- Gündem
- 06.01.2026 10:28
Bir inşaat, mühendisi kadar sağlamdır
Depreme dayanıklı kentler ve binalar oluşturmak için girişilen projelere imza atacak inşaat mühendislerinin eğitiminde sistemsel sorunlar olduğunu belirten Bengi Atak, bu durumun kamusal güvenliği tehdit ettiğini söyledi
- Oluşturulma Tarihi :
- Güncelleme Tarihi :
- Kaynak : HABER MERKEZİ
BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Türkiye’de deprem gerçeği İzmir’de 30 Ekim 2020’de 117 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan deprem veya son dönemlerde Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen depremler ile gündemde yer almaya devam ediyor. Depreme dayanıklı kentler oluşturmak adına vatandaşların içinde bulunduğu binaların ve kentlerin yeniden inşası ve güçlendirilmesi için yetkili kurumlar tarafından çeşitli çalışmalar yürütülürken, bu çalışmaların ortaya çıkardığı verilerden bahseden yetkili isimler İzmir’de 1 milyon civarında binanın yenilenmesi gerektiğini belirtiyor. Söz konusu yenileme işlemleri için birçok teknik ve politik konu gündeme gelirken bir binanın üretim sürecindeki ana unsurlardan biri olan inşaat mühendisleri de bir yandan kendi sorunları ile boğuşuyor. Kendilerini yetiştiren üniversitelerdeki eğitimin yeterli nitelikte olmaması nedeniyle genç inşaat mühendisleri mesleğe atıldıklarında yeterli özgüvene sahip olamazken, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yüksek İnşaat Mühendisi Bengi Atak, bu durumun kamu ve yapı güvenliğini olumsuz etkilediğini vurguladı. Nitelikli eğitim alamayan inşaat mühendislerinin Türkiye’de hukuken imza yetkisi olmasına karşın dünyada farklı metodların da bulunduğundan bahseden Atak, inşaat mühendisliğine daha başarılı öğrencilerin alınması için Oda olarak çalışmalar yürüttüklerini söyledi.

2 SORU ÇÖZEN BİNA DİKEBİLİYOR
Üniversitelerdeki inşaat mühendisliği bölümlerinin fazlalığı nedeniyle üniversite sınavında başarı sırası çok düşük olan kişilerin bile inşaat mühendisliği bölümüne kayıt yaptırabildiğini açıklayan Atak, eğitimin nicelikle değil nitelikle ölçülmesi gerektiğine dikkat çekti. Türkiye’deki birçok üniversitede güncel bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerisinde eğitim verildiğini dile getiren Atak, “Bugün Türkiye’de 100’ün üzerinde üniversitede inşaat mühendisliği bölümü bulunmakta. Ancak önemli bir miktarında mühendislik eğitiminde mutlaka olması gereken laboratuvar imkanları bulunmamaktadır. Hatta bünyesinde çalışan akademik kadro içinde inşaat mühendisi yer almayan bölüm bile ne yazık ki kâğıt üzerinde inşaat mühendisi yetiştiriyor. İnşaat Mühendisleri Odası olarak altını özellikle çizdiğimiz temel ilke şudur: Eğitim nicelikle değil, nitelikle ölçülür. Ülkemizdeki mevcut tablo, pek çok üniversitede bilimsel ve teknolojik gelişmelerin fersah fersah gerisinde kaldı. 1938 yılında yürürlüğe giren 3458 sayılı mühendislik yasası gibi güncelliğini yitirmiş mevzuatlar nedeniyle, diplomasını aldığı gün hiçbir saha tecrübesi olmayan bir mezun, en karmaşık yüksek yapının veya stratejik bir barajın altına imza atma yetkisine ‘hukuken’ sahip kılıyor. Son yıllarda inşaat mühendisliği programlarına yerleşebilmek için gereken Yükseköğretim Kurumları Sınavı puanlarının ve başarı sıralarının sürekli düşmesi, eğitimin niteliğini doğrudan etkilemekte. Mühendislik programları için başarı sırası barajının 300 bin olarak belirlenmiş olması, bu bölümlere yerleşen öğrencilerin matematik ve fen bilimleri alanlarındaki bilgi ve beceri düzeylerinde ciddi bir gerilemeye yol açıyor. YÖK Atlas verileri incelendiğinde, 2024 yılında yaklaşık 7 matematik, 2 fizik, 2 kimya ve 2 biyoloji neti yapan bir adayın, bir devlet üniversitesinde inşaat mühendisliği bölümüne yerleşebildiği görülmektedir. Oysa mühendisliğin temel koşulu; güçlü bir matematik altyapısı, fiziksel kavrama yeteneği ve analitik düşünme becerisidir. Bu yeterliliklerden yoksun bir şekilde üniversiteye başlayan öğrenciler için lisans eğitiminin sağlıklı yürütülmesi mümkün değil” diye konuştu.

SORUN MÜHENDİSTE DEĞİL, SİSTEMDE
Üniversite sayılarındaki artışın eğitimin niteliğini derinden etkilediğini belirten Atak, iş hayatına atılan genç mühendislerin kendini yetersiz hissettiğini söyledi. Bu durumun yapı güvenliğine doğrudan etkisi bulunduğunu vurgulayan Atak, “Özellikle ‘her ile hatta her ilçeye bir üniversite’ anlayışıyla 2010 yılından sonra inşaat mühendisliği bölüm sayısında çok hızlı bir artış yaşanmış, bu artış 2020 yılına kadar sürdü. Bölüm sayısındaki artışla birlikte kontenjanlar da kontrolsüz biçimde yükselmiştir. Ancak bu artış; akademik kadro, laboratuvar altyapısı ve uygulamalı eğitim olanaklarıyla desteklenmedi. İnşaat mühendisliği eğitimi plansız büyütülmüş, nitelik ikinci plana itilmiştir. Bu tablo, yalnızca mühendis adaylarını değil, kamusal güvenliği ve yapı güvenliğini de doğrudan tehdit eden bir sorundur. Üniversite sıralarında kâğıt üzerinde kalan bilgiler, sahadaki dinamik ve çoğu zaman baskı altında yürüyen üretim süreçleriyle karşılaştığında, genç mühendis kendisini yetersiz hissetmekte; bu durum mesleki özgüven kaybına yol açıyor. Ancak sorun yalnızca genç mühendislerin bireysel eksiklikleri değildir. Asıl sorun, deneyimsiz mühendisleri yeterli rehberlik ve denetim olmaksızın ağır sorumlulukların altına iten sistemdedir” dedi.

MESLEKİ OLGUNLUK ÖNEMLİ
Çağdaş ülkelerin inşaat mühendislerinin eğitiminde ve mesleki hayatlarında farklı modeller uyguladıklarını belirten Atak, “Küresel ölçekte inşaat mühendisliği eğitimi; artık yalnızca statik mukavemet hesaplarından ibaret görülmemekte; sürdürülebilirlik, BIM (Yapı Bilgi Modellemesi) ve mesleki etik temelleri üzerine inşa ediliyor. Çağdaş dünyada mühendis; dar bir teknik çerçeveye sıkıştırılmış bir ‘hesap memuru’ değil, projenin toplumsal, ekonomik ve çevresel projeksiyonlarını yöneten bir stratejist ve lider olarak yetiştirilmektedir. Bu anlayışın doğal bir sonucu olarak mühendislik yetkinliği, mezuniyetle kazanılan kalıcı bir hak değil, dinamik bir süreç. Gelişmiş ülkelerde mezuniyet sonrası süreç; ‘Stajyer Mühendislik’ (EIT) sınavıyla başlamakta, ancak belirli bir saha tecrübesinin ardından geçilmesi zorunlu olan ‘Profesyonel Mühendislik’ (PE) sınavıyla, yani bir yetkinlik belgesiyle taçlanıyor. Hayati öneme sahip olan ‘imza yetkisi’, ancak bu mesleki olgunluk aşamasından sonra veriliyor” şeklinde konuştu.

BARAJ 50 BİNE ÇEKİLMELİ
Eğitimin ve bu eğitim sonucu yetişen mühendislerin niteliğinin artması için Oda olarak çalışmalar yürüttüklerini açıklayan Atak, mühendislik fakültelerinin öğrenci alım kriterlerinin değişmesi gerektiğini söyledi. Bölümlerin üniversite sınavında ilk 50 bine giren öğrencileri alması gerektiği fikrini Oda olarak savunduklarını açıklayan Atak, sözlerini şu şekilde noktaladı: “Odamızın yıllardır sürdürdüğü temel uyarı nettir: ‘Her üniversite mühendislik fakültesi açamaz.’ Kontrolsüz biçimde açılan inşaat mühendisliği bölümleri ve artan kontenjanlar, eğitim niteliğini ciddi biçimde düşürmüş; bunun bedelini de mezun olan genç mühendisler iş hayatında ağır biçimde ödendi. İnşaat mühendisliğine giriş barajının 2020 yılı itibarıyla 300 binlere kadar gerilemesi, bu nitelik kaybının somut göstergesi. Oda olarak; başarı sıralarının yükseltilmesi, kontenjanların azaltılması ve uygulamalı, laboratuvar ağırlıklı eğitimin zorunlu hale getirilmesi için yıllardır kamuoyunu uyarıyoruz. ‘Baraj 50 bin olsun, kontenjanlar düşürülsün’ çağrısıyla başlatılan imza kampanyası da bu mücadelenin açık bir ifadesi olmuş, üyelerimizden güçlü bir destek gördü.”
Kaynak : HABER MERKEZİ