İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, çocuk işçiliğine ilişkin yaptığı kapsamlı açıklamada, çocuk emeğinin görünümünün değiştiğini ve çocuk işçiliğinin merkezinin kırlardan kentlere kaydığını ortaya koydu.
Tarımda çalışan çocukların yıllarca görünmez kılındığını hatırlatan İSİG Meclisi, bugün ise yoksullaştırma politikaları, eğitim sistemindeki dönüşüm ve Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla çocukların kentlerde sanayi ve hizmet sektörlerinde yoğun biçimde çalıştırıldığını belirtti. Açıklamada, bu sürecin çocukları eğitimden kopardığı, sağlığını ve yaşamını tehdit ettiği vurgulandı.
ON YILLARDIR EN GÖRÜNMEZ KILINAN…
“Çocuk işçiliğinin merkezi kırlardan kentlere kaymıştır” diyen İSİG Meclisi, “Tarım işçisi çocuklar görünmez kılınır. Yaşadıkları şehirden çalıştıkları şehre giderken ya da tarlaya götürülürken devrilen minibüsler, traktörler trafik kazası olarak habere konu olur. Hijyen koşulları olmadan çadırlarda yaşarken ve 40-50 derece sıcakta çalışırken serinlemek için girdikleri dere veya su kanallarındaki ölümleri boğulma olarak yansır. Zaten kent kırı görmezken ayrıca bir de görünmez kılınma politikaları, tarımdaki çocuk işçi ölümlerini algılamamızı zorlaştırır… On yıllardır en görünmez kılınan ama birçok çocuğun çalışırken hayatını kaybettiği işkolu tarımdı. Ancak tarımdaki ölümler hala ilk sırada yer alsa da her yıl azalıyor. Örneğin 2025 yılında tarımda ölen çocukların oranı yüzde 33. Bu oran 2014 yılında yüzde 61’di. Ancak kentlerdeki çocuk işçilerin ölümleri temas noktamızdadır. Çocuk işçiliğinin kentleşmesinin sebepleri; yoksullaştırma politikalarının kentlerde yaşamayı zorlaştırması, 4+4+4 modeli, MESEM ve eğitimin paralılaştırılması gibi politikaların çocukları işçileştirmesidir. Ek olarak tüm Anadolu kentlerine yayılan OSB’lerde çocuk işçiliği mekânlarıdır. Yani tersten söylersek 2014 yılında kentlerde ölen çocukların oranı yüzde 39 iken 2025 yılında yüzde 67’ye yükseldi” değerlendirmesinde bulundu.
GENÇLİKLERİNİ İŞYERLERİNDE BIRAKACAKLAR
Kentlerdeki çocukların en kötü çalışma biçimi olarak MESEM’i ele alan İSİG Meclisi, “Türkiye’de çocuk emeğinin sömürüsünde yaygın bir şekilde kullanılan temel yasal model çıraklıktı. 1977 yılında çıkarılan 2089 Sayılı Çırak, Kalfa ve Usta Kanunu ile çırak, kalfa ve usta yetiştirme görevi MEB’e bağlanarak mesleki eğitimin parçası haline geldi. 1986 yılında çıkarılan 3308 Sayılı Meslek Eğitimi Kanunu ile mesleki eğitimde köklü biçimde değişiklik yapılarak okul dışında işyerinde çalışmanın yasal dayanağı oluşturuldu. Belirli dönemlerde çıraklığa ilişkin mevzuat düzenlemeleri yapıldı ancak bu düzenlemeler çıraklığı ortadan kaldırmak ya da azaltmak üzere değil tam tersine mevcut yeni piyasa koşullarına ya da yasal değişikliklere uyum sağlamak üzere geliştirildi. Bu noktada Çıraklık Eğitim Merkezlerinin adı da 2001 yılında Mesleki Eğitim Merkezleri olarak değiştirildi ve 2016 yılı ile beraber eğitim sistemine entegre edildi. Süreç içinde çıkarılan genelgeler ve özellikle pandemi ile birlikte MESEM’ler kitleselleştirildi… Sonuç olarak maddi durumu kötü olan ailelerden çocuklar MESEM’e gitmektedir. Böylece bir yandan lise diploması alıp diğer yandan çalışıp diploma, kalfalık ve ustalık belgesi alarak (meslek sahibi olup koluna altın bilezik takarak) işyeri açma hayalleri olacak. Ancak gerçekte bu çocuklara sunulan gelecek OSB’lerde, gıda, metal, kimya gibi sektörlerde ara eleman olma ya da hizmet sektörü çalışanı olmaktır. Diğer yandan sağlıklarını, çocukluklarını ve gençliklerini işyerlerinde bırakacaklar” bilgisini paylaştı.
ÇOCUK İŞÇİLİĞİ İLE MÜCADELEYE
Çocuk işçiliği ile mücadeleye davet eden İSİG Meclisi, “Türkiye sanayisinin dünya pazarlarında, özellikle AB pazarında, var olmasının yegâne yolu ucuz işgücü ihracıdır. Bu noktada sermaye için çocuk işçilik elzem olarak görülmektedir. ‘Çocuk işçilik ancak üretenlerin yönetmesi durumunda önlenebilir.’ Yoksa uluslararası sözleşmelerin imzalanması, hazırlanan programlar, AB ve ILO temsilcilerinin açıklamaları vb. bunlar siyasi iktidarın çocuk işçiliği engellemek yerine, halkla ilişkiler stratejisinin bir parçası olarak meşrulaştırma yolunu tercih ettiğinin ve çocuk işçiliğinin güvencesiz çalışmanın en önemli kaynaklarından biri olduğunun gizlenmesinin göstergesidir. Tam da bu noktada üç temel talebimiz var: Çocuk işçilik yasaklanmalı, mesleki öğrenim çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olmalıdır. Eğitim her kademede parasız olmalı, müfredat bilimin ışığında ve yaşam ile bağı kuran bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Yaşam alanlarımız uyuşturucu ve çeteleşmeden temizlenmeli, çocukların gelişimine uygun bir hale (spor, sanat, kültürel etkinlikler vb.) getirilmelidir. Ancak bunları sistem içinde talep etmek tek başına bir anlam ifade etmiyor. Örgütlenmek, mücadele etmek ve direnmek gerekiyor. Şimdi, çocuklarımızı koruyacak adımları atmanın ve mücadelenin araçlarını yine çocuklarımızla birlikte oluşturmanın zamanıdır” mesajını verdi.