Bir Kur’an Dervişi geçti bu dünyadan

Halil El

“Anadolu yollarına tefsiri, gönüllere Kur’an’ın nurunu taşıyan Kur’an Dervişi Kemal Kelleci’nin aziz hatırasına, rahmet ve minnetle…”

Bazı insanlar bu dünyadan göçtüklerinde, geride bıraktıkları servet değil, dokundukları hayatlar konuşulur.

Kemal Kelleci’nin ardından düşünürken aklıma gelen ilk cümle bu oldu.

Çünkü o, Anadolu yollarına yalnızca kendisini değil; bir fikri, bir inancı ve her şeyden önce Kur’an’ın mesajını taşıdı.

Ona yıllarca “Kur’an Dervişi” denildi.

İki kelime…

Ama neredeyse bir ömrün özeti.

SIRTINDA KİTAP, GÖNLÜNDE İNSAN

Kemal Kelleci’nin hayatına baktığınızda büyük sözlerden çok, sessiz hizmetler görürsünüz.

Anadolu’yu dolaştı. Konferanslar verdi. Kur’an’ın yalnızca okunması değil, anlaşılması için de gayret gösterdi. Kitapları insanlara, insanları kitaplarla buluşturdu.

Anadolu’dan Ankara’ya okumaya gelen, imkânları sınırlı gençlerin yanında oldu.

Burs aradı.

Yurt buldu.

Gerektiğinde kefil oldu.

Bir gencin eğitimine devam edebilmesi için imkânını, vaktini ve çevresini seferber etti.

Belki de bugün çocuklarımıza anlatmamız gereken en önemli yönlerinden biri budur.

Çünkü çağımız, “başarı”yı çoğu zaman ne kadar kazandığımızla, ne kadar tanındığımızla ölçüyor.

Kemal Kelleci’nin hayatı ise bize başka bir ölçü bırakıyor:

Kaç insanın hayatına iyilikle dokundun?

ÇOCUKLARIMIZA KİMİ ANLATACAĞIZ?

Mesele tam da burada başlıyor.

Çocuklarımız; ekranların, sosyal medyanın, şöhretin ve tüketimin kuşattığı hızlı bir dünyada büyüyor.

Önlerine her gün yeni “kahramanlar” çıkarılıyor.

Peki biz kimi göstereceğiz?

Sadece çok kazananı mı?

Çok tanınanı mı?

Yoksa bildiğini paylaşanı, bir gencin önünü açanı, ömrünü inandığı değerlere vakfedeni mi?

Kemal Kelleci gibi insanların hayatları işte bunun için kıymetlidir.

Çocuklarımız bilsin ki başarı, yalnızca zirveye çıkmak değildir; çıkarken bir başkasının elinden tutabilmektir.

Gerçek miras bazen bir banka hesabında değil, yıllar sonra sizi hayırla anan bir insanın duasındadır.

92 YILLIK BİR CEVAP

Dile kolay…

92 yıllık bir ömür.

Ve o ömrün sonunda bir insan, “Kur’an Dervişi” diye uğurlanıyor.

Bundan daha anlamlı kaç unvan vardır?

Dervişlik yalnızca bir kıyafet, bir söz ya da bir sıfat değildir.

Bazen sırtına kitabı alıp yola düşmektir.

Bazen hiç tanımadığın bir öğrencinin derdini kendi derdin bilmektir.

Bazen kimsenin görmediği yerde hizmet etmek, karşılığını yalnız Allah’tan beklemektir.

Ve hepsinden önemlisi, inandığın hakikati bir ömür taşımaktır.

Kemal Kelleci bunu yaptı.

Şimdi bize düşen, yalnızca ardından dua etmek değil; onun temsil ettiği hizmet anlayışını gelecek nesillere anlatmaktır.

Bir gün çocuğumuzu, torunumuzu karşımıza alıp:

“Bak evladım… İnsan dünyadan böyle de geçebilir.”

diyebilmeliyiz.

Kendisine verileni yalnız kendisi için tüketmeden…

Bilgisini paylaşarak, imkânını bölüşerek, ardında hayırlı izler bırakarak…

GERİYE NE KALIR?

Sonunda hepimiz için aynı soru var:

Geriye ne kalacak?

Makamlar başkasına geçer.

Servet el değiştirir.

Şöhret zamanla unutulur.

Fakat samimiyetle yapılan bir hizmet, hiç tanımadığınız insanların hayatında yaşamaya devam edebilir.

Kemal Kelleci bugün aramızda değil.

Ama Anadolu yollarında taşıdığı kitaplarda, yetişmesine katkıda bulunduğu gençlerde, dokunduğu gönüllerde ve kendisini hayırla yâd eden insanların dualarında izi var.

Bir insan için bundan daha güzel bir veda düşünülebilir mi?

Yüce Mevlâm Kemal Kelleci’ye rahmetiyle muamele eylesin. Kur’an’a, ilme, gençliğe ve insanımıza yaptığı hizmetleri sadaka-i câriye olarak kabul buyursun. Kendisini cennetiyle ve cemaliyle müşerref kılsın.

Ailesinin, yakınlarının, talebelerinin ve bütün sevenlerinin başı sağ olsun.

Çocuklarımıza da onun hayatından şu cümle miras kalsın:

İnsanın ömrünün değeri, kaç yıl yaşadığıyla değil; o yıllara ne kadar iyilik, hizmet ve dua sığdırdığıyla ölçülür.

Bir Kur’an Dervişi geçti bu dünyadan.

Ardında hoş bir seda bırakarak…