Körfezdeki faylar dikkate alınmalı

Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Alim Murathan, Ege Denizi’nde yaşanan deprem sonrasında asıl tehlikenin İzmir Körfezi’ndeki 13 fayda olduğuna işaret etti. Murathan, “Eğer bu deprem İzmir Körfezi’nde olsaydı özellikle kıyı kesimlerdeki yapılar bunu 8-10 şiddetinde hissederdi” dedi


  • Oluşturulma Tarihi : 14.06.2017 07:54
  • Güncelleme Tarihi : 14.06.2017 07:54
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Körfezdeki faylar dikkate alınmalı

ÖZKAN PEKÇALIŞKAN – EMİRCAN IŞILDAK

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Alim Murathan, 6.3 şiddetindeki depremin Karaburun’un 25 kilometre açığında olmasını İzmir için büyük bir şans olarak değerlendirdi. 1998 yılında hazırlanan ve İzmir’de olası bir deprem senaryosunu içeren Radius Projesi’nde bile 6.5 şiddetinde bir depremin ele alındığını açıklayan Başkan Murathan, “Eğer bu deprem İzmir Körfezi’nde olsaydı özellikle kıyı kesimlerdeki yapılar bunu 8-10 şiddetinde hissederdi. Ayrıca en az 196 bin konut zarar görerek 1 milyon insanda evsiz kalırdı. Açıkçası İzmir’i aradaki 70 kilometrelik mesafe korudu” dedi. Odanın açıklamasına ek olarak Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Atilla Uluğ da büyük deprem riskinin bölge için hala sürdüğünü dile getirdi.

1 MİLYON İNSAN EVSİZDİ

Başkan Murathan, depremin Kandilli’ye göre 6.3, AFAD’a göre 6.2 kendi çalışmalarına göreyse 6.4 şiddetinde olduğunu aktardı. Murathan, depremin Türkiye kıta sahanlığı dışında Midilli Adası yakınlarında olmasının büyük bir şans ve İzmir için bir uyarı olduğunu kaydederek, “Kıta sahanlığımız dışında olduğu için bildiğimiz bir fay hattı değil. Depremin yüzeye yakın olması nedeniyle kıyı kesimde oldukça yoğun şekilde hissedildi. Kıta sahanlığımızın dışında olması büyük bir şans. Eğer bizim iç denizimizde İzmir Körfezi’nde bu büyüklükte bir deprem gerçekleşseydi çok yıkıcı olurdu. Zira 1998 yılında İzmir’de olası bir depreme yönelik olarak hazırlanan senaryoya göre 6.5 şiddetindeki bir depremde yaklaşık 196 bin konut yıkılacak ve 1 milyon insan evsiz kalacaktı. Bu araştırmanın yaklaşık 20 yıl önce yapıldığını düşünürseniz günümüzde bu sayının daha fazla olma imkanı da var” diye konuştu.

ASIL RİSK İZMİR KÖRFEZİ’NDE

İzmir kıyı şeridinin çok gevşek olduğunu ve bu depremin körfezde olması halinde kıyı bölgelerde yaşayanların önemli bir kısmının evsiz kalacağını hatırlatan Murathan, şöyle konuştu: “Eğer körfezde olsaydı kıyıdaki konutlarda 8 ila 10 şiddetinde hissedilirdi. Artık bugünden sonra Karaburun Yarımadası’nda büyük bir deprem beklemiyoruz. 6.4’ün altında artçı depremler olabilir. Asıl risk İzmir Körfezi’ndeki 13 fay hattında.”

YAPI DENETİMİ KAMUSAL ALANA ALINSIN

Yapı denetiminin etkin bir şekilde yapılması gerektiğine vurgu yapan Murathan, “İzmir’de 13 tane 6.5 ila 7 şiddetinde deprem üretecek fay var. Onun için zeminlerle ilgili de denetimler hem Çevre ve Şehircilik hem de Büyükşehir Belediyesi tarafından kamusal denetim altına alınmalı. Yapılacak yeni binalarda mutlaka zemin iyileştirmeleri, zemin denetimleri yapılmalı. Hükümet 2012 yılındaki yasa değişikliğiyle bunu kamusal alandan aldı ve özel şirketlere verdi. Bunun acilen kamusal alanın denetimine alınması gerekiyor. Bu konuda gerekli çalışmaların acilen yapılması gerekli” dedi.

“DENİZDE OLMASI AVANTAJ”

Öte yandan Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Atilla Uluğ ise depremin deniz üzerinde gerçekleşmesinin avantaj olduğunu ve olası bir facianın önüne geçtiğini dile getirdi. İzmir’in deprem eşiğinin 6.5 şiddeti olduğunu da hatırlatan Uluğ, “Depremin tam yeri belli, artçıları belli. Bizde 6.2 ya da 6.3 deniyor ancak Yunanistan 6.4 diye geçiyor ki bence de 6.4 daha doğru bir rakam. Tabi şehrin deprem eşiği 6.5 şiddetidir. Bu eşiği geçmesi durumunda birçok bina yerle bir olur. Onun yanı sıra merkez üssü Midilli mi yoksa Karaburun açıkları mı tam olarak bilinemiyor. Çünkü Karaburun fayı da kıvrımlı bir hatta sahip. Zaten sarsıntı henüz çok taze. Ancak hareketin denizde gerçekleşmiş olması bizler için bir avantajdır. Çünkü denizde olan sarsıntıyla birlikte açığa çıkan enerji de karaya gelmeden soğurulmuş oluyor. Karada bu hareketin gerçekleşmiş olması büyük bir tehlikeyi de beraberinde getirecekti” diye konuştu.

ARTÇILAR NORMAL

Büyük bir deprem olması riskinin halen geçerli olduğunu da söyleyen Uluğ, “Depremden sonra bu kadar çok sayıda artçı yaşanması normaldir. Zaten depremin akabinde 4.9’luk 5.0’lık ve bunun gibi küçülerek birçok sarsıntı meydana geldi. Depremlerde ana şok dediğimiz aşamada büyük parçalar kırılır. Sonra artçılar azalarak devam eder. Tüm bunların toplamı da enerjisini belli eder. Henüz bölgemizde de suskunluk dönemine girilmemiştir. Büyük bir deprem olmayacak anlamı çıkmaz, olabilir de. Bu hareketin ardından yan segmentlere kayarak bir deprem meydana gelebilir, ihtimal vardır” dedi.

Haber Merkezi