KEMAL ÖZKURT - ÖZEL HABER - Türkiye ekonomisinin en önemli kalemlerinden biri olan ve yaklaşık 2,5 milyon kişiye istihdam sağlayan tekstil sektörü, artan maliyetler ve döviz kuru baskısıyla zorlu bir süreçten geçiyor. İhracat pazarlarındaki daralma ve markalaşma sorunlarıyla karşı karşıya kalan sektörün içinde bulunduğu güncel durumları değerlendiren Yarda Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Demet Tatari, Türkiye’nin tasarım gücüne rağmen küresel pazarda neden “üretici” olarak görüldüğüne dikkat çekti. Markalaşma tartışmalarının yanlış bir zeminde yürütüldüğünü belirten Tatari, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) dışındaki konumunun stratejik bir engel olduğunu vurgulayarak “Aslında marka yapmayı çok iyi beceriyoruz ancak Avrupa bizi hâlâ sadece ‘üretici ülke’ olarak tutmak istiyor. Gümrük Birliği’ne rağmen AB üyesi olmamamız, finansal takip ve bayi yönetiminde elimizi kolumuzu bağlıyor” dedi.

AVRUPA’DA ÖN YARGI VAR
Uluslararası ticarette Türk markalarına karşı ciddi bir bariyer olduğunu dile getiren Demet Tatari, markalaşma sürecindeki “kimlik” sorununa değindi. Avrupa’nın Türk sermayesini sadece fason üretimde görmek istediğini belirten Tatari, bu durumun markalaşma önündeki psikolojik bir set olduğunu ifade etti. Tatari, “Siz marka satmaya çalıştığınızda ‘Sen sadece üret’ diyorlar, sizi vitrin tarafında görmek istemiyorlar. Aslında bu işte hâlâ bir çeşit ırkçılık var diyebilirim. Biz Almanya’da bu markayı kurarken arkasındaki gücün Türk olduğunu ilk etapta söylemedik; markanın arkasına başka bir hikaye yazdık. Çünkü Türk olduğunuz bilindiğinde maça maalesef 1-0 geride başlıyorsunuz. Özellikle Avrupa pazarında bu ön yargıyı kırmak çok zor. Bugün Avrupa’da Türk sermayeli, çok başarılı pek çok marka var ama merkezleri orada olduğu için kimse bunların Türk markası olduğunu bilmiyor. Biz marka yapmayı beceremiyor değiliz; sadece önümüzdeki siyasi ve toplumsal engelleri aşmak için markalarımızı yurt dışı merkezli göstermek zorunda kalıyoruz” ifadelerini kullandı.

DENETLEYEMİYORUZ
Türkiye’den yurt dışındaki bir markayı yönetmenin önündeki operasyonel engelleri bir örnekle anlatan Tatari, finansal denetim eksikliğinin markalar üzerindeki etkisine değindi. AB dışı bir ülkeden operasyon yönetmenin risklerini aktaran Tatari, “Gümrük Birliği’ne üyesiniz ama Avrupa Birliği’ne üye değilsiniz; bu durum markanızı oradan yönetmenizi engelliyor. Bayinin finansal limitlerini göremiyorsunuz, bankacılık işlemlerini takip edemiyorsunuz. Bizim 29 Euro olarak belirlediğimiz satış fiyatını, distribütör talep artınca bize sormadan 49 Euro’ya çıkarıyor. Altı ay geçmeden bizden kazandığıyla altına lüks araç çeken distribütörlerim oldu. Bu durum hem markayı pahalılaştırıyor hem de pazarımızı baltalıyor. Eğer AB üyesi olsaydık bu denetimi doğrudan yapabilirdik. Markayı kurmak yetmiyor; o markayı içeriden yönetecek sistemin ve hukuksal takibin içinde olmak gerekiyor” uyarısında bulundu.

EN PAHALI MAĞAZALARDA
Türk tekstilinin fason üretimin ötesine geçen bir potansiyele sahip olduğunu belirten Demet Tatari, yarattıkları Superfly markasının kısa sürede 16 ülkeye yayıldığını hatırlattı. Markanın Los Angeles’tan Tayvan’a kadar ulaştığını söyleyen Tatari, “Japonya’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar geniş bir ağ kurduk. Ürünlerimiz dünyanın en pahalı mağazalarından Fred Segal’de vitrine çıktı. Bu başarılar Türk tekstilinin her pazarda alıcı bulabildiğini kanıtlıyor ancak mesele bu başarıyı tekil örneklerden çıkarıp sistemin geneline yayabilmekte” dedi.

EKONOMİK LİNKLER KOPTU
Sektörün bugün içinden geçtiği ekonomik tabloyu “linklerin kopması” olarak tanımlayan Tatari, geçmiş krizlerden farklı bir durumla karşı karşıya olunduğunu belirtti. Döviz kuru üzerindeki baskının ihracatçıyı üretimden kopardığını söyleyen Tatari, “90’lı yıllardaki krizlerde faiz, enflasyon ve döviz aynı yönde hareket ediyordu. Şu an bütün linkler koptu; faiz başka, enflasyon başka, kur üzerindeki baskı başka yerde. Döviz kuru adil yerinde olsa maliyetlerimiz hâlâ rekabetçi olurdu. 2,5 milyon kişinin istihdam edildiği bir sektörden bahsediyorum. Bu sektörü kur baskısıyla zorlamak istihdamda sorunlara yol açabilir. O yüzden üretmekten başka çaremiz yok” şeklinde konuştu.

HAYATTA KALMA STRATEJİSİ
Türkiye’nin mevcut ekonomik koşullarında hayatta kalmak için büyük üretim tesisleri yerine butik ve esnek yapının önemine değinen Demet Tatari, makineden çok insana yatırım yapılması gerektiğini savundu. Milyon dolarlık tesis yatırımlarının kriz anlarında yüke dönüştüğünü ifade eden Tatari, “Bu ülkede hareket kabiliyeti her şeydir. Borçlanmadan iş sürdürmenin ve nakitte kalmanın önemini kriz dönemlerinde anladık. Birçok meslektaşımız büyük tesisler kurduğu için pişman. Biz ise her zaman kontrollü büyümeyi ve tasarıma yatırım yapmayı tercih ettik. Büyük yapılar yerine, tasarım gücüyle ayakta kalan esnek şirketler bu konjonktürde daha dirençli kalıyor” diyerek sözlerini noktaladı.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın