Sayfa Yükleniyor...
Kurban etinin bir parçası kasaba kesim ücreti olarak verilemez. Çünkü verildiği taktirde, kurban ibadetini yerine getirmek için gerekli maddi külfetin bir kısmı bizzat ibadetin kendisi üzerinden karşılanmış olur. Hz. Ali’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah, develer kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı ve kasap ücretini biz kendimiz veririz” buyurdu.(Müslim, “Edahî”, 28). Dolayısıyla kurban etinin bir parçası kesim ücreti olarak kasaba verilemez.
Bayram günlerinde mezarlıklarda para karşılığında Kur’an okumak caiz mi?
Ölüye faydası dokunan ibadetlerden bir tanesi de Kur’an okumaktır. Kur’an okuyup veya okutmakla sevabını ölen kişiye bağışlamak dinimizce uygun bir davranıştır. Cumhuru ulemaya göre bir kimse hiçbir maddi menfaat beklemeden ve almadan Kur’an-ı okur ve bunun sevabını ölüye bağışlarsa yaptığı bu davranış sünnete uygun ve faydalı bir davranıştır. Fakat pazarlıklı menfaat karşılığında başkalarına Kur’an okumak dinen uygun değildir. Ancak ölünün akrabaları okunan Kur’an’dan dolayı okuyan kimseye hediye kabilinden bir şeyler vermesinde bir sakınca yoktur.
Müslüman olmayan komşumuz hastalandığında ziyaret etmemizde dinen bir sakınca var mı?
Gayr-i Müslim komşunun veya tanıdığın evine gitmek, çayını içmek, yemeğini yemek, hatta gerektiğinde misafir kalıp evinde yatmak günah değildir. Hatta onlarla iyi münasebet kurup, onlara güzel örnek olmak yerinde ve güzel bir davranıştır. Ancak, bu sırada onlardan kötü alışkanlık ve âdet almamak gerekir. Bilakis onlara İslami adet ve alışkanlıkların güzel örneğini vermek gerekir. Aynı şekilde gayr-i Müslim komşu ve tanıdığın hastası ziyaret edilir, yolculuktan döndüğünde “hoş geldin” denir, sevindirici, yahut üzücü bir duruma uğrarsa ziyaretine gidilebilir. Buna göre hastalandığında gayr-ı Müslim de olsa komşumuzun ya da tanıdığımızın ziyaretine gitmemizde bir sakınca yoktur.
Kadın üvey oğlunun yanında başını açabilir mi?
Üvey anne, İslam dini nazarında anne, üvey evlat da normal evlat hükmündedir. Dolayısıyla üvey anne üvey oğlunun yanında başını aça bilir dinen de hiçbir sakıncası yoktur. Çünkü bunlar dinen anne ve evlattır. Nitekim Allah Teâlâ Nur Suresi’nin 31. ayetinde bu hususta mealen şöyle buyurmaktadır: “Mümin kadınlara söyle: gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar, kendiliğinden görünen kısım dışında süslerini göstermesinler; başörtülerini yakalarının üzerini de kapayacak şekilde salsınlar. Babaları, kayınpederleri, oğulları, kocalarının oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, Müslüman kadınlar, cariyeler, erkekliği kalmamış tabiler (yani yardıma muhtaç hale gelmiş ve erkekliği kalmamış yoksul ve düşkünler) ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak çağa gelmemiş çocuklardan başkasına süslerini göstermesinler.” Ayetten de anlaşıldığı gibi kadınlar, kocalarının başka kadından olma oğullarının yanında başları açık durabilirler. Nisa Suresi’nin 22. ayetinde ise şöyle buyrulmuştur: “Babalarınızın nikâhladığı kadınları nikâhlamayın. Geçmişte olan oldu. O çirkin, çok iğrenç ve pek kötü bir yoldur!” Buna göre üvey annelerle üvey çocuklar birbirlerine ebediyen haramdır. Haram oldukları için de üvey annenin üvey evladın yanında başı açık bırakmasında bir sakınca yoktur.
Camiye abdestsiz girmek caiz mi?
İslam inancına göre temizlik imandandır. Abdestte bir temizlik olduğuna göre her daim temiz olmak yani abdestli olmak güzel bir davranıştır ki Hz. Peygamberin de tavsiye ettiği bir sünnettir. Camiiler de ibadet mekanlarımızdır. Bu güzel mekanlara girerken temiz, saygı ve tevazu ile ziyaret etmek Müslümana yakışan bir davranıştır. Aynı zamanda her camiye girdiğimizde “tahiyyatul mescit” namazı dediğimiz iki rekatlık bir namazı da kılmak sünnettir. Bu sünnet namazını da kılabilmek için abdest şarttır. Dolayısıyla camiye abdestli girmek hem temizlik, hem saygı babından, hem de en az kılınacak iki rekat namaz için gereklidir. Ancak abdestsiz de camiye girmenin bir sakıncası yoktur.
Mucizeyi kim gösterir?
Mucize, dini bir terim olarak, insanların benzerini meydana getirmekten aciz kalacakları, peygamberlik iddiasında bulunan zattan adetin hilafına ve tabiat kanunlarının aksine olarak ve meydan okuma üslûbu ile zuhur eden harikulade olay demektir. Mucizeyi peygamberler Allah’ın yardımı ile nübüvvet davalarını ispat ve doğrulamak amacıyla gösterirler. Onun için herhangi bir olayın mucize olabilmesi için onun nübüvvet görevi verilmiş kişilerin elinde ortaya çıkması gerekir. Mucize gerçekte Allah’ın dilemesidir. “peygamber mucizesi” denilmesi mecazîdir. Mucizenin, tabiat kanunlarının çok üstünde ve onlara aykırı olması, iddiaya uygun olarak ortaya konulması, bir yalanlama ya da inkârdan sonra meydana gelmesi ve insanoğlunun aciz kaldığı bir olay türünden gerçekleşmesi gerekir. Davalarını tebliğ ederken itiraz karşısında peygamberler Allah’ın izni ve yardımı ile mucize göstermişlerdir. Hz. Peygamber’in ayı ikiye bölmesi, Hz. Musa’nın denizi asası ile ikiye bölmesi, Hz. İsa’nın annesinin kucağındayken konuşması bunun örnekleridir.
Günün Ayeti
“İyilik ve takva üzerine yardımlaşınız, kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayınız.”
Mâide, 5/ 2.
Günün Hadisi
Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın.
Tirmizî, Birr, 55
Günün Sözü
“Sevgi; acıyı tatlıya, bakırı altına, hastalığı şifaya, zindanı saraya, belayı nimete ve kahrı rahmete dönüştürür.”
Hz. Mevlana
Günün Duası
Ya Rabbi kalbinde hasreti olanın hasretini gider.
Bunları biliyor muyuz?
Halîlullah nedir?
Allah’ın dostu anlamına gelir. Bu tabir ile kastedilen İbrahim Peygamberdir. Kur’ân’da “Allah, İbrahim’i dost (halîl) edindi” denilmiştir.
Nisâ, 4/125
Günün Nüktesi
İnsanlar gibi düşünür…
Nasreddin Hoca pazarda dolaşırken, bir papağanın on iki altına satıldığını görünce şaşıp kalarak yanındakilere sormuş:
-Bu kuş neden bu kadar para ediyor ?
-Bu papağandır demişler, konuşur.
Hoca doğru evine gitmiş. Hindisini koltuğunun altına alıp pazara getirmiş.
-Kaça hindi ? diye sormuşlar.
-On beş altın demiş Hoca.
-Bir hindi on beş altın eder mi ? demişler.
-Görmüyor musunuz! demiş Hoca; yumruk kadar papağanı on iki altına satıyorlar.
-Onun marifeti var, insan gibi konuşur. Ya seninki ne yapar ? diye sormuşlar.
-O düşünmeden konuşur, demiş Hoca; Bu da insanlar gibi düşünür.