2

İnsan ve Din


  • Oluşturulma Tarihi : 04.01.2018 06:46
  • Güncelleme Tarihi :

İslam’da uğursuz bir rakam veya zaman var mı?

İslam dinin de uğursuz diye bir zaman ya da rakam yoktur. On üç (13) rakamının uğursuz oluşunun itikat ve düşüncesi biz Müslümanlara ait olan bir itikat ve düşünce değildir. Bu sayının uğursuz oluşunun kaynağı Hıristiyan ve Yahudi kaynaklardır. Zira Hıristiyan kaynaklarına göre; Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinden önce bulunduğu son yemekte toplam 13 kişi bulunuyordu. Yine Peygamberimiz Hz. Muhammed’in doğduğu (571) ve İstanbul’un fethedildiği (1453) tarihlerin rakam toplamları da on üçtür.

Yahudilere göre ise, 13 sayısının uğursuz olmasının nedeni İbrani alfabesinin 13’üncü harfinin “mavet” (ölüm) sözcüğünün ilk harfi olan “m” olmasıydı. Bu gerekçelerden dolayı Hıristiyanlar ve Yahudiler on üç rakamını uğursuz kabul etmektedirler. Bu düşüncenin temelinde İslam düşmanlığı vardır. Dolayısıyla İslam dininde uğursuz bir zaman ya da rakam yoktur. Herhangi bir varlık, zaman, mekan, rakam uğursuzlukla yorumlanamaz.

Ölen kimsenin ödeyeceği haklar varsa bu haklar nasıl ödenir?

Dinen insanın borcu ikiye ayrılmaktadır. Allah’a karşı borçlar, kullara karşı olan borçlar. Bir kimse, üzerinde mesela oruç borcu olduğu halde vefat etmişse bu onun için Allah’a karşı bir borçtur. Kişi hayattayken bu oruçlarını tutmaktan aciz kalmış ise, orucunun borcunu fidye vererek ödemelidir. Ödeyememiş ise o zaman mirasından ödemeleri için mirasçılarına vasiyet etmelidir. Aynı şekilde zekat, kefaret gibi borçları için de vasiyet ederse varisleri bunu bıraktığı mirasın üçte birinden yerine getirmek zorundadırlar. Vasiyet etmemesi halinde ise varisler dilerlerse onun borcunu ödeyebilirler.

Borç Allaha karşı değil de kullara karşı ise o zaman bu borcu kişi ya ödemeli ya da helallik almalıdır. Zira dinimizde insanların kul haklarına saygılı olunması emredilmiş; kul hakkı ihlalinin, hakkı ihlal edilen affetmedikçe, kimse tarafından affedilemeyeceği belirtilmiştir. Nitekim Veda Hutbesi’nde efendimiz: “Ey insanlar! Sizin canlarınız, mallarınız ırz ve namuslarınız, rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır.)” (Buhari, Hac, 132) buyurmuştur. Bu yüzden ölen kişinin borçları varsa, techiz ve tekfinden sonra kalan malının tamamından borçları ödenir. Kalan miras borçların tamamını ödemeye yetmiyorsa, bu terikenin tamamı borçlar oranında alacaklılara bölüştürülür.

Yanılarak kılınan vakitten başka vakte niyet etmek namaza zarar verir mi?

Kişi yanılarak kılacağı vaktin dışındaki bir vakte niyet etmişse namazına bir zarar gelmez o namaz geçerlidir. Böyle niyet etse dahi namazını bozmamalıdır. Çünkü bilerek değil bilmeyerek ve yanılarak niyet etmiştir. Mesela kişi öğle namazını kılacağı vakitte ikindiye niyet etse ama namaza gelirken öğle namazı diye seccadenin üzerinde durursa bu namaz geçerlidir. Çünkü kalbindeki niyet öğledir. Velev ki dille ikindiye niyet etse de asıl niyeti kalpte olan niyettir. O da vaktin yani öğlenin niyeti olduğu için bu namaz geçerlidir.

Günün Ayeti

Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.

Günün Hadisi

Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.

Günün Sözü

Ey insan! İnsanların çokluğuna bakıp da aldanma. Çünkü sen, yalnız ölecek, kabre yalnız girecek, yalnız kabirden kalkacak ve kendi hesabını yalnız vereceksin.

Hasan-ı Basri

Günün Duası

Ya Rabbi, canımızı ve malımızı her türlü afet, yangın, soygun ve benzeri tehlikelerden muhafaza eyle.

Bunları biliyor muyuz?

Ravda-i Mübarek nedir?

Medine-i Münevverede, Peygamber efendimizin kabr-i ile mescidi minberi arasında kalan mübarek mekan demektir.

Günün Nüktesi

Bulamaç Aşı

Ebû Muhammed Ceriri hazretlerine bir gün talebeleri;

- “Efendim, sizi üzen, unutamadığınız bir hadise var mıdır?” diye sordular. Cevabında buyurdu ki: “Bir gün ikindi namazında mescidimize, halinden garip olduğu anlaşılan bir kimse geldi. Abdest alıp namaz kıldı ve namazdan sonra başını önüne eğip tefekküre başladı. O gün akşam yemeğinde, halife bizleri davet etmişti. Gideceğimiz zaman o kimsenin yanına yaklaşıp;

- “Biz davete gidiyoruz siz de bulunmak ister misiniz?” dedim.

Başını kaldırdı.

- Davete gitmeyeyim. Bir bulamaç aşı getirebilirseniz yerim. Yoksa siz bilirsiniz, dedi.

Ben de, her halde bizim arkadaşlarla beraber olmak istemiyor diye düşünüp, kendisine fazla iltifat etmedim. O gece rüyamda Peygamber efendimizi gördüm. Yanlarında yaşlıca iki zat ve arkalarında kendilerini takip eden birçok kimseyle geliyorlardı. Yanımdakilere, Peygamber efendimizin yanındaki iki zatın kim olduklarını sordum. Birisi İbrahim Halilullah, diğeri Musa Kelimullah ve arkalarındakiler de binlerce nebidir, dediler. İleri atılıp kendileri ile konuşmak istedim. Fakat Peygamber efendimiz bana iltifat etmediler.

- “Ya Resulallah! Ne kabahatim var ki, mübarek yüzünüzü benden çeviriyorsunuz?” dedim.

- “Dostlarımızdan biri senden bulamaç aşı istedi. Sen ise vermekten çekindin.” buyurdular.

Ağlayarak uyandım. Hemen mescide koştum. O zat hala başı önüne eğik olarak tefekkür ediyordu.

Kendisine;

- “Ey efendim! Arzunuzu yerine getirebilmem için bir miktar bekleyiniz.” dedim.

Tebessüm edip;

- Bir kimse bir ihtiyacını size söylüyor. Siz de, yüz yirmi bin nebi şefaat etmedikçe onu yerine getirmiyorsunuz değil mi? dedi ve çıkıp gitti. Bundan sonra ne kadar aradım ve sordum ise kendisini bulamadım. İşte kırk yıldır bu hâdisenin üzüntüsü bende devam ediyor, buyurdu.

İnsan ve Din
Doç. Dr. Zeki Uyanık
Yazarımız Kim ?

Doç. Dr. Zeki Uyanık