Modern Dünyada Müslümanın Temsil Sorumluluğu…

Doç. Dr. Zeki Uyanık

Eskiler, “Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden entaktır.” dermiş. Yani insanın hâli, sözünden daha güçlü konuşur.
Bugün belki de bu sözün hiç olmadığı kadar anlam kazandığı bir çağda yaşıyoruz. Çünkü artık insanlar inançları, bilgiyi… Kitaplardan değil, insanların davranışlarından öğreniyor. Çünkü bir medeniyetin karakteri, onu inşa eden insanların ahlakında; bir dinin hakikati ise ona inananların hayatında görünür hâle gelmektedir.
 Bugün de İslam’ı merak eden birçok insan, önce Kur’an-ı Kerim’i değil, Müslümanların hayatını okumaktadır. Bundan dolayı modern zamanda Müslümanın en büyük sorumluluklarından birisi de İslam’ı sadece anlatmak değil, onu yaşantısıyla da temsil etmektir. Nitekim bu hususta Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir gazaba sebep olur.” (Saf, 61/2-3)
Bu ayet, söz ile davranış arasındaki tutarlığın müminin en önemli vasıflarından biri olduğunu hatırlatmaktadır. Çünkü inandırıcılık, söylenen sözlerin güzelliğinden değil, yaşanan hayatın doğruluğundan doğar.
Bir başka hitapta ise, “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmrân, 3/110) buyurulmaktadır.
Bu ayet, Müslüman olmanın yalnızca bireysel bir kimlik değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. “Hayırlı ümmet” olmanın yolu, insanlığa fayda sunmaktan, adalet ve merhameti hayatın her alanında görünür kılmaktan geçmektedir.
Modern dünyada, insanlar kolayca birbirini kırabilmekte ya da hak hukuk çiğneyebilmektedir. Oysa her çağda ve koşulda Müslümanın görevi, öfkenin değil sükûnetin; nefretin değil rahmetin; kibrin değil tevazünün örneği olarak İslam’ı hayatın her alanında temsil etmektir.
Sevgili Peygamberimiz, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, “Husnü’l Halk”, 8.) hadisi ile güzel ahlakın, İslam’ın en önemli parçalarından biri olduğunu en veciz şekilde ifade etmektedir. Namaz, oruç, hac, zekât… İslam’ın temel ve vazgeçilmez ibadetleridir. Bu ibadetler İslam’ın temel direkleridir. Ancak bu ibadetlerin meyvesi güzel ahlaktır.
Dolayısıyla bu ibadetler ifa edilmesine rağmen, Müslümanın ahlakına, yaşantısına, ticaretine müspet anlamda yansımıyorsa, Müslümanın yaşantısında bir eksiklik ya da yanlışlık var demektir. Çünkü insanlar çoğu zaman Müslümanın secdesini değil, ticaretteki dürüstlüğünü, konuşmasındaki nezaketini, komşuluğundaki eminliğini, işindeki güzelliğini görür.
Nitekim Sevgili Peygamberimiz başka bir veciz bir hadisinde,
“Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir.” Buyurarak bize bu hususta bir ölçü vermektedir.
Ne kadar anlamlı bir ölçü… İnsanlar bir Müslümanı gördüğünde güven duyuyor mu? Ticaretinde dürüstlüğüne, sözünde doğruluğuna, emanetine sadakatine şahit olabiliyor mu? Asıl soru budur. Çünkü İslam’ın en etkili daveti, güzel örnekliktir.
Bundan dolayı Müslüman hayatın yaşandığı her yerde ve her zaman insanlara örnek olma zorunluluğu vardır.
Çağımızda dünya küreselleştiği için toplumlar iç içe yaşamaktadır. Bugün Müslümanlar dünyanın birçok yerinde farklı kültürlerle beraber yaşamını sürdürmektedir. Dolayısıyla yaşadıkları şehir ve ülkelerde İslam’ı iyi de kötü de temsil etme durumları söz konusudur. Çünkü bir paylaşım, bir yorum, bir alışveriş, bir iş görüşmesi hatta trafikte sergilenen tavır bile İslam hakkında insanların zihninde bir kanaat oluşturabilmektedir.
Bu yönü ile Modern dünyada temsil sorumluluğu geçmiş dönemlere göre daha da önem kazanmıştır. Çünkü dijital çağda bir davranış saniyeler içinde milyonlarca insana ulaşabilmektedir. Ecdadımızın “Edep, insanın en güzel elbisesidir.” sözü bize bu hakikati hatırlatmaktadır. Gerçekten de bilgi insanı âlim, servet zengin yapabilir; ancak edep, güvenilir ve saygın bir şahsiyet yapar.
Tabi Müslümanın dikkat edeceği sadece edep değildir. Eline, beline, diline hakim olmak ve hayatın her alanında iyi olabilmektir.
Her çağda olduğu gibi modern zamanda da insanlara değer vermek, onları dinlemek, farklı düşüncelere hikmetle yaklaşmak da tebliğin ve temsilin önemli parçalarındandır. Kur’an’ın, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et.” (Nahl, 16/125) emri, kaba sözün değil, hikmetli üslubun kalpleri fethedeceğini göstermektedir.
Modern dünyanın Müslümandan beklediği şey, öfke değil güven; gösteriş değil samimiyet; slogan değil örnekliktir. Çünkü insanlar kusursuz Müslümanlar aramıyor bilakis inandığı değerleri yaşamaya çalışan, adaletten ayrılmayan, emanete sahip çıkan inandığı gibi yaşayan Müslümanlar görmek istiyor.
Ve unutulmamalıdır ki, her Müslüman, bulunduğu çevrede İslam’ın yaşayan bir aynasıdır. Kimimiz bir öğretmen olarak, kimimiz bir doktor, bir esnaf, bir öğrenci, bir yönetici ya da bir işçi olarak dinimizi temsil ediyoruz. İnsanlar bazen bir Kur’an meali okumadan önce bir Müslümanın hayatını okuyorlar. Eğer o hayatta doğruluk, merhamet, adalet ve güzel ahlak varsa, İslam’ın mesajı gönüllere daha kolay ulaşmaktadır.
Son söz olarak; İslam’ın en güçlü daveti çoğu zaman yüksek sesle söylenen sözler değil, sessizce yaşanan güzel ahlaktır. Unutmamak gerekir ki her Müslüman, farkında olsun ya da olmasın, yaşadığı çevrede dinini temsil etmektedir.
Öyleyse temsil ettiğimiz dinin rahmetini yüzümüzde tebessüm, dilimizde doğruluk, elimizde emanet, gönlümüzde merhamet olarak yaşatabilmeliyiz. Çünkü bazen bir insanın İslam hakkındaki kanaatini değiştiren şey, uzun konuşmalar değil; bir Müslümanın dürüstlüğü, nezaketi ve adaletidir.