11 Mayıs 2026, Pazartesi 03:44
26°C İzmir

İran’dan gelecek mülteci göçü: İşsizliği ve sosyal gerilimi arttırır

İsrail’in İran’a düzenlediği saldırılar sonucunda, ülkemize gerçekleşecek olası göç dalgasını değerlendiren Dr. Sönmez, “Yeni göç dalgası ülkemizde barınma krizini, işsizliği ve sosyal gerilimi yeniden tırmandırabilir” dedi

İran’dan gelecek mülteci göçü: İşsizliği ve sosyal gerilimi arttırır haberinin görseli
5 dk okuma süresi

AYSELİN UZUN-ÖZEL HABER / İsrail’in İran’a karşı düzenlediği hava saldırıları sonucunda aralarında üst düzey asker ve bilim insanlarının da bulunduğu onlarca İranlı hayatını kaybederken, yüzlerce vatandaşın da yaralandığı öğrenildi. Bu kapsamda sınır komşumuz İran’a aralıklarla devam eden bu saldırıların ardından kamuoyunun gündemine ‘İranlılar Türkiye’ye gelir mi?’ sorusu oturdu. Bu olasılığı masaya yatıran Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez ise “İran-İsrail çatışması, özellikle İran ve Suriye’den yeni göç dalgalarına neden olabilir” diye konuştu. 

AÇIK KAPI POLİTİKASI SÜPRİZ OLMAZ

Türkiye’de ekonomik ve toplumsal dengeler adına göçmen, sığınmacı ve mülteci üçgeninin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Sosyolog Doç. Dr. İrfan Özet, “Türkiye’nin böyle bir durumda açık kapı politikası izlemesinin muhtemel olduğunu söyleyerek “Aktüel kamuoyu yoklamalarında görüldüğü gibi, Türkiye’deki kültürel ve sınıfsal kutuplaşma, göçmen kitlelerin geri dönüşü meselesine geldiğimizde büyük ölçüde sönümlenebilmektedir. Yani kültür, yaşam tarzı, kamusal alanın yönetimi gibi meselelerde farklılaşmış çevreler; kontrol dışı göçe karşıtlık düzeyinde neredeyse konsensüs halinde. Bu gerçeklik iktidar çevrelerinin özellikle yerel seçimlerde büyük kentlerdeki gerilemesinde etkili bir faktör. Ancak yapısal düzeydeki bu gerçekliğe İran’dan gelmesi muhtemel göçmen kitlenin etno-kültürel kimliği ve yaşam tarzı siyaseti bağlamında taşıdığı özel nitelikler bağlamında ekstra bir parantez açılmalı. Öncelikle İran’dan yönelecek göçmen tabakalar içerisinde etno-kültürel bağ ve ortaklık potansiyeline sahip Türk-Azeri nüfus azımsanmayacak ölçüde olacaktır. Ancak Türk-Azeri demografinin taşıdığı inanç kimliği, potansiyel düzeydeki bu entegrasyonun sınırlarını da ortaya koyabilmektedir. Buna ilaveten diğer etnisiteleriyle birlikte İran diasporası, küresel dünyada seküler-modern kimliğe neredeyse en yatkın kimlik havzası olarak bilinmekte. Diğer bir deyişle, ülkemizde mevcut göçmen kitlelerin epey dışında bir kültürel kimliği temsil etmektedirler. Bu açıdan Suriye, Irak, Pakistan gibi İslam coğrafyasının diğer bölgelerinden gelenlere yönelik rutin açık kapı politikasının dışında kamu politikaları izlenmesi sürpriz olmaz. Toplumsal çevreler katında ise, İranlı kitlelerin taşıdığı sosyolojik niteliklerden bağımsız olarak, mevcut ekonomik-sosyal dengeler ve Orta Doğu genelinde ivme kazanan çatışma koşullarından hareketle kontrol dışı göç alanına yönelik muhalif eğilimlerini sürdüreceğini öngörüyorum” dedi. 

- REKLAM -

GÖÇ HER AÇIDAN OLUMSUZ ETKİLER

Yaşanacak mülteci göçünün Türkiye’yi iç ve dış siyasette zayıf düşüreceğini aktaran Sönmez, “İran-İsrail çatışması, özellikle İran ve Suriye’den yeni göç dalgalarına neden olabilir. Türkiye yaklaşık 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapmaktadır ve yeni bir göç dalgası ülkemizde sosyo ekonomik açıdan ciddi anlamda baskıyı artırır. Ayrıca iç siyasette de milliyetçi söylemler ile beraber yabancı düşmanlığı söz konusu olabilir. Bu da toplumda kutuplaşmaya yol açabilir. Suriye ve Irak’taki çatışmaların yoğunlaşması, Türkiye’ye yönelik yeni bir göç dalgasını tetikleyebilir. Özellikle İran destekli milislerin yaşadığı bölgelerdeki Sünni Arap nüfus, güvenlik gerekçesiyle Türkiye sınırına yönelebilir. Ayrıca Lübnan’daki istikrarsızlık, Filistinli mültecilerin de Türkiye’ye yönelmesine yol açabilir. Ayrıca Kürt meselesi çerçevesinde İran ile PJAK, Irak’ta KYB, Suriye’de ise YPG gibi yapılar üzerinden yeni güç dengeleri oluşabilir. Bu da Türkiye’nin iç politikası açısından hassasiyet oluşturur. Öte yandan göç meselesi çok büyük ihtimalle mümkündür. İran-İsrail çatışmasının doğrudan etkilediği ülkeler (Suriye, Irak, Lübnan, Filistin) zaten çatışma bölgeleridir. Bu ülkelerden Türkiye’ye doğru sayısız nedenlerle göç gelebilir. İran destekli Şii milis güçler, örneğin; Zeynebiyyun Tugayları, Fatimiyyun Tugayları ile İsrail’in hava saldırıları, Suriye’nin güneyi ve orta bölgelerinde yeni çatışma sahaları yaratırsa ki bu olasılık çok yüksek özellikle İdlib, Halep ve Hama çevresinden yeni göçler Türkiye sınırına yönelebilir. Yine İran’a yakın Haşdi Şabi milisleri ve İsrail’in hedef aldığı altyapılar arasında kalan Sünni Arap ve Türkmen nüfus, Musul ve Kerkük çevresinden Türkiye’ye sığınma arayışına girebilir. Aynı zamanda Kürdistan Bölgesel Yönetimi üzerinden gelen kaçak geçişler de artabilir. Lübnan’daki Filistinli mülteciler ve Suriye kökenli kişiler, güvensizlik nedeniyle Türkiye üzerinden Avrupa’ya gitme yollarını arayabilir. Bu durumda da yeni gelen göçmenlerin çoğu kamplarda değil, şehirlerde yaşamaya başlayacaktır. Zaten Türkiye’deki Suriyelilerin yüzde 90’ı şehirlerde yaşamaktadır. Bu durum büyük şehirlerde barınma krizini, işsizliği ve sosyal gerilimi yeniden tırmandırabilir” şeklinde konuştu.

Kaynak: HABER MERKEZİ

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.