BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Son dönemde Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) ilişkin mutlak butlan tartışmaları, genel merkezin polis eşliğinde tahliye edilmesi ile Güzelbahçe ve Buca belediyelerine yönelik operasyonlar ve tutuklamalar, siyaset-ekonomi ilişkisini yeniden gündeme taşıdı. Mutlak butlan kararının ardından piyasalarda yaşanan dalgalanmayla birlikte Merkez Bankası rezervlerinde yaklaşık 8,4 milyar dolarlık gerileme yaşanması dikkat çekerken, Ekonomist Prof. Hüsnü Erkan da siyasi belirsizlik ve çatışmacı atmosferin yatırımcı güvenini doğrudan etkilediğini söyledi. Yabancı yatırımcıların olumsuz havayı hisseder hissetmez ülkeden çıkış yaptığını belirten Erkan, “Sermaye ürkektir, güven ister. Çatışmacı bir ortam oluştuğunda güven de zedeleniyor” ifadelerini kullanarak, yalnızca yabancı sermayenin değil, uzun süredir yerli yatırımcının da daha istikrarlı gördüğü ülkelere yöneldiğine dikkat çekti. Ekonomi yönetimi nedeniyle orta kesimin de giderek yoksullaştığını ve yoksul kesimin temel ihtiyaçlarını karşılamak dışında pek bir şey yapamadığını dile getiren Erkan, vatandaşların gelecek kaygısı yaşaması nedeniyle ekonominin de düzgün işlemesinin mümkün olmadığını ifade etti.

YATIRIMLAR ÇEVRE ÜLKELERE KAYDI
Siyasi çatışmalara yabancı yatırımcıların anında tepki verdiğini ve ülkeden çıktıklarını söyleyen Erkan, uzun süreli çatışmacı siyaset ortamı nedeniyle yerli yatırımcının da çevre ülkelere gittiğini belirtti. Yabancı yatırımcının ise ülkeye yüksek faiz ve kur baskısı ortamında kar etmek amacıyla geldiğini dile getiren Erkan, “Türkiye’de ekonomiye yönelik tepkilerin yeterince güçlü olmadığı yönünde yorumlara katılmıyorum. Aslında tepkiyi ilk verenler yabancılar oldu. O olumsuz hava oluşur oluşmaz paralarını alıp çıktılar ve bunun sonucunda Merkez Bankası rezervlerinde ciddi bir azalma yaşandı. Dolayısıyla ‘kimse tepki vermiyor’ yorumu doğru değil. Bir de şunu görmek lazım; Türkiye’deki sorunların büyük bölümü artık yapısal hale geldi. Uzun süredir çatışmacı bir siyaset ortamı var ve bu yüzden sadece yabancı yatırımcı değil, yerli yatırımcı da Türkiye’den uzaklaşıyor. Tekstil sektörü Mısır’a, Cezayir’e, Pakistan’a kaydı. Daha önce de Doğu Avrupa’ya ve Çin’e yönelmişti. Bunun temel nedeni yanlış ekonomi yönetimi ve siyasi istikrarsızlık algısı. Tabii yerli yatırımcıyla yabancı yatırımcının tepkisi farklı oluyor. Yerli yatırımcı, nerede daha iyi şartlar ve daha fazla istikrar varsa oraya yatırım yapıyor. Önce Doğu Avrupa ve Çin’e gittiler, şimdi Mısır, Pakistan, Bangladeş gibi ülkelere yöneliyorlar. Çünkü sermaye ürkektir, güven ister. Çatışmacı bir ortam oluştuğunda güven de zedeleniyor. Yabancı yatırımcı tarafında ise uzun vadeli, üretime dayalı sermaye zaten uzun süredir gelmiyor. Türkiye’ye daha çok sıcak para geliyor. Yüksek faizden yararlanıyorlar, kur da baskılandığı için ciddi kazanç elde edip ülkeden çıkıyorlar. Son yaşanan süreçte de bunu gördük. Ciddi bir çıkış oldu. Rakamları şu an tam olarak paylaşamam ama zaten kamuoyunda da çeşitli veriler dolaşıyor. Türkiye’de özellikle 1980’li yıllardan itibaren, Turgut Özal döneminde uygulanan ekonomi politikalarıyla sanayileşme anlayışı geri plana itildi. Başlangıçta buna ‘ihracata dayalı sanayileşme’ denildi ama pratikte mevcut sanayi tesislerinin önemli bir bölümü özelleştirildi, ardından da satıldı ya da kapandı. Bugün verilere baktığınızda sanayi üretiminin sürekli daraldığını görüyorsunuz. Ekonomik büyüme ise daha çok ithalat ve ihracat üzerinden şekilleniyor. İktisat literatüründe buna ‘yoksullaştıran büyüme’ denir. Çünkü toplumun geniş kesimlerini zenginleştirmiyor. Türkiye’de ekonomi uzun süredir ticaret ve inşaat ekseninde ilerliyor. Oysa kalıcı verimlilik sanayiden gelir. Sanayinin diğer sektörlerle güçlü bağlantıları vardır; girdi sağlar, çıktı üretir, başka sektörleri besler. Ekonomide çarpan etkisi yaratır. Ama bugün bu yapı giderek zayıflıyor. Sanayi ya kapanıyor ya da yurt dışına taşınıyor. Yeni ve yüksek teknolojiye dayalı büyük sanayi yatırımlarını yapacak sermaye de yeterince oluşmuyor. Bunun bir nedeni de düşük tasarruf oranları” dedi.

YOKSUL KESİM İSTESE DE TEPKİ VEREMİYOR
Türkiye’de orta kesimin giderek eridiğini ve temel ihtiyaçlarından kısamayacakları için ekonomik bir tepki veremedikleri aktaran Erkan, “Aslında tepki veremeyen bir kesim de var. O da yoksullaşan toplum kesimleri. Türkiye’de orta sınıf büyük ölçüde eridi ve alt gelir grubuna doğru itildi. Daha yoksul olanların ise zaten tepki gösterecek ekonomik gücü kalmadı. ‘Almayayım’ dese aç kalacak. Dolayısıyla insanlar çoğu zaman tepki verme imkanını bile bulamıyor. Toplum aslında bir şekilde tepki veriyor. Bunun bir kısmını seçimlerde muhalefete yönelme şeklinde görüyoruz. Ama diğer taraftan, Türkiye’nin geleneksel siyasal yapısı ve iktidarın elindeki imkanlar da kendi tabanını korumasını sağlıyor. Bu nedenle kutuplaşma da devam ediyor. Türkiye’de insanlar artık tasarruf edemiyor çünkü gelirleri buna yetmiyor. Eskiden tasarruf oranları yüzde 12 civarındaydı, bugün çok daha düşük seviyelerde. Bir toplumun dinamik gücü orta sınıftır. Eğitimli, yükselme arzusu olan, üretmek isteyen kesimdir. Ama bunun için liyakat sisteminin işlemesi gerekir. İnsanlar emeklerinin ve eğitimlerinin karşılığını alabileceklerine inanmalıdır. Siz başarıyı ve bilgi birikimini ödüllendirmezseniz insanlar neden yıllarca okuyup kendini geliştirsin? Bugün birçok genç üniversite bitiriyor, yüksek lisans ya da doktora yapıyor ama iş bulamıyor. Liyakat yerine farklı ilişkilerin öne çıktığı bir sistem oluşuyor. Böyle bir yapıda ekonominin verimli çalışmasını beklemek zor. Verimli olmayan bir ekonomi de uzun vadede sağlıklı bir büyüme ve kalkınma sağlayamaz” diye konuştu.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın