İLKSES Dijital Platform’da yayınlanan ‘Erdal Erek ile Siyaset Kulisi’ programının konuğu olan DEVA Partisi İzmir İl Başkanı Muhammet Yılmaz, İzmir’in deprem hazırlıklarından altyapı ve su sorunlarına, Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişinden ekonomik krize kadar gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yılmaz, 30 Ekim İzmir depreminin yıl dönümünde kente gelecek olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın programına da değinerek kentte kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini vurguladı.
BABACAN’IN İZMİR ÇIKARMASI
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın, 30 Ekim İzmir depreminin yıl dönümünde İzmir’e geleceğini hatırlatarak sözlerine başlayan Başkan Yılmaz, “30 Ekim İzmir depreminde maalesef 117 canımızı kaybettik. Genel Başkanımız, deprem yıl dönümü kapsamında gün içerisinde bir dizi etkinliğe ve anma törenine katılacak. Akşam saatlerinde ise iş dünyası temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, hemşeri dernekleri, vatandaşlarımız ve basın mensuplarıyla bir buluşma gerçekleştireceğiz. Genel Başkanımızın basın mensupları ve halkımızla bir araya geleceği etkinlikte, karşılıklı sohbet edilecek ve kendisine sorular yöneltilebilecek. Bu vesileyle basın mensubu arkadaşlarımızı, sivil toplum kuruluşlarını, iş dünyası temsilcilerini ve siyasi parti temsilcilerini etkinliğimize bir kez daha davet etmek istiyorum. Davetimizi henüz ulaştıramadığımız kişi ve kurumlar varsa şimdiden affola” mesajını verdi.
DEVA PARTİSİ’NDEN 23 EYLEM PLANI
“Ülkemizin başlıca 23 sorununa yönelik 23 eylem planı bulunan bir partiyiz” diyen Başkan Yılmaz, “Bu eylem planlarımızın önemli bir bölümü, 2023 genel seçimlerinde Altılı Masa olarak adlandırdığımız ittifakın ortak eylem planlarının da temelini oluşturuyordu. Bugün de bu eylem planlarımızı sahada halkımıza anlatmaya devam ediyoruz. Deprem konusunda hazırladığımız afet eylem planımızı ve yerel şehir eylem planlarımızı birçok siyasi partiyle ve ilgili temsilcilerle de paylaştık. Amacımız, bu planlardan herkesin yararlanmasını sağlamak. DEVA Partisi olarak öncelikle yaşadığımız kentleri depreme karşı dirençli hale getirmek zorundayız. Deprem, teknik boyutuyla da ele alınması gereken büyük bir sorun. Ben de inşaat mühendisiyim ve bu nedenle deprem konusunu yakından takip ediyorum. Alınması gereken önlemleri her platformda dile getiriyoruz. Sahada vatandaşlarımıza, siyasetçilere, belediye temsilcilerine, meslek odalarına ve sivil toplum kuruluşlarına hem sorunları hem de çözüm önerilerimizi anlatıyoruz… İzmir depreminin ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İnşaat Mühendisleri Odası iş birliğinde kentteki yapı stokunun envanterini çıkarmaya ve riskli yapıların tespitine yönelik çalışmalar başlatıldı. Pilot bölge olarak Bayraklı ve Bornova seçildi. Bayraklı ve Bornova'daki çalışmalar tamamlandı, Karşıyaka'da ise çalışmalar yeni bitti. Konak'ta da çalışmalara başlanacağı belirtiliyor. Ancak burada ciddi bir sorun var. 6 yılda, İzmir nüfusunun yaklaşık yüzde 30'una karşılık gelen bir alanda riskli yapı tespiti yapılabilmiş olması, bana göre oldukça yavaş ve yetersiz bir çalışma. Altı yıl içerisinde İzmir'in bütün ilçelerinde riskli yapı tespitlerinin tamamlanmış, bu tespitlerin ardından gerekli çözüm önerilerinin geliştirilmiş olması gerekirdi. Bu çözümler yalnızca teknik açıdan değil, maliyet, mimari ve şehir planlaması boyutlarıyla da ele alınmalıydı” değerlendirmesinde bulundu.
GEÇİCİ MÜDAHALELER DEĞİL…
İzmir'in çok ciddi sorunları olduğunu vurgulayan Başkan Yılmaz, “Su sorunu, altyapı sorunları ve gün geçtikçe artan trafik yoğunluğu bunların başında geliyor. Bazı mahallelerde yolların durumu da gerçekten iç açıcı değil. Geçtiğimiz günlerde Konak ilçemizin Çınartepe Mahallesi'ne yol çalışması için gittik. İnanın, yolların hali içler acısıydı. Araçlar çamur ve toprak nedeniyle kayıyor, sürücüler trafik kazası yaşama tehlikesiyle karşı karşıya kalıyordu. Konuyla ilgili gerekli paylaşımları yaptık ve ilgili kurumlara mesajlarımızı ilettik. Ancak yapılan yamalar kalıcı bir çözüm değil. Biz geçici müdahaleler değil, sorunun kökten çözülmesini istiyoruz. Su sorununa gelecek olursak, geçen yıl İzmir'de ciddi bir su sıkıntısı yaşadık. Vatandaşlarımız her gün uyandıklarında barajlardaki su seviyelerini takip ediyor, suyun yetip yetmeyeceğini merak ediyordu. Ardından yoğun yağışlar geldi ve çok şükür barajlarımızdaki su seviyeleri açısından daha olumlu bir tablo oluştu. Ancak yağışların artması, su sorununun kalıcı olarak çözüldüğü anlamına gelmiyor. Kuraklık artık dünyanın ortak sorunu. Bu nedenle İzmir'in önümüzdeki 20-30 yılını güvence altına alacak bir su yönetimi planının hazırlanması gerekiyor. Baraj kapasitelerinin geliştirilmesi, yağmur sularından daha fazla yararlanılması, yağmur suyu hasadının yaygınlaştırılması ve şebekelerdeki kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi gibi çalışmaların hayata geçirilmesi şart. Bakın, dikkat çekici bir bilgi vereyim: İzmir'de kayıp-kaçak oranının yüzde 40 civarında olduğu ifade ediliyor. Tahtalı Barajı da kentimizin su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılıyor. Dolayısıyla kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi ve şebekelerin yenilenmesi, su kaynaklarının daha verimli kullanılması açısından büyük önem taşıyor. Bu konuda acil önlemler alınması gerekiyor” bilgisini paylaştı.
BAŞKAN YILMAZ’DAN TUGAY ÇIKIŞI
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişini de değerlendiren Başkan Yılmaz, “Bir siyasetçinin parti değiştirmesi hukuken mümkündür. Hukuk dışı bir durum olsaydı milletvekilleri veya belediye başkanları parti değiştiremezdi. Ancak bir şeyin hukuken mümkün olması, ahlaken de uygun olduğu anlamına gelmez. Çünkü vatandaşlar siyasetçilere güven duydukları ve onların ilkelerini benimsedikleri için oy veriyor. Dolayısıyla burada önemli olan, siyasetçinin parti değiştirdikten sonra seçmenin güvenini boşa çıkarıp çıkarmadığı ve kendisine oy veren vatandaşlara vaat ettiği hizmetleri sunup sunmadığıdır. Vatandaş, oy verirken siyasetçiye aynı zamanda bir siyasi kimlik ve temsil sorumluluğu yüklüyor. Bir siyasetçinin soldan sağa ya da sağdan sola geçmesi, doğal olarak seçmen tarafından şaşkınlıkla karşılanabiliyor. Burada bizim ölçütümüz samimiyet ve şeffaflıktır. Seçildikten kısa bir süre sonra siyasi mevki, makam veya avantaj uğruna parti değiştirilmesi, vatandaşın siyasete duyduğu güveni zedeliyor. Son dönemde siyasetin merkezinde insanın değil, menfaatin; ilkelerin değil, mevki ve makamın yer aldığını üzülerek görüyoruz. Bir siyasetçi neden partisinden ayrıldığını, hangi ilkeler doğrultusunda bu kararı aldığını seçmenine açıkça anlatamıyorsa burada ciddi bir sorun vardır. Çünkü milletvekilliği veya belediye başkanlığı yalnızca bir makam değil, aynı zamanda seçmene karşı üstlenilmiş bir sorumluluktur. Elbette insanların siyasi tercihleri zaman içerisinde değişebilir. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak seçmene verilen sözlerin ve seçmenin duyduğu güvenin de bir karşılığı olmak zorunda. Dolayısıyla bizim siyasetten beklentimiz; ilkelere bağlılık, tutarlılık ve hesap verebilirliktir. Bunlar sağlandığında parti değişikliğinin de kamuoyu açısından çok daha farklı bir anlamı olacaktır. Asıl önemli olan, siyasi tercihler değişse bile seçmene karşı duyulan sorumluluğun değişmemesidir” sözlerine dikkat çekti.
ALIM GÜCÜNDEKİ KAYBIN YAŞAMA ETKİSİ
Gençlerin ciddi bir gelecek kaygısı yaşadığını kaydeden Başkan Yılmaz, şunları da ekledi: “Ekonomik sıkıntılar nedeniyle gençlerimiz yarınlarından endişe duyarken emeklilerimiz ve asgari ücretle çalışan vatandaşlarımız da ay sonunu getirmekte zorlanıyor. Ben de bir baba olarak çocuklarımızın geleceği konusunda endişe duyulmasını çok iyi anlıyorum. Ancak burada yalnızca maaş artışlarını konuşmak yeterli değil. Enflasyon düşürülmeden yapılan ücret artışları, ne yazık ki kısa süre içerisinde etkisini kaybediyor. Bu konuda üç temel çözüm alanımız var. Birincisi, genç istihdamı. Sanayi ve ekonomi eylem planlarımızda genç istihdamına, mesleki eğitime ve üniversite eğitiminin iş dünyasının ihtiyaçlarıyla buluşturulmasına yönelik önerilerimiz bulunuyor. İlk kez işe alınacak gençlerin istihdamını teşvik edecek, aynı zamanda işverenlerin üzerindeki maliyetleri azaltacak modellerimiz var. Gençlerimizin eğitimlerini tamamladıktan sonra iş bulabildikleri, kendi ayakları üzerinde durabildikleri ve geleceklerini güvenle planlayabildikleri bir ortam oluşturmak istiyoruz. İkincisi, emekli maaşlarının alım gücünü korumak. Emeklilerimizin ekonomik koşullarını iyileştirmek ve özellikle düşük gelirli emeklilerimizi desteklemek önceliklerimiz arasında. Öncelikle alım gücünü koruyacak, ardından emeklilerimizin yaşam koşullarını iyileştirecek adil politikalar üretmemiz gerekiyor. Bugün emeklilerin içinde bulunduğu durumu görmek isteyenler, akşam saatlerinde pazarlara giderek vatandaşların daha uygun fiyatlı ürünlere ulaşabilmek için nasıl beklediğine tanıklık edebilir. Emeklilerimizin yaşamlarını sürdürebilmek için bu koşullara mahkûm olmaması gerekiyor. Üçüncüsü ise asgari ücret. Asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızın insanca yaşayabilecekleri bir gelir seviyesine ulaşması gerekiyor. Bugün ülkemizde vatandaşlarımızın temel gıda ürünlerine erişimde yaşadığı sıkıntılar ortada. Eskiden köylerimizde bir misafir geldiğinde ev sahibi koyun keser, sofrasını zenginleştirirdi. Bugün ise vatandaşlarımızın tavuk alırken bile zorlandığı bir ekonomik tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum, alım gücündeki kaybın günlük yaşama nasıl yansıdığını gösteriyor.”
BÜYÜK VE ONURLU BİR MİLLETİZ
Başkan Yılmaz, son olarak ise “Elbette asgari ücretlilerin yaşam koşullarını iyileştirirken küçük işletmelerin durumunu da göz önünde bulundurmalıyız. İşletmelerin vergi yükleri, işletme giderleri, sigorta primleri ve borçları bulunuyor. Bu nedenle hem çalışanların insanca yaşayabileceği bir ücret almasını sağlamalı hem de işverenlerin bu ücretleri ödeyebilecekleri ekonomik koşulları oluşturmalıyız. Devletin, özellikle küçük işletmelerin üzerindeki yükleri hafifletecek ve vatandaşın ekonomik olarak rahatlamasını sağlayacak politikalar geliştirmesi gerekiyor. Vatandaşımızın önce kazanmasını, ekonomik olarak nefes almasını sağlamalıyız. İnsanlar gelir elde ettikçe yükümlülüklerini daha rahat yerine getirebilir, vergilerini ödeyebilir ve ekonomiye daha fazla katkıda bulunabilir. Biz büyük ve onurlu bir milletiz. Bunun en önemli örneklerinden birini 15 Temmuz'da gördük. Vatandaşlarımız, ülkesine ve devletine sahip çıkmak için sokaklara çıktı. Çünkü hepimiz biliyoruz ki başka Türkiye yok. Dolayısıyla hedefimiz; gençlerimizin gelecek kaygısı yaşamadığı, emeklilerimizin insanca yaşayabildiği, asgari ücretli vatandaşlarımızın geçim sıkıntısından kurtulduğu ve işletmelerimizin üretmeye devam edebildiği bir Türkiye oluşturmak. İnanıyoruz ki doğru ekonomi politikalarıyla ülkemizi yeniden refahın yükseldiği, vatandaşlarımızın geleceğe güvenle baktığı günlere taşıyabiliriz” mesajını verdi.