25 Temmuz 2026, Cumartesi 12:47
27°C İzmir

YKS'de alarm zilleri: Eğitim Sen'den sistem eleştirisi

Eğitim-Sen, 2026 YKS sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada sınav verilerinin eğitim sistemindeki yapısal sorunları bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti. Sendika, başarıdaki düşüşün öğrencilerin değil, sınav odaklı ve piyasacı eğitim politikalarının sonucu olduğunu savundu

YKS'de alarm zilleri: Eğitim Sen'den sistem eleştirisi haberinin görseli
6 dk okuma süresi

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), ‘2026 YKS Sonuçları Eğitim Sistemindeki Çöküşü Bir Kez Daha Ortaya Koydu’ başlıklı yazılı açıklamasında, 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarını değerlendirdi. Açıklamada, milyonlarca öğrencinin geleceğinin tek bir sınav sonucuna bağlanmasının eğitimdeki yapısal sorunları derinleştirdiği ifade edildi.

Sendika, bu yıl açıklanan sonuçların da eğitim sistemindeki gerilemeyi ortaya koyduğunu belirterek, genel başarı düzeyindeki düşüşün sorumlusunun öğrenciler ya da eğitim emekçileri olmadığını vurguladı. Açıklamada, “Karşımızdaki tablo, eğitimi bütünüyle sınava, sıralamaya ve rekabete endeksleyen politikaların yarattığı yapısal sorunların sonucudur” denildi.

SORUMLUSU ÖĞRENCİLER YA DA EĞİTİM EMEKÇİLERİ DEĞİL

Açıklamada yer alan ifadeler şöyle: “2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın (YKS) sonuçları açıklanmıştır. Milyonlarca gencin geleceğini tek bir sınav sonucuna bağlayan anlayışın yarattığı sorunlar, bu yıl da sonuçlara yansımıştır. Genel başarı düzeyindeki gerilemenin sorumlusu öğrenciler ya da eğitim emekçileri değildir. Karşımızdaki tablo, eğitimi bütünüyle sınava, sıralamaya ve rekabete endeksleyen politikaların yarattığı yapısal sorunların sonucudur. ÖSYM, son dört yıldır sürdürdüğü tutumu devam ettirerek bu yıl da adayların net ortalamalarını paylaşmamış, yalnızca doğru cevap sayısı ortalamalarını açıklamıştır. ÖSYM istatistiklerinde sonuçların bölgesel dağılımına yıllardır yer verilmemesi ise eğitimdeki derin coğrafi ve sınıfsal eşitsizliklerin görünmez kılınması anlamına gelmektedir. Oysa sınav sonuçlarındaki gerileme, tam da bu eşitsizliklerin yıllar içinde birikmesinin sonucudur. Açıklanan sınırlı veriler bile tablonun ağırlığını gizlemeye yetmemektedir. TYT’nin 40 soruluk Temel Matematik testinde doğru cevap ortalaması yalnızca 6,4, 20 soruluk Fen Bilimleri testinde ise 3,9 düzeyindedir. Alan sınavlarında da benzer bir görünüm hâkimdir. Matematikte doğru cevap ortalaması 7,1’de kalırken fizikte 2,6’ya, kimyada 2,1’e, felsefe grubunda ise 1,8’e kadar gerilemiştir. Yanlış cevapların doğru cevapları götürdüğü dikkate alındığında, adayların net ortalamalarının açıklanan doğru cevap ortalamalarından çok daha düşük olduğu açıktır.”

EĞİTİM SİSTEMİNİN DIŞINA SAVRULMAKTA

Devamında, “Sonuçların en kaygı verici göstergelerinden biri, sınav puanının hesaplanabilmesi için gereken düzeyde doğru cevap veremeyen, kamuoyunda ‘sıfır çeken’ olarak ifade edilen adayların sayısındaki artıştır. Geçen yıl 40 bin 818 olan bu sayı, bu yıl 67 bin 87’ye yükselmiş; yalnızca bir yılda 26 bin 269 kişilik kaygı verici bir artış yaşanmıştır. On binlerce gencin sınav puanının hesaplanmasına yetecek düzeyde doğru cevap verememesi, bireysel başarısızlıkla açıklanamayacak kadar yaygın ve sistemli bir eğitim sorununun açık göstergesidir. Sınava başvurduğu halde katılmayanların sayısı da gençlerin geleceğe ilişkin umutsuzluğunun bir başka göstergesidir. TYT’de 170 bin 551, AYT’de 154 bin 857, Yabancı Dil Testi’nde ise 60 bin 370 aday, başvuru yaptığı hâlde sınava girmemiştir. Yüz binlerce genç, sınava hiç katılmadan ya da üniversiteye yerleşme hakkı kazansa bile kayıt yaptırmadan eğitim sisteminin dışına savrulmaktadır. Bu tablonun en önemli nedenlerinden biri, gençlerin eğitim yoluyla yaşamlarını değiştirebileceklerine ve güvenceli bir gelecek kurabileceklerine dair inançlarının giderek zayıflamasıdır. Ortaya çıkan sonuçların gerisinde, yıllardır eğitimi bilimsel ve pedagojik ölçütlerden koparan, ideolojik ve siyasi hedefler doğrultusunda biçimlendiren bir anlayış bulunmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı, eğitimin kronikleşmiş sorunlarına çözüm üretmek yerine müfredatı ve öğretim programlarını eğitim bileşenlerinin görüşlerini almadan, ‘ben yaptım oldu’ anlayışıyla değiştirmektedir. Bilimsel düşünceyi, eleştirel aklı ve sorgulama becerilerini güçlendirmek yerine eğitimi siyasi ve ideolojik hedeflere göre biçimlendiren her adım, mevcut sorunları daha da ağırlaştırmaktadır” eleştirisine yer verildi.

- REKLAM -

PARASIZ, BİLİMSEL VE DEMOKRATİK BİR HAK

Son olarak da, “Bu politikaların faturasını en ağır biçimde emekçi halk, yoksul aileler ve dar gelirli yurttaşlar ödemektedir. Maddi olanaklardan yoksun milyonlar, kamusal eğitimin sürekli daraltılması nedeniyle daha en baştan eşitsiz bir yarışa itilmekte; önemli bir bölümü yükseköğretime erişim olanağından mahrum bırakılmaktadır. Çocuklar ve gençler, erken yaşta ucuz işgücüne dönüştürüldükleri MESEM’lere ve piyasanın insafına terk edilmektedir. Öğrenciler açısından üniversite sınavını kazanmak da tek başına yeterli değildir. Hayat pahalılığı nedeniyle barınma, ulaşım ve beslenme gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan, mezuniyet sonrasında ise diplomalı işsizlikle karşı karşıya kalan gençler için üniversite, giderek güvenli bir gelecek umudu olmaktan çıkmaktadır. Gençlerin eğitimle yaşamlarını değiştirebileceklerine dair inancını aşındıran bu düzen sürdürülemez. Eğitim-Sen olarak bir kez daha vurguluyoruz: Gençleri sınav cenderesine sıkıştıran rekabetçi ve piyasacı eğitim anlayışı derhal terk edilmelidir. Bunun yerine öğrenciyi merkeze alan, gelişimi rekabetin önüne koyan, pedagojik ve bilimsel ölçütlere dayalı nitelikli bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Eğitim, tüm kademelerde yeterli kamusal kaynak ayrılarak parasız, bilimsel ve demokratik bir hak olarak sunulmalıdır” mesajı verildi.

İlkses Gazetesi'nden sıcak gelişmeleri anında öğrenmek için Google Haberler'de bizi takip edin! Google News'te Abone Ol

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.