı şekilde ona Yasin, Fatiha gibi Kur’an’ın bir suresini okumak veya mezarında dua etmek caiz değildir.

Dolayısıyla ölmüş birisine dua etmek, Fatiha okumak için İslam dinine göre o kişinin Müslüman olarak vefat etmiş olması lazım. İslam dışındaki bir inanç veya inançsızlık üzerine ölmüş ise ona rahmet okunmaz dua edilmez mezarının başında Kur’an veya Fatiha okunmaz. Ama kafirin vefatından dolayı onun akrabalarına baş sağlığı ve sabır dilenebilir.

Günün Ayeti

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince, ‘Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz’ derler.”

Bakara, 2/155-156.

Günün Hadisi

“Müslümanın Müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır”

Buhari, “Edeb”, 57.

Günün Sözü

İmtihan seni olgunlaştırmak için Allah’ın lütfettiği bir ikramdır.

Günün Duası

Allah’ım bugün insanların ahını değil duasını almayı nasip eyle.

Bunları biliyor muyuz?

Hace-i Alem Nedir?

Kainatın mürşidi, rehberi, yol göstericisi manasına Resulullah efendimize mahsus bir unvan demektir.

Günün Nüktesi

Hak yola getiren iki söz…

Hasan Basri, bir gün yolda giderken memleketinin tanınmış devlet büyüklerinden birinin oğlu ile karşılaşır. Devlet büyüğünün oğlu yağız atının üzerine kurulmuş, beraberinde de hizmetçileri, bütün sükse ve ihtişamıyla yoluna devam etmektedir.

Hasan Basri yolun ortasında durarak hoş beşten sonra devlet büyüğünün oğluna şöyle seslenir: “Ey devlet büyüğünün oğlu! Sana şu iki sözü satmak istiyorum, alır mısınız?

Devlet büyüğünün oğlu, “Peki kaça satacaksın?” deyince Hasan Basri, “Birincisini bir, ikincisini de iki gümüş para karşılığında veririm.” diye karşılık verdi.

 “Evet, alırım” deyince de ilk sözünü söylemeye koyulur ve şöyle der:

“Ey devlet büyüğünün oğlu!.. Senin evin var mı?” diye sorar. “Var” cevabını alınca da, “Kendin mi yaptırdın, yoksa miras mı kaldı?” diye sorar.

“Kendim yaptırdım” diye cevap verir. “Ne kadar zaman içinde yaptırdın?” sorusuna ise, “Epey uzun sürdü” karşılığını verir. “Neden her imkana sahip olduğun halde çabuk bitirmedin?” deyince de,

“Binanın taşlarını, ağaçlarını taşıyan hayvanlara acıdığım için fazla yük vurdurtmadım. İşte o yüzden de binayı kısa zamanda inşa etmek mümkün olmadı.” der.

Ardından sözü alan Hasan Basri şöyle konuşur: “Ey devlet büyüğünün oğlu!.. Mademki başkalarının hayvanlarına acıyarak fazla yük taşıtmaya razı olmuyorsun, neden öz nefsine acımayıp da onu dağlar kadar günah yığını altında eziyorsun?”

Bu sözler devlet büyüğünün oğlu üzerinde büyük tesir yapar. Atından inerek Allah dostu Hasan Basri’nin ellerine kapanır. Ardından da sabırsızlıkla “iki gümüşü hemen vereceğim, şu ikinci sözünü de hemen söyle” diye yalvarır. Daha sonra Hasan Basri ikinci sözünü söylemeye koyularak şöyle der:

“Yola koyulmuş böyle nereye gidiyorsunuz?” diye sorar. “Devlet reisine gidiyorum.” cevabını alınca, “Bak en değerli elbiseni giymiş, en enfes kokuları sürünmüşsün. Neden? Çünkü devlet reisi ve maiyetinde çalışanlara karşı mahcup olmak istemiyorsun. Halbuki onlar da senin, benim gibi birer insan değil mi? Şimdi sana sormak isterim. Yarın ölüp öbür dünyayı boyladığında omurlarında taşıdığın bu kadar ağır günahlarınla ve kirli alınla peygamberler ve gerçek mü’minler arasında Allah’a karşı hesap verirken utanmayacak mısın?”

Bu sözlerin de son derece derin etkisi altında kalan devlet büyüğünün oğlu atını hizmetçisine verdiği gibi hemen Hasan Basri’nin ellerine sarılarak artık bütün dünyalık nimetleri teper ve ölünceye kadar bu büyük zatın safında Allah’a ibadet etmeye karar verir.

İbadetlerin vekalet yoluyla yerine getirilmesi caiz mi?
Doç. Dr. Zeki Uyanık
Yazarımız Kim ?

Doç. Dr. Zeki Uyanık