Almanya'dan 9 Kasım 2025'te İstanbul'a gelerek3 Kasım 2025'de zehirlenme' şüphesiyle hastanede tedavi altına alınan, ardından hayatını kaybeden Kadir Muhammet Böcek (6), Masal Böcek (3), anne Çiğdem Böcek ile baba Servet Böcek hayatını kaybetti.
BÖCEK AİLESİNİN ÖLÜMÜNE İLİŞKİN DAVADA SANIKLAR İLK KEZ HAKİM KARŞISINDA
Böcek ailesinin ölümüne ilişkin açılan dava İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek. Duruşmada, aralarında otel yetkilisi olan tutuklu sanık Hakan Oğlak, DSS İlaçlama firmasının sahibi şüpheli Serkan Kışı'nın da bulunduğu 6 sanık savunma yapacak. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, şüpheliler Serkan Kışı, Zeki Kışı, Doğan Cağferoğlu, Hakan Oğlak ve Muhammad Moeen Ud In Chıshtı'nın 'Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak' suçundan 2 yıl 8 aydan 22,5 yıla kadar hapisle ayrı ayrı cezalandırılmaları istendi. Rustemsha Batyrov'un ise 'taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma' suçundan 2 yıldan5 yıla kadar hapsi talep edildi. 6 sanık bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.
Duruşma saat1.00 sıralarında kimlik tespitiyle başladı. Duruşmada 4 sanık hazır bulunurken, diğer sanıklar duruşmaya Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Diğer yandan duruşmaya müşteki ve sanık avukatlarıyla taraf avukatları ve çok sayıda izleyici de katıldı.
"ÖLÜMLERİN İLAÇLAMAYA BAĞLI OLDUĞUNA İNANMIYORUM"
Otel sahibi tutuklu sanık Hakan Oğlak, "Sayın heyet benim canım feda olsaydı da onların saçlarının teline bir zarar gelmeseydi keşke otelim malım mülküm yansaydı da bu aile yaşasaydı. Bu zamana kadar birçok şey söylendi. Ben uzun yıllar otelcilik ve garsonluk yaptım. Olayın yaşandığı dönemde bacağımda bir yara oluştuğu için tedaviye başladım ve bu süreçte otele çok fazla uğrayamıyordum. Halil Duran beni aradı ve01 numaralı odada haşere şikayeti olduğunu ve ne yapmamız gerektiğini sordu. Ben de 'İlaçlama şirketini arayın' dedim. Bildiğim kadarıyla şirket birkaç gün sonra gelip ilaçlamışlar ve biz o odayı 2 gün boyunca kapalı tuttuk. O şirketi seçmemizin nedeni Google puanı ve sitelerindeki referans otellerden kaynaklıydı.01 numaralı odada yapılan ilaçlamanın 202 numaralı odayı etkilemesi imkansızdır. Çünkü iki oda arasında havalandırma yolu yoktu. Biz daha önce de ilaçlama yaptık ama kimse bundan zarar görmedi. Ölümlerinin ilaçlamaya bağlı olduğuna inanmıyorum. İlaçlamayı zaten ben yapmadım. Otelde yapılan incelemelerde bile ilaçlama şirketinin sertifikasının olup olmadığını tarım ve ilçe ekipleri bile anlayamadı ben nasıl bilebilirim ki. Ben 5 aydır işlemediğim bir suçtan dolayı tutukluyum. Sağlık sorunlarımdan dolayı tahliyemi talep ediyorum" dedi.
"OTELİN KAPISINI DA KİLİTLEDİM"
Resepsiyon görevlisi tutuklu sanık Muhammad Moeen Ud Din Chishti ise, "Sabah otele çalışmak için geldim.01 numaralı odanın kapısı ilaçlamadan dolayı kapalıydı. Servet Böcek ve Çiğdem Böcek, çocuklarının yedikleri şeyden dolayı kustuğunu, odayı temizlememizi söyledi, biz de temizledik. Gece 00.00’da otelde kusma kokusu vardı. Gece 01.00’de, acıktığım için yemek yemeye gittim. Otelin kapısını da kilitledim. Çıkarken anahtarı da cama yapıştırdım. Yemek yedikten sonra otele giderken kapının önünde ambulans gördüm. Kapıyı açtım ve aileye yardım ettim. Bu olaydan dolayı çok üzgünüm. İlaçlamadan benim haberim yoktu" şeklinde konuştu.
"ÇALIŞANLARIMA SADECE DİKKATLİ OLUN DİYORUM"
İlaçlama firması sahibi tutuklu sanık Zeki Kışı ise savunmasında, "2019 yılında şirkete sertifika almak için başvurduk. Sonrasında pandemi çıktı alamadık. Bu şirketi Sinan ile beraber kurduk. İlaçların isimleri var. İlaçların neye iyi geldiğini ustalar bilir. Ben, ilaç satın almam, ayarladığım ustalara parayı veririm, ilacı alırlar. Benim ilaçlama işiyle ilgili hiçbir bilgim yoktur. Ben sadece firma sahibiyim. İşlemlerle alakalı bilgim yok. Tek bilgim, 2-3 ay eğitim aldık, bu kadar. Biz çalışanlara eğitim vermedik. Benim şirketim temizlik şirketi olarak geçiyordu ilaçlama şirketi olarak değildi galiba tam olarak hatırlamıyorum. Çalışanlarıma dikkatli olun diyorum sadece. Benim ilaçlarım insan öldürmez. Çok üzgünüm vicdan azabı çekiyorum" dedi.
MAHKEME BAŞKANI'NDAN UYARI
Bunun üzerine Mahkeme Başkanı "Bak hiçbir tedbir almamışsın. Bilmiyorsun bari bilen birisini al sen onu da yapmıyorsun iş yaptığın kişiler hiçbirşey bilmiyor. Çarşambanın gelişi perşembeden belli olur" dedi.Savunma yapan ilaçlama firması sahibinin oğlu tutuklu sanık Serkan Kışı ise, "Ben ilaçlama firmasından önce İBB iştiraki İGDAŞ’ta çalıştım. Çocuğum yeni doğduğundan dolayı işten ayrıldım. 5-6 sonra babamın yanına gittim işlerde yardım etmek amacıyla. Firmada bir yetkim yoktur"dedi.
"BENİ TEMİZLİK PERSONELİ OLARAK İŞE ALDILAR"
İlaçlamayı yapan tutuklu sanık Doğan Caferoğlu ise savunmasında, "Serkan ve Zeki’yi bizim mahalleden tanırım. Kızım doğduktan sonra eşim ve ben işten çıkarıldık, maddi olarak zor durumdaydık. Serkan bana mesaj attı, 'Boşta kaldıysan bize gel daha sonra iş bulursan gidersin' dedi. Ben ilk birkaç hafta diğer şirketlerden haber bekledim ses gelmeyince kabul etmek zorunda kaldım. Kısa bir konuşmamız oldu. Serkan bana ilaçlama için konuştuğum işle ilgili, 'Biz temizlik firmayız, sen de temizlik personeli olarak geçeceksin' dedi. Gerekli eğitimler bana sözlü olarak verdi ve Ağustos ayının başında tek başıma çıkmaya başladım. Şirket tamamen Whatsapp üzerinden yürütülüyordu. Randevu, hesap ve uygulama olarak 3 ayrı grup vardı. Randevular Serkan diye kaydettiğim numaradan geliyordu. Sonra ne yazık ki bu olay geldi ve biz1 Kasım’da otele gittik. 20 dakika uygulama yaptık resepsiyonda. Eyüp diye birisi vardı sordum01 numaralı odayı gösterdi. Biz orada 2 çeşit uygulama yaptık, ilacı suyla seyreltip sıktım, sonra da bir tabağa plastik jel döküp onu odaya bıraktım. Ardından işlem bitti ve ben otelden çıktım" diye konuştu.
'BEBEĞİ ALDIĞIMDA NABZINI ALAMADIM'
Sanık savunmaları sonrası müşteki ve tanık beyanları dinlendi. Müştekiler şikayetçi olduklarını ifade ederken, tanık sıfatıyla beyanda bulunan Umut Baran, "Benim otelin olduğu yerde 3 iş yerim var. Dükkandan çıktığımda otelin önünde ambulans vardı. Olay yerine gittiğimde bebeği bana verdiler. Bebeği aldığımda taş gibiydi nabız alınmıyordu öldüğünü düşündüm. Anne yukarıdaydı. Babayla birlikte anneyi aldık, yürüyemiyordu kolundan tutarak indirdik. Sonrasında takviye ambulans geldi anneyi ambulansa bindirdik" dedi. Bir diğer tanık olan otel müdürü Halil Duran, "Ben oteldeyken01 numaralı odayla ilgili ilaçlama çalışması yapılması gerekti. Ben de bunun üzerinde ilaçlama firmasını aradığımda Serkan ilaçlama isimli bir numarayla görüştüm. Zaten aynı firmayla yine aynı kişiyle iş yapmıştık. İlaçlama günü ben Diyarbakır'daydım. İlaçlama sonrası bana mesaj gönderildi. Otomatik bir mesajdı 2 gün odaya girilmemesine dair bir mesaj aldım" diye konuştu.
1 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Avukatların beyanlarının alınmasının ardından söz alan Cumhuriyet Savcısı, müştekilerin davaya katılma taleplerinin kabul edilmesini, eksiklerin tamamlanmasını ve tutuklu sanıkların mevcut durumlarının devamını talep etti. Savcı ayrıca, olayla bağlantısı olduğu değerlendirilen tanık Halil Duran hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirtti.
Duruşma sonunda ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, resepsiyon görevlisi tutuklu sanık Muhammad Moeen Ud Din Chishti’nin tahliyesine karar verirken, diğer sanıkların tutukluluk halinin sürmesine hükmetti.
Mahkeme, eksiklerin giderilmesi amacıyla duruşmayı 26 Haziran Cuma günü saat0.30’a erteledi.
ANNE VE BABA AÇIKLAMALARDA BULUNDU
Duruşmanın ardından Servet Böcek'in annesi Cemile Yılmaz, babası Yılmaz Böcek ve Avukat Yaşar Balcı basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Servet Böcek'in annesi Cemile Yılmaz, "Benim gencecik oğlumu, gelinimi, torunlarımı ilaçladılar. Adalet sesimi duysun, adalet istiyorum. Gereken cezayı versinler. Benim istediğim bu. Benim çocuklarımın suçu neydi, bilmiyorum. Torunlarım 3 yaşında, 6 yaşında. Allah onları da yaksın. razı olsun. Ne gerekiyorsa yapılsın benim istediği bu. Ben adalet istiyorum" diye konuştu.
'GÖZÜMÜZÜN İÇİNE BAKARAK YALAN SÖYLÜYORLAR'
Servet Böcek'in babası Yılmaz Böcek, "Bugün fazla bir şey beklemiyorduk. Bunu avukat bey de bize iletmişti. Bunlar sadece üzerindeki baskıyı, suçu birbirinin üzerine atıyorlar. 'Yok efendim ben bilmiyordum, gününü hatırlamıyorum, tarihini hatırlamıyorum, çok kısa bir zaman çalıştım' diyor. Diğeri 'Emir komutayı başkasından aldım' diyor. Siz bu firmayı açmışsınız, yönetiyorsunuz, bu firma sizin adınıza kayıtlı. Siz zehirli bir kimyasal madde kullanıyorsunuz haşerelere karşı ve bunları yapan işçilerin hiçbir yetkisi yok, hiçbir belgesi yok. Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Sadece kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Bunların hepsi suçsuzdur o zaman, benim çocuklarımı kim öldürdü? Benim çocuklarım Almanya’dan buraya kalkıp, 4 gün sadece bir değişiklik olsun diye canlarını feda etmeye mi geldiler buraya? Tabii ki suçlusunuz. 'Tamam biz hata yaptık' deyin, ama o yürek yok." Eğer varsa adalet adalet mutlaka yerini bulacaktır. Bizde buna inanıyoruz. Tek tesellimiz bu. Benim oğlum, gelinim, torunlarım geri gelmeyecek. Bir nebze olsun yüreğimize rahatlık gelsin ki vicdanımız rahat etsin. Ama en azından bunu yapanlarda cezalarını aldılar diyeceğiz. İleriye dönük bu işi yapmak isteyenlere bir örnek olsun. Eğer bu işi yapanlar gerçekten vesikalı, devlet tarafından eğitilmiş insanlar olsaydı bu durum olmazdı. Eğitim yok, bilgi yok, denetim yok. Elini nereye atarsan elinde kalıyor. 'Ben günlük işçiyim' diyor, efendim günlük işçiysen nasıl böyle güçlü bir zehri kullanıyorsun? Bu 'Alüminyum Fosfit' denilen zehir bir anda havada uçuşup gitmiyor. Çok ağır bir madde olduğu için havada kalma ihtimali var 24 saate kadar. Bunlar bu zehir uçuşmuyor, yere gidiyor. Yalan söylüyorlar, külliyen yalan. Şimdi adli tıpı suçluyorlar. 'Yok bizim müvekkillerimiz suçsuz. Adli tıp acele bir rapor hazırlamış' Hayır efendim, adli tıp acele bir rapor hazırlayamaz, öyle bir yetkisi yok. Çünkü oradaki çalışan kurum ve kuruluşlar birbirinden bağımsız. Kimse kimseyi tesir altında tutamaz. Baktılar işin işinden çıkmıyorlar her şeyi pandemiye bağladılar. Her şeyi pandemiye bağlayamazsın. Yalan söylüyorlar. Kendilerini kurtarmak için gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar" açıklamasında bulundu.
'BİZ TÜRK ADALETİNE GÜVENİYORUZ'
Avukat Yaşar Balcı, "Bugün hepimizin beklediği gibi Böcek ailesinin de sabırsızlıkla beklediği o duruşma yapıldı. Duruşmada sanıklar suçtan kurtulmaya yönelik birtakım iddialar ortaya attılar; fakat mahkeme bunları dikkate almadı. Tutukluluklarının devamına ilişkin bir karar verdi ve dosyayı mütalaaya hazırlanması için Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Sadece dosya kapsamında resepsiyonda görevli olan, kapıyı kilitleyen yabancı uyruklu bir şahıs var; onunla ilgili tahliye kararı verdi. Duruşmayı da 26 Haziran saat0.30’a erteledi. O duruşmada savcının mütalaası olacak. Biz Türk adaletine güveniyoruz. Bizim de bu olaylarla ilgili birtakım taleplerimiz oldu. Bunlara ilişkin de bir mahkemede bir değerlendirme yapıldı. Mütalaayı hazırladıktan sonra savcı, biz de bunlara ilişkin beyanlarımızda bulunacağız. Bizim daha önce de izah ettiğim gibi, öncelikle hedefimiz adaletin yerini bulması, hak ettiği cezayı sanıkların alması. Burada çok ciddi ihmaller zinciri var. Bir aile yok oldu. Bununla ilgili özellikle olası kasttan mahkemenin bir değerlendirme yapacağı inancındayız. Adalete de güveniyoruz, suçluların cezalandırılmasını istiyoruz. Bir aile katledildi biliyorsunuz. Sadece burada otel sahipleri, ilaçlama firması değil; aynı zamanda sağlık çalışanlarının da biz ihmali olduğunu düşünüyoruz. Bunlarla ilgili de ben gerekli yerlere başvuru yaptım. Bizim olayımızda çok ciddi ihmaller var. Bununla ilgili iki hastane var; iki hastaneden bir tanesiyle ilgili, Vakıf Hastanesi'yle ilgili maalesef ki soruşturma izni tarafımıza verilmedi. Bununla ilgili bir idari yargı süreci olacak, ona ilişkin de davalar açacağız. Sürecin takipçisiyiz" dedi.