Sayfa Yükleniyor...
İmkan varsa kulağı iftardan veya ramazandan sonra yıkattırmak oruca zarar vermeme adına daha uygundur. Ancak böyle bir imkan yoksa oruçluyken de kulak yıkattırılabilir. çünkü kulak ile boğaz arasında bir kanal vardır. Kulak zarı bu kanalı tıkadığından, kulak yıkandığında su boğaza ulaşmamaktadır. Bu nedenle kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. o zaman da yıkama esnasında suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.
Akupunktur tedavisinin orucu bir zarar var mı?
Oruçlu kimse imsakten iftar vaktine kadar orucu bozan yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak zorundadır. Vücutta belirli noktalara iğne batırarak çeşitli hastalıkların tedavi etme metodu olan akupunktur ise besleyici ve gıdalandırıcı bir özelliğe sahip olmadığı için orucu bozmamaktadır.
Teravihi cemaatle kılan bir kimse namazda hata yaptığında sehiv secdesi yapması gerekir mi?
Cemaatle kılınan namazda cemaatin yaptığı hatadan dolayı sehiv secdesi gerekmez. Sehiv secdesi cemaatle kılınan namazda imamın hatasından dolayı yapılır. Dolayısıyla cemaatten birinin imama uyarak kıldığı namazda; kendi yaptığı hatadan dolayı ne kendisi ne de İmam için sehiv secdesi gerekmez.
Oruç Tutamayan kimse fidyesini nasıl verir?
Orucunu mecburen tutamayanlar için fidye vermek lazım gelir. Tutamadığı her oruç başına fakire birer fidye verilir. Yani, fitre miktarı para. Fitreleri ne miktardan veriyorsa, ondan aşağı olmayan parayı her oruç adına fakire verme halinde, tutamadığı orucun mesuliyetinden kurtulmuş olur. Ancak, içinde bulunduğu halsizlik, hastalık gibi özürden dolayı orucunu tutamayıp fidye verenler, sonraları sıhhat bulup iyi olarak oruç tutacak bir kuvvete sahip olsalar fidye ile ödedikleri oruçlarını tekrar tutma mükellefiyeti gelir. Kaç gün için fidye vermişlerse o günleri tutarak borçtan kurtulmaları lazım gelir. Aksi halde, ibadetlerini parayla fakire ödetmiş olurlar ki, bu caiz olmaz. Önce caiz oluşu, tutacak sıhhi imkana sahip olamayışlarındandı. Bu imkan gelince mükellefiyeti de beraberinde getirmiş olur.
Tutulamayan orucun fidyesi bir yoksula mı, yoksa birkaç yoksula mı verilmelidir?
Tutulamayan oruçların fidyeleri bir yoksula verilebileceği gibi birçok yoksula da pay edilebilir. Önemli olan bu fidyenin hak eden fakire verilmesidir.
Hz. Peygamber teravih namazını cemaatle mi kılmıştır?
Hz. Peygamber döneminde teravih namazı sadece bir kaç defa kılınmıştır. Kılınan teravih namazı bazen cemaatle bazen de münferit olarak kılınmıştır. Hz. Peygamberin vefatından sonra teravih münferit olarak kılınmıştır. Hz. Ömer, Halifeliği döneminde bir ramazan gecesi mescide çıktığında halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldığını görmüş. Dağınık bir şekilde kılmak yerine insanları bir imamın arkasında toplayıp teravih namazının cemaatle daha derli, toplu ve düzenli bir şekilde kılınmasının uygun olacağını düşünmüş ve ertesi gün teravih namazının cemaatle kılınmasını emretmiş. Dolayısıyla teravih namazının cemaatle kılınması Hz. Ömer döneminden günümüze kadar böyle gelmiştir.
Orucu mazeretsiz olarak kasten bozmanın kefareti nedir?
Hanefi mezhebine göre bir mazeret olmaksızın bilerek ve isteyerek yeme, içme veya cinsel birleşmeyle oruç bozmak dinen bir hata olup telafisi için peş peşe iki ay +1 (2 Kameri ay+1 gün) gün oruç tutmak zorunluluğu vardır Yani bir sebep olmaksızın niyetlenilmiş farz bir orucu bozmanın cezası ara vermeden iki ay oruç tutmaktır. Ayrıca bozulan oruç için de kazası (bir gün) ilave edilir, böylece kefaret iki ay +1 güne tamamlanır. Şafii mezhebine göre ise başlanmış orucu mazeretsiz olarak yeme ve içme ile bozmanın cezası sadece bir gün kaza etmektir. Ancak başlanmış orucu cinsel ilişki ile bozmanın cezası Hanefi mezhebinde olduğu gibi iki ay artı bir gündür.
Günün Ayeti
“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ben onu, sakınan, zekat veren ve ayetlerime iman edenlere yazacağım.” A’raf, 7/156.
Günün Hadisi
“Biriniz abdest alıp camiye geldiği zaman kimseye eziyet etmediği sürece; Melekler bu kimse hakkında, ‘Allah’ım! Bu kulunu bağışla, ona merhamet et ve tövbesini kabul et’ diyerek dua ederler.” Ebu Davud, “Salat”, 49.
Günün Sözü
“Her şeyin bir kapısı vardır. İbadetin kapısı da oruçtur.” İbn Mübarek
Günün Duası
Ya rabbi bizi orucun ve namazın şefaatine nail olan kullarından eyle.
Ramazan Kavramları
Hırka-i Şerif Nedir?
Hz. Peygamberimiz tarafından Veysel Karani’ye hediye edilen hırkadır. Hz. Peygamber efendimiz vefatına yakın sırtlarındaki hırkanın Veysel Karani’ye verilmesini Hz. Ömer ile Hz. Ali’ye vasiyet etti. Resulullah’ın vefatından sonra Hz. Ömer ile Hz. Ali bu mübarek emaneti götürüp Veysel Karani’ye teslim ettiler. Bu hırka şuan İstanbul’da Hırka-i Şerif camisinde bulunmaktadır.
Günün Nüktesi
Ayetin indirdiği İftar…
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin küçük yaşta hastalanırlar. Hz. Ali ile Hz. Fatıma çocuklar iyi olunca, ikisi de oruç tutar. Birinci gün, iftar için hazırladıkları yemeği, o esnada kapılarına gelen yetimlere vererek, iftar etmeden, ikinci günün orucuna başlarlar. O akşam iftarlığını da, yine o saatte kapıya gelip, (Allah için bir şey verin!) diyen fakir ve miskinlere verdiler. O gece de, iftar etmeden, üçüncü günün orucuna başladılar. O akşam dahi, kapılarına gelen esirleri boş çevirmemek için iftarlıklarını bunlara verdiler. Bunun üzerine, Ayet-i Kerime indi. Ayet-i Kerimenin Meal-i Alisi şöyledir: “Bunlar, adaklarını yerine getirdiler. Uzun ve sürekli olan kıyamet gününden korktukları için, çok sevdikleri ve canlarının istediği yemekleri miskin, yetim ve esirlere verdiler. Biz bunları, Allahu Teala’nın rızası için yitirdik. Sizden karşılık olarak bir teşekkür, bir şey beklemedik, bir şey istemeyiz dediler. Bunun için, Allah onlara Şarab-ı Tahur içirdi.” (İnsan, 7-9, 21)
Kur’an’da İsmi Geçen Peygamberler
Hz. Harun
Kur’an’da adı 20 defa geçmektedir. Hz. Musa’nın kardeşidir. Onun yardımcısı olarak görevlendirilmiştir. Hz. Musa Medyen’den Mısır’a dönünce Harun’a Allah’ın buyruklarını iletmiş, o da bunları kabul ederek Musa’ya yardımcı olmuştur. Güzel konuşması ve hitabet yeteneği ile tanınan bir peygamberdir.
Hz. Peygamberin Sahabeleri
Said b. Zeyd
Miladi 600 yılında Mekke’de doğdu. Çok genç yaşta İslamiyet’i kabul eden Said b. Zeyd’in on ikinci veya on üçüncü müslüman olduğu nakledilir. Resul-i Ekrem tarafından cennetle müjdelenen on sahabiden biridir. Said amcasının kızı ve Ömer’in kız kardeşi Fatıma ile, Ömer de onun kız kardeşi Atike ile evliydi. Mekkeliler’in Hz. Peygamber’i öldürme kararını uygulamak üzere harekete geçen Ömer, kız kardeşi Fatıma’nın Müslüman olduğunu öğrenince Said b. Zeyd’in evine giderek onu hanımı ile birlikte tartakladı. Ancak Said’in sabırlı davranması ve sorulan sorulara inandırıcı cevaplar vermesi üzerine Ömer onları bıraktı ve okunan Kur’an’ı dinledikten sonra iman etmeye karar verdi. Said müşriklerden çok eziyet gördü ve hanımıyla birlikte Medine’ye hicret etti. Uhud ve Hendek gazveleri, Hudeybiye Antlaşması, Mekke’nin fethi, Huneyn ve Tebük Seferi ile Veda haccında bulunan Said, Resul-i Ekrem’in vefatından sonra da önemli görevler üstlendi. Hz. Ebu Bekir’in halife seçilmesi sırasında ortaya çıkan ihtilafları gidermek için büyük gayret gösterdi. Hz. Ebu Bekir, vefatından önce yerine halife bırakacağı kimse ile ilgili genel eğilimi araştırırken onun da görüşüne başvurdu. Ecnadeyn Savaşı’nda (13/634) ordu kumandanı Halid b. Velid’in talimatıyla süvari birliklerine, bu savaşta bozguna uğrayarak Fihl’e kaçan Bizans ordusuyla yapılan Fihl Muharebesi’nde piyade birliklerine kumanda etti ve her iki savaşın kazanılmasına büyük katkı sağladı. Hz. Osman’ın hilafeti döneminde Irak’ta bulunan arazileri dolayısıyla zaman zaman Kufe’ye gittiği ve burada oturduğu bilinen Said b. Zeyd fitne olaylarının ortaya çıkmasından sonra Medine’ye çekildi ve iç çekişmelerden uzak bir hayat yaşadı. Hz. Osman ve Ali dönemlerinde her ikisi hakkında yapılan kötü propagandaları önlemeye çalıştı. Said b. Zeyd 670. yılında Medine de vefat etti. Cennetü’l-baki’ye defnedildi. (DİA, XXXV, 580-581)
Kutsal Mekanlar
SEVR MAĞARASI
Hz. Peygamberin Mekke’den Medine’ye hicreti sırasında Hz. Ebu Bekir ile birlikte müşriklerden gizlendikleri ve üç gün süreyle kaldıkları mağaradır. Efendimiz ve Hz. Ebu Bekir mağaradayken bir örümcek mağaranın giriş kısmına ağ örmüş, ayrıca iki güvercin de hemen yanı başında bir çalı bitkisi üzerinde bir yuva yapmışlardı.