2

İnsan ve Din


  • Oluşturulma Tarihi : 08.01.2018 05:45
  • Güncelleme Tarihi :

Kabirde verilen ceza ya da nimet ruha mı bedene mi verilecek?

İslamiyet’te kabir hayatı vardır ve bu kabirde nimet ve azabda haktır. Buna delalet eden ayetler olduğu gibi tevatür derecesine varan hadis-i şerifler de vardır. Her ölü, ister bir kabre defnedilsin, ister denizlerin derinliklerinde kaybolup gitsin, isterse hayvanlar tarafından parçalanıp yenilsin, ahirette mutlaka ya nimetler içinde olacak veya azab görecektir.

Kafirler ve asî olan bazı mü’minler azab görecekler; salih mü’minler ise Allah Teala’nın dilediği şekilde nimet içinde bulunacaklardır. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler. Allah’ın lutuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.” ayeti ile Nuh kavmi hakkındaki: “Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular...” (Nuh Suresi, 25) anlamındaki ayetler birer delil teşkil etmektedir. Hz. Peygamber Efendimiz de; “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” diye buyurmuşlardır.

Kabir azabı hem ruha, hem de cesede her ikisine beraber yapılacaktır. Çünkü ölen insanın ruhunun, kabirdeki cesediyle ilişkili olacağı sahih hâdislerde belirtilmektedir. Nitekim insanın uyku halinde gördüğü güzel veya korkunç rüyalar bunu açıklamaktadır. İnsan korkulu rüya görünce elem; İyi rüya görünce de zevk duyuyor. Halbuki bu acı veya tatlı rüyayı görenlerin yanında bulunanlar, onların ne acılarına ve ne de zevklerine muttali olabiliyorlar. İşte bunun gibi ölüler de kabirlerinde ya büyük bir neşe ve zevk içindedirler, ya da çeşit çeşit azaplara maruz kalıyorlar. Fakat biz onların bu hallerine muttali olamıyoruz.

Komşunun komşu üzerindeki hakkı nedir?

İslam, komşu haklarına büyük önem vermiştir. Önem verdiği gibi komşu hakları hususunda emir ve tavsiyeler de bulunmuştur. Komşu ile iyi geçinmek, iyi bir Müslüman olmanın alameti sayılmıştır.

Bu sebeple, kalbi iman ile aydınlanmış, gönlü İslam’ın güzellikleriyle bezenmiş olan her Müslüman’ın yakın, uzak bütün komşularına iyilik etmesi ve onlara hayırlı bir komşu olması gerekmektedir. Şüphesiz insanın aile bireylerinden sonra en yakın, çevresi komşularıdır. Müslüman, komşularıyla güzel geçinen, seven sevilen aranan güven veren bir insandır. Çünkü çevresine güven vermeyen bir insan, olgun bir mümin olamaz.

Nitekim Hazret-i Peygamber bir hadisi şerifinde buna işaret ederek şöyle buyurmuştur. “Müslüman elinden ve dilinden emin olunan kimsedir.”

Sevgili Peygamberimiz komşuluk ilişkileri ili ilgili  ayrıca şöyle veciz sözler  söylemiştir.

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşularına iyilik etsin.”

“Allah katında arkadaşların en iyisi, arkadaşlarına iyi davranan; komşuların en iyisi de, komşusuna en iyi davranandır.”,

“Cebrail, bana komşuyu o kadar tavsiye etti ki, komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim.”

Bu hadislerden de anlaşıldığı gibi komşu hakları, dinimizin üzerinde titizlikle durduğu bir konudur.

Bu itibarla, iyilik ve ikramda bulunmak, selamlaşmak, ziyaretlerine gitmek, yardımlarına koşmak, sevinçlerini ve kederlerini paylaşmak, güler yüzlü davranmak, hediyeleşmek, düğün ve derneklerine katılmak, cenazelerine iştirak etmek, başsağlığı dilemek, zarar verecek hareketlerden sakınmak, ayıp ve kusurlarını araştırmamak, ihtiyaçlarını gidermeye çalışmak, komşularımıza karşı başlıca görevlerimizdir.

En yakın komşumuzdan başlamak suretiyle evimizin ve iş yerimizin civarında bulanan herkes komşumuzdur. Dolayısıyla her birisinin üzerimizde komşuluk hakları bulunmaktadır. Onun için her Müslüman, en yakından başlamak üzere, bütün komşularına elinden gelen ilgiyi göstermelidir.

O halde toplum içinde sevilen bir insan, Allah indinde övülen bir kul olmak istiyorsak kendimiz için istediğimizi komşularımız için de istemeliyiz.

Komşularımızla güzel geçinmeli, onları hiçbir şekilde rahatsız etmemeliyiz. Gizli sırlarımızı araştırmamalı, eksiklerini gidermeye çalışmalı, sevinç ve kederlerine ortak olmalı, her hususta yardımlarına koşmalıyız.  Unutulmamalıdır ki hayırlı insan topluma, insanlara faydası olandır.

Günün Ayeti

Düşünüp ibret almanız için her şeyi eşler halinde yarattık.

Zariyat Suresi 49

Günün Hadisi

Kendinize hayırdan başka bir şeyle dua etmeyin. Çünkü melekler dualarınıza âmin derler.

Müslim, “Cenâiz”, 7.

Günün Sözü

Her elini sıkanla dost, her canını sıkanla düşman olma

Günün Duası

Allah’ım iman ve ibadetlerimizi güzel ahlak ile süslemeyi nasip et.

Bunları biliyor muyuz?

Hadîs-i Mütevâtir Nedir?

Birçok Sahabenin Peygamber efendimizden ve başka bir çok kimsenin de bunlardan işittiği ve kitaba yazılıncaya kadar, böyle pek çok kimsenin haber verdiği hâdis-i şerifler. Mütevâtir hâdisleri rivayet edenlerin yalan üzerinde sözbirliği yapmaları mümkün değildir.

Günün Nüktesi

Ahiret için çalışıyorduk…

Hâmid-i Aksarâyi Hazretleri, bir gün ziraatla uğraşan talebelerinden birine bir miktar tohum verdi ve,

“Bu tohumların yarısını, tarlanızın bir kısmına sizin için, yarısını da tarlanızın bir kısmına bizim için ekiniz” buyurdular.

Talebe tohumları ekti. Ekinlerin yetiştiği mevsimde tarlaya gittiler. Talebenin tarlasında fevkalâde güzel yetişmiş bir ekin vardı. Diğerinde hiç ekin bitmemişti.

Hâmid-i Velî, talebesine dönerek; “Bu tarladan hangisi bizim, hangisi sizindir?” buyurunca, talebe son derece utandı ve kendi tarlasını göstererek;

“Bu tarla sizindir efendim” dedi.

O da, ekinlere bakarak; “Biz âhiret için çalışıyorduk. Acaba hangi günahımızdan dolayı dünyamız mamur olmaya başladı?” deyip, üzüntüsünü dile getirdi.

Hocasının müteessir olduğunu gören talebe, hakikati söyleyerek üzüntüsünü giderdi.

 

İnsan ve Din
Doç. Dr. Zeki Uyanık
Yazarımız Kim ?

Doç. Dr. Zeki Uyanık