BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Geçtiğimiz yaz kuraklık nedeniyle su kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalan İzmir’de, 2026 yılında etkili olan yağışlarla birlikte baraj doluluk oranları yükselse de tarım alanlarında risk sürüyor. Özellikle Küçük Menderes Havzası gibi yoğun üretim yapılan bölgelerde yer altı su kullanımının kritik seviyelere ulaştığı belirtilirken, uzmanlar çok su tüketen ürünler nedeniyle yeni kısıtlama ihtimaline dikkat çekiyor. İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu Kolaylaştırıcısı Ahmet Tomar, çiftçilerin artık “su yokmuş gibi” hareket etmesi gerektiğini belirterek kuraklığa dayanıklı ürünlere yönelmenin zorunlu hale geldiğini söyledi. Sulama altyapısındaki eksikliklerin de su kaybını artırdığını vurgulayan Tomar, mevcut açık kanal sistemlerinin rehabilite edilmemesi halinde çiftçinin modern sulama yöntemlerine geçişte zorlanacağını ifade etti.

KURAKLIĞA DAYANIKLI ÜRÜN SEÇİLMELİ
Yoğun yağışlara rağmen bazı barajlarda hala istenilen seviyelere ulaşılamadığını aktaran Tomar, çok su tüketen ürünlere yönelik su kısıtlamasının gelebileceğini söyledi. Su ihtiyacı düşük olan ürünler seçilmesi gerektiğini vurgulayan Tomar, “Eskisi gibi çok su tüketen bitkiler dikmek yerine, bu bölgelerde suya ve kuraklığa daha dayanıklı ürünlere yönelmek gerekiyor. Mesela Antalya’da tropik bitkilerle övünülüyor ama özellikle tropik ürünler çok ciddi su tüketiyor. Aslında artık ‘su yokmuş gibi’ hareket etmek gerekiyor. Çok su tüketen bitkilerden, özellikle de tek yıllık ekimlerden kaçınılmalı. Çünkü bazı bölgelerde ve bazı barajlarda su seviyesi hâlâ istediğimiz noktada değil. Öncelik zaten çok yıllık meyve ağaçlarına verilecek. Tek yıllık ve çok su tüketen ürünlerde her an bir kısıtlama programı uygulanabilir. Örneğin Küçük Menderes Havzası’nda, Tire’de, Ödemiş’te, Bayındır’da, Torbalı’da çok dikkatli olunmalı. Eskiden bu bölgelerde pamuk vardı ve pamuk üç sulamayla yetiştirilebiliyordu. Üstelik artık kuraklığa dayanıklı pamuk çeşitleri de geliştirildi. Bunlara yönelmek gerekiyor. Bunun yanında özellikle bostan tarımı da çok yaygın. Küçük Menderes Havzası ülke açısından önemli bir üretim merkeziydi. Hayvancılık elbette devam ediyor ama burada da kuraklığa daha dayanıklı yem bitkilerine yönelmek lazım” dedi.

SULAMA KANALLARI REHABİLİTE BEKLİYOR
Sulama verimliliği konusunda çiftçiler kadar devletin de sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyleyen Tomar, “Yani üretici kesinlikle rehavete kapılmamalı. Zaten geçtiğimiz günlerde bununla ilgili bir taslak geldi. Taslakta, su sıkıntısı olan bölgelerde damla sulama yapılmazsa ceza uygulanacağı söyleniyor. Ama siz açık kanal sulama sistemlerini dönüştürmezseniz, altyapıyı hazırlamazsanız çiftçi istese de damla ya da yağmurlama sulamaya geçemez. Çiftçiye sadece zorunluluk getiriliyor ama devletin de altyapı yatırımlarını yapması gerekiyor. Türkiye’de en eski sulama sistemlerinden biri olan Konya Çumra Sulaması ve Gediz Sulamaları 1950’li yıllarda yapılmıştı. Çok önemli projelerdi. 2015 yılında bunların rehabilitasyon projeleri hazırdı ama hâlâ ciddi bir ilerleme olmadı. Oysa kapalı sisteme geçilmesi gerekiyordu. Böylece hem buharlaşmadan kaynaklı su kaybı önlenir hem de çiftçi sisteme basınçlı su geldiği için istediği gibi yağmurlama ya da damla sulama yapabilir. Çiftçiye bu imkânın verilmesi lazım. Yoksa çiftçi ikinci bir yatırım yapmak, enerji maliyetine katlanmak zorunda kalıyor. Bir de kooperatif sulamalarıyla şahıs sulamaları arasında çok ciddi fark var. Küçük Menderes’e baktığınızda 28 sulama kooperatifinin kullandığı su toplam kullanımın yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor. Ama bireysel sulamalarda durum çok farklı. Sulama alanları arasında iki kat fark varsa, su kullanımında on kat fark oluşuyor. Yani sulamayı mutlaka kontrol altına almak gerekiyor. Kuyuların da disipline edilmesi lazım” diye konuştu.

GENETİK ÇALIŞMALARA KÖTÜ BAKILMAMALI
Susuzluğa dayanıklı türler oluşturmak için yapılan çalışmaların kötü olarak algılanmasının doğru olmadığını belirten Tomar, “Bir dönem genetik çalışmalar ya da hibrit tohumlar çok kötü gösterildi ama böyle bakmamak lazım. Yeni bir çeşit geliştirecekseniz elbette bu teknolojileri kullanacaksınız. Bu kötü bir şey değil. Tropik ürünlere de ihtiyaç olabilir ama bunların Küçük Menderes gibi su sıkıntısı yaşayan havzalarda yapılmaması gerekir. Çünkü burada yıllık yaklaşık 386 milyon metreküplük bir su desteği var ama çekim miktarı 800 milyon metreküpe kadar çıkıyor. Üniversitelerin de bu konuda çalışması gerekiyor. Artık her üründe su kaynaklarımız azalıyor, kirleniyor ve talep artıyor. Pamukta ve hububatta olduğu gibi kuraklığa dayanıklı çeşitler geliştirilmeli. Peyzaj bitkilerinde bile artık bu konu gündemde. Kuraklığa dayanıklı çeşitler üretmek zorundayız” ifadelerini aktardı.


0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın