‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’den ‘Giderlerse gitsinler’e

İzmir Tabip Odası Başkanı Süleyman Kaynak, 14 Mart Tıp Bayramı’na ilişkin yaptığı açıklamada “Son 10 yılda 120 bin beyaz kod verilirken, yılda 3 bin hekim de yurdu terk etti” diyerek gelinen noktayı anlattı


  • Oluşturulma Tarihi : 14.03.2024 08:41
  • Güncelleme Tarihi : 14.03.2024 05:41
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’den ‘Giderlerse gitsinler’e

AYSELİN UZUN-ÖZEL HABER Topraklarımızda modern tıpa geçiş olarak bilinen ve 1827’den bu yana kutlanmakta olan 14 Mart Tıp Bayramı, özellikle son yıllarda hekimlere gösterilen fiziksel ve psikolojik şiddet, zorlu çalışma koşulları ve tüm bu sorunlara hükümet tarafından bir çözüm bulunamaması nedeniyle ne yazık ki gün geçtikçe bayram niteliğini yitirdi. Bu kapsamda, Cumhuriyetin ilk yıllarına nazaran son 21 yılda sağlıkçılara bakış açışının son derece kötü bir hal aldığını ve Türkiye’de son 10 yılda 120 bin beyaz kod verildiğini ve yılda 3 bin hekimin ülkeyi terk ettiğini belirten İzmir Tabip Odası Başkanı Süleyman Kaynak, “Hekimler açısından gelinen nokta; yoksullaşan, bant çalışanı haline gelmiş, tükenmiş ve mesleğinden soğumuş, mali, idari, fiziki, psikolojik ve hukuki şiddet altında ezilmeye çalışılan, hakları yok sayılmaya çalışılan bir meslek olmuştur. Hastaların asla ulaşamadığı, ulaşsa da satın alamadığı, endüstrileşmiş pahalı sağlık hizmetidir. Halk artık sağlığını satın almak zorunda kaldı. Gelinen nokta, ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’ gibi dünyada söylenmiş en önemli sözlerden birisinden, ‘Giderlerse gitsinler’ gibi büyük bir hatadır. Son 10 yılda 120 bin beyaz kod verirken, yılda 3 bin hekim yurdu terk etmiştir” diye konuştu.

süleyman kaynak

CUMHURİYETTEN ÖNCE KURULDU

Tıp Bayramı’nın tarihçesine ve önemine değinen Kaynak, Osmanlı’dan, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar ki süreçte, Türk topraklarında tıbbın gelişimine dikkat çekerek “14 Mart 1827 tarihi çok önemli bir tarih. Çünkü bu tarihte ilk defa tıp alanında, bilimsel olmayan bir eğitim tarzından, bilimsel diyebileceğimiz batılı eğitim tarzına geçildi ve Tıphane, Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane kuruldu. Aslında bu başlarda, ordunun sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için düşünülmüş ve askeri nitelikte bir kurumdu. Bizler 3 yıl sonra yani 2027’de bunun 200’üncü yılına ulaşacağız. Tabi tıpla ilgili bu topraklarda yaşananlar çok kadim dönemlerden kalıyor. Özellikle Ege Bölgesi, Galen, Hipokrat, Anaksagoras gibi önemli hekimler içerisinde bulundurduğu için bu konuda çok ileri ve şanslı. Bugün birçok bilimsel çalışma yapılıyor ama kendi dönemi içerisinde yani milattan önceki ve ilk yüz yıldaki süreçlere baktığımızda bu bölgenin tıp alanında öneminin çok büyük olduğunu söyleyebiliriz. Tabi ki Osmanlı döneminden de bu konuda miras kaldı. Ancak bunlardan birçoğu da salgın hastalıklardı. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, yıllarca Balkanlardan Afrika’ya, Arabistan çöllerinden Anadolu’nun her köşesinde savaşlarla, ölümlerle, sakatlık ve salgın hastalıklarla iç içe bir ömür geçirdi. O nedenle de sağlık sorunlarının çok ciddi bir husus olduğunu kavramış bir devlet adamıydı. Nitekim buna bağlı olarak da 1920’de meclis açılışından 12 gün sonra, 3 numaralı yasa ‘Sıhhiye ve Muavenet-İ İçtimaiye Vekâleti’ nin kuruluş yasasıdır. Bu son derece önemlidir. Henüz Cumhuriyet dahi yokken, meclis kurulduktan hemen sonra böyle bir yasa ile sağlık bakanlığı kurulmuş. Atatürk ve arkadaşlarının Osmanlıdan devraldığı sağlık mirasını, nasıl iyileştirdiklerine veridir” ifadelerini kullandı.

doktor

HALK SAĞLIĞINI SATIN ALMAK ZORUNDA

‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ ile birlikte, Türkiye’de sağlık çalışanlarına ve hastalara karşı zihniyetin değiştiğini vurgulayan Kaynak, bu program kapsamında hastaların müşteri sağlıkçıların ise bant çalışanı haline getirildiğine dikkat çekti. Kaynak, “Bu sene 21. yılını girdiğimiz ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ dediğimiz bir projenin sonuçlarını her gün yaşıyoruz. Sağlıkta dönüşümün temeli hekimin itibarsızlaştırmasına dayılıdır. Ayrıca bu proje hastanın müşterileştirilmesine, kurumların kendi yağıyla kavrulmak zorunda bırakılmış ticarethanelere dönüşmesine ve tüm hastaların da 3. basamakta bakılması gibi bir algı üzerine kurulmuştur. Bütün bunlar evrensel sağlık hizmeti değerleriyle hiçbir şekilde bağdaşmayan yaklaşımlardır. Hekimler açısından gelinen nokta; yoksullaşan, bant çalışanı haline gelmiş, tükenmiş ve mesleğinden soğumuş, mali, idari, fiziki, psikolojik ve hukuki şiddet altında ezilmeye çalışılan, hakları yok sayılmaya çalışılan bir meslek olmuştur. Hastaların asla ulaşamadı, ulaşsa da satın alamadığı, endüstrileşmiş pahalı sağlık hizmetidir. Halk artık sağlığını satın almak zorunda kaldı. Gelinen nokta, ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’ gibi dünyada söylenmiş en önemli sözlerden birisinden, ‘Giderlerse gitsinler’ gibi büyük bir hatadır. Son 10 yılda 120 bin beyaz kod verirken, yılda 3 bin hekim yurdu terk etmiştir. 14 Mart’ın 197. yılında ülkemizdeki sağlık alanı hala devam etmekte ise hala insanlar bir şekilde sağlık hizmeti ulaşabiliyorlarsa bu kamunun sağladığı organizasyondan çok ülkenin toprağını, taşını seven hekimlerinin fedakarlığı ve vicdanı üzerinden yürümektedir” şeklinde konuştu.

HABER MERKEZİ

Yazarımız Kim ?

HABER MERKEZİ