MERVE AĞRIÇ- ÖZEL HABER - Emniyet teşkilatında art arda yaşanan intihar vakaları, polislerin ağır çalışma koşulları ve psikolojik dayanıklılığına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Uzun ve düzensiz mesai, mobbing, ekonomik sorunlar ve görev sırasında yaşanan travmalar polislerin ruhsal sağlığını etkilerken, biriken stres ise zaman zaman hem kendilerine hem de ailelerine zarar verebilecek davranışlara yol açabiliyor. YENİ Parti İzmir Milletvekili Murat Bakan, 2026’nın ilk 8 ayında 58 emniyet mensubunun yaşamına son verdiğini belirterek “Ortalama dört günde bir polis intihar ediyor” dedi. Polis intiharlarının münferit vakalar olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Bakan, uzun mesai, mobbing ve yetersiz özlük haklarının yanı sıra psikolojik destek mekanizmalarının bağımsız ve gizlilik esasına dayalı şekilde yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi. Uzman Psikolog Selman Sonğur ise yoğun stres ve travmaların tükenmişlik, kaygı, uyku sorunları ve öfke kontrolünde güçlüğe yol açabileceğini belirterek, psikolojik desteğin kriz sonrasına bırakılmaması gerektiğini vurguladı.

“KADER DEĞİL, YÖNETİM ZAFİYETİ”
Ortalama 4 günde 1 polisin intihar ettiğinin altını çizen YENİ Parti İzmir Milletvekili Murat Bakan, “Bu ölümler kader değil, yönetim zafiyeti. Veriler ortada. Emniyet İntiharları Dijital Anıtı’nın verilerine göre; 2025 yılında 82 emniyet mensubu hayatına son vermişti. 2026’nın ilk 8 ayında, bugün itibarıyla 58 emniyet mensubu intihar ederek hayatına son verdi. Yani ortalama dört günde bir polis intihar ediyor demek bu. 10 gün önce bir günde, 4 ayrı ilde, 4 ayrı birimde görevli 4 polisin intihar ettiği bir güne şahit olduk. Hangi ülkede olur bu? Bunlar münferit vakalar değil. Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 15 binden fazla polisin katılımıyla yaptığı araştırmada personelin yüzde 97'si uzun ve düzensiz mesai saatlerinden, yüzde 96'sı mobbingden şikâyetçi. Yüzde 81'i mesleğinden memnun değil, yüzde 84'ü imkânı olsa istifa edeceğini söylüyor. En çarpıcısı ise, her dört polisten üçü, meslek hayatı boyunca intihar eden ya da girişimde bulunan bir meslektaşıyla karşılaştığını söylüyor. Böyle bir tabloya ‘bireysel sorun’ demek, sorunu görmemek için gözünü kapatmaktır” dedi.
“RİSKİ ÜRETEN DEVLET”
Polislerin uzun saatler boyunca mesai yaptığını hatırlatan Bakan, “Aylık 260 saati, kimi yerde 300 saati bulan mesai; 12-24, 12-36 adı altında uygulanan ama fiiliyatta çakma nöbet sistemleri; ödenmeyen fazla mesai; ay sonunu getiremeyen bir maaş; yoksulluk sınırının altında kalan bir bordro; büyükşehirde maaşının yarısını kiraya veren memur; emekli olduğunda maaşı yarı yarıya düşen, aynı işi yapan jandarma personelinin zelek göstergesinin çok gerisinde bırakılan bir meslek… Tüm bunların üstüne, amirin iki dudağı arasına sıkışmış bir çalışma düzeni… Hiçbir çalışma koşulu, hiçbir ekonomik sıkıntı bir insanın eşine, çocuğuna, ailesine şiddet uygulamasının mazereti olamaz. Mazeret aramak, mağduru ikinci kez yalnız bırakmaktır. Ama sebebini anlamakla mazur görmek aynı şey değildir. Devlet, silah teslim ettiği ve 300 saat çalıştırdığı bir insanın ruh sağlığını takip etmiyorsa, o riski üreten de devlettir. Burada iki sorumluluk aynı anda var: mağdurun korunması ve riskin önceden görülmesi. Devlet ikisini de yerine getirmiyor” ifadelerini kullandı.

“BAĞIMSIZ BİR YAPIYA BAĞLI ÇALIŞMALI”
Kâğıt üzerinde rehberlik ve psikolojik danışma birimlerinin olduğunu dile getiren Bakan, “Ama gerçek; 350 bine yaklaşan bir teşkilata karşılık bir avuç uzman ve daha kötüsü, o kapıdan girmenin bedelini ödeyeceğini bilen bir personel. Asıl sorun uzman sayısı da değil, asıl sorun korku. Bugün bir polis memuru ‘ben zorlanıyorum’ dediğinde bunun siciline işleyeceğini, tayininde karşısına çıkacağını, terfisinde önünü keseceğini, hatta silahının alınıp itibarsızlaştırılacağını düşünüyor. Bu yüzden konuşmuyor. Susuyor. O sessizlik hayatından vazgeçmeyle sonuçlanıyor. O sessizliğin bedelini ise aileleri, sevdikleri ve meslektaşları ödüyor. Destek mekanizması, personelin kariyerini riske attığı bir mekanizmaysa o mekanizma yok demektir. Kurulması gereken sistemin omurgası şu olmalı: Emir-komuta zincirinden bağımsızlık! Psikolojik destek birimi, personelin amirine değil, doğrudan bağımsız bir yapıya bağlı çalışmalı” diye aktardı.
HERKESİ KAPSAMALI
Amirin görüşmeden haberinin olmaması ve içeriğine erişememesi gerektiğini belirten Bakan, “Gizlilik yasayla güvence altına alınacak. Görüşme kayıtları sicile işlenmeyecek, terfi ve atama kararlarında kullanılamayacak. Hekim-hasta gizliliği kolluk için de geçerli olacak. Değerlendirme herkes için ve düzenli olacak. Yılda en az bir kez, istisnasız tüm personel... Herkes gidiyorsa gitmek damgalanmak olmaktan çıkar. Damgayı kaldırmanın tek yolu budur. Asayiş, çevik kuvvet, narkotik, çocuk şube, olay yeri inceleme, özel harekât gibi riskli birimlere ek program uygulanacak. Ölümle, istismarla, şiddetle temas eden birimlerde görev sonrası psikolojik değerlendirme zorunlu olmalı. Ağır bir olaya müdahale eden ekip, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi göreve çıkarılmamalı. Ve aile de bu kapsama alınmalı. Çünkü bu meslek eve taşınan bir meslek. Eşi ve çocukları destek dışında bırakan bir program eksik kalır. Yeterli kadro ve şeffaf raporlama uygulanmalı; her il emniyet müdürlüğünde personel sayısıyla orantılı uzman kadrosu tahsis edilmeli ve yıllık verilerin- kaç başvuru, kaç sevk, kaç vaka- TBMM'ye düzenli olarak raporlanmalı” dedi.
“UYARI CEZA ÜRETMEMELİ”
Polis memurunun hem kendi hayatına hem de çevresindekilerinin hayatına zarar verebilecek noktaya gelmeden önce fark edilmesini sağlayacak bir erken uyarı sisteminin kurulabileceğini ifade eden Bakan, “Üstelik bunun için yeni bir teknoloji icat etmeye de gerek yok. Gerekli verilerin neredeyse tamamı zaten Emniyet Genel Müdürlüğü'nün elinde; kimse bakmasa da.. Bir personelin son 3 ayda kaç saat mesai yaptığı sistemde kayıtlı. İzninin kaç kez iptal edildiği kayıtlı. Kaç gece nöbeti üst üste tuttuğu kayıtlı. Ağır bir olaya müdahale edip etmediği kayıtlı. Hakkında kaç şikâyet, kaç disiplin işlemi olduğu kayıtlı. Sık sık tayin edilip edilmediği kayıtlı. Bu veriler bir araya getirilip objektif bir risk modeli kurulduğunda, ‘bu personel zorlanıyor’ uyarısını sistem kendisi verir. Bu sistemin kurulması da tek başına yetmez. Uyarı ceza üretmemeli. Risk sinyali veren personelin karşısına disiplin değil, zorunlu dinlenme, mesai muafiyeti ve uzman desteği çıkmalı” sözlerine yer verdi.

DEĞERLENDİRME BAĞIMSIZ OLMALI
“Uyarıyı değerlendiren, baskının kaynağı olmamalı” diyen Bakan, “Vakaların önemli bölümünde tabloyu ağırlaştıran unsur doğrudan amir baskısı, mobbing, hakaret ve tahakküm. O hâlde uyarıyı amire havale eden bir sistem, kediyi ciğere bekçi yapmaktır. Değerlendirme bağımsız bir birimde yapılmalı. Ve erken uyarı sadece kişiyi değil birimi de izlemeli. Belirli bir amirin emrindeki personelde şikâyet, rapor, tayin talebi ve psikolojik başvuru sayıları anormal biçimde yükseliyorsa orada mesele kişide değil, o odadadır. Böyle bir birim derhal müfettiş denetimine alınmalı. Buna, riskin yüksek görüldüğü dönemlerde hizmet silahına ilişkin geçici koruyucu tedbirlerin- hiçbir kariyer bedeli ödetmeden, tamamen bir sağlık tedbiri olarak- uygulanmasını da eklemek gerekir. Dünyada emsalleri var; bizde tabu. Ben bu soruları defalarca İçişleri Bakanı'na yazılı olarak sordum. 2020-2026 arasındaki vakaların yıllara, rütbelere, birimlere, illere göre dağılımını istedim. Girişimde bulunan personelin kaçına destek verildiğini sordum. Bakanlığın bu konuda hazırlanmış bir risk analizi ya da bilimsel çalışması olup olmadığını sordum. Aldığım cevaplarda; tek bir veri yok, ‘İşlemler mevzuata uygun yürütülmektedir’ cümlesiyle geçiştirilen, veri paylaşmayan ve sorunu çözmeye niyetli olmayan bir Bakanlık gördük hep… Ölçmediğiniz şeyi yönetemezsiniz” ifadelerini kullandı.
“POLİS SANDIĞI YENİDEN YAPILANDIRILMALI”
Polislerin özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda öncelikli olarak hangi adımların atılması gerektiğini aktaran Bakan, “Politika paketine ilişkin çok uzun süre konunun uzmanlarıyla çalıştık ve Haziran 2025'te kamuoyuna sunduk, hâlâ da arkasındayız. Hazırlanan Polis Meslek Kanunu bir vitrin düzenlemesi değil, sahanın gerçeklerine dayalı yapısal bir reform olmak zorunda. Önceliklerimizi şöyle özetleyebilirim; çalışma düzeni: 12-24 ve 12-36 adı altındaki çakma sistemler kaldırılmalı. Fazla mesai fiilen ve tam olarak ödenmeli sabit bir kalem değil, çalışılan saatin karşılığı. Gecede 8 saati aşan mesai yasaklanmalı. Dinlenme hakkı kanunla güvence altına alınmalı, amirin insafına bırakılmamalı. Ekonomik hak: Ek gösterge adaletsizliği bitmeli. Aynı bakanlığa bağlı, benzer işi yapan jandarma personeliyle polis arasındaki uçurum savunulabilir değil; bu fark emekliliğe de yansıyor ve polisi emekli olduğu gün yeniden iş aramaya mahkûm ediyor. Maaşlar yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı. Liyakat: Mülakat kaldırılmalı, terfi objektif ve liyakate dayalı olmalı. Bugün bir polisin kariyeri, ne yaptığına değil kiminle iyi geçindiğine bağlı hâle gelmiş durumda; teşkilatı içeriden çürüten şey budur. Örgütlenme: Polise sendika hakkı tanınmalı. Derdini anlatabileceği meşru bir kanalı olmayan personelin derdi ya sessizliğe ya da patlamaya dönüşüyor. Sendika hakkı bir güvenlik zafiyeti değil, güvenlik teminatıdır. Sosyal destek: Her ile lojman ve kreş. Rehabilitasyon merkezleri. Polis Sandığı yeniden yapılandırılmalı, Emniyet Vakfı gelirleri doğrudan polisin refahı için kullanılmalı” dedi.
“GÖRÜLMEME, SAHİPSİZLİK MESELESİ…”
Sözlerinin devamında ise Bakan şu ifadelere yer verdi: “Efkan Ala, Süleyman Soylu, Ali Yerlikaya, şimdi de Mustafa Çiftçi. Koltuklar değişti, isimler değişti; polisin çalışma düzeni değişmedi, özlük hakları sorunu değişmedi, o derin yalnızlık ise hiç değişmedi. Sayın Çiftçi göreve geldiğinde kendisine ‘Polisin sesine kulak verecek misiniz?’ diye sormuştum. Aradan aylar geçti, cevabı önümüzde duruyor. Ben bir astsubay çocuğuyum. Bu ülkede üniformanın ne demek olduğunu, o üniformanın eve neyi taşıdığını evimde gördüm. Bugün polisimizin yaşadığı şey bir maaş meselesinden ibaret değil; görülmeme, duyulmama, sahipsizlik meselesi. 2 somut talebim var: Birincisi, Emniyet Genel Müdürlüğü bu konudaki verileri şeffaf biçimde, düzenli olarak açıklasın. Gönüllü kardeşlerimizin derlediği bir dijital anıttan öğreniyoruz kaç evladımızı kaybettiğimizi; bu, devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. İkincisi, TBMM'de bu konuda bir araştırma komisyonu kurulsun. Bilim insanlarıyla, sendikalarla, sahadaki polisle birlikte nedenleri ortaya konsun ve önleyici bir politika belgesi çıksın. Polisimiz bu ülkenin en zor işini yapıyor. Bayramda evinde olamayan, çocuğunun ilk gününü kaçıran, gece yarısı kapıya çıkan o insan. Ona borcumuz var. Bu borç, onlara yaşarken ödenirse borç olur.”

MESLEĞİN STRESİ ZAMANLA BİRİKİYOR
Polislik mesleğinin doğası gereği kişinin sürekli tetikte olmasını gerektiren yüksek stresli mesleklerden biri olduğunu ifade eden Uzman Psikolog Selman Sonğur ise “Polis memurları görevleri sırasında tehdit şiddet belirsizlik ölüm riski ve travmatik olaylarla karşılaşabilmektedir. Bu durum uzun süre devam ettiğinde kişinin sinir sistemi sürekli alarm halinde kalabilir ve zaman içerisinde kronik stres tükenmişlik uyku sorunları kaygı öfke kontrolünde zorlanma ve duygusal yorgunluk ortaya çıkabilir. Her polis aynı şekilde etkilenmez ancak travmatik olayların sıklığı kişinin yaşadığı olaylara verdiği anlam geçmiş yaşam deneyimleri sosyal destek sistemi ve baş etme becerileri psikolojik etkilenmenin düzeyini belirler. Uzun süre destek alınmadan biriken stres kişinin hem mesleki performansını hem de günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir” dedi.
TRAVMA RİSKİ ARTIYOR
Sürekli yaralanma veya ölüm ile ilgili vakalara maruz kalan polis memurlarının yaşayabileceği psikolojik sorunlara değinen Sonğur, “Görev sırasında şiddete ölüm olaylarına ağır yaralanmalara ve insan hayatını tehdit eden durumlara sürekli tanıklık etmek bazı kişilerde travma sonrası stres belirtilerine yol açabilir. Kişi yaşadığı olayları zihninde tekrar tekrar yaşayabilir kabuslar görebilir sürekli tetikte hissedebilir ani seslere karşı aşırı irkilme yaşayabilir ve olayları hatırlatan durumlardan uzaklaşmaya çalışabilir. Bunun yanında depresif belirtiler yoğun kaygı öfke patlamaları duygusal uyuşma tükenmişlik ve uyku problemleri de görülebilir. Bazı kişiler yaşadıkları olaylardan etkilenmemiş gibi görünse bile duygularını bastırarak yaşamına devam etmeye çalışabilir. Ancak bastırılan ve işlenmeyen travmatik deneyimler zaman içerisinde farklı şekillerde ortaya çıkabilir” ifadelerini kullandı.
AİLE HAYATINA DA YANSIYOR
Mesleki stres ve travmanın yalnızca kişinin görev hayatını değil aile yaşamını da etkileyebileceğinin altını çizen Sonğur, “Görev sırasında sürekli tetikte olmak zorunda kalan bir polis eve geldiğinde bu alarm halinden hemen çıkamayabilir. Bu durum kişinin ev içerisinde daha gergin tahammülsüz içine kapanık veya kolay öfkelenen bir hale gelmesine neden olabilir. Bazı kişiler yaşadıkları olayları ailelerini üzmemek veya korumak amacıyla paylaşmamayı tercih edebilir ancak iletişimin azalması duygusal uzaklaşmaya yol açabilir. Eşler kişinin değiştiğini daha soğuk daha sinirli veya daha uzak olduğunu düşünebilir Çocuklar ise ebeveynlerinin stresini doğrudan ifade edilmese bile davranışlarından hissedebilir. Bu nedenle polislerin psikolojik sağlığını yalnızca bireysel bir konu olarak değil aile sistemini de etkileyen önemli bir alan olarak değerlendirmek gerekir” diye aktardı.
DESTEK KRİZ SONRASINA BIRAKILMAMALI
Polis teşkilatlarında psikolojik desteğin yalnızca ciddi bir olay yaşandıktan sonra başvurulan bir sistem olmaması gerektiğini vurgulayan Sonğur, “Koruyucu ve önleyici bir anlayışla düzenli olarak yürütülmelidir. Psikolojik değerlendirmelerin yalnızca personeli eleme veya riskli kişileri belirleme amacı taşımaması önemlidir. Çünkü çalışan kendisini denetlenen ve yargılanan biri olarak görürse yaşadığı sorunları gizleme eğiliminde olabilir. Etkili bir sistem için düzenli ve gizlilik esaslı psikolojik görüşmeler travmatik olaylardan sonra erken psikolojik değerlendirme stres ve öfke yönetimi eğitimleri uyku ve tükenmişlik sorunlarına yönelik destek programları ve ihtiyaç halinde kolay ulaşılabilir psikoterapi hizmetleri sunulmalıdır. Özellikle ağır bir olayın ardından kişinin sadece fiziksel olarak değil psikolojik olarak da değerlendirilmesi gerekir. Travmatik bir olay yaşayan personelin belirtilerinin zaman içerisinde takip edilmesi ve ihtiyaç duyduğu anda damgalanmadan destek alabilmesi çok önemlidir. Ayrıca yöneticilerin de psikolojik belirtileri erken fark edebilme konusunda eğitim alması gerekir. Çünkü erken dönemde fark edilen tükenmişlik yoğun öfke travma belirtileri veya davranış değişiklikleri uygun destek sağlandığında daha ciddi sonuçlar ortaya çıkmadan ele alınabilir” dedi.
DOĞAL BİR SÜREÇ OLMALI
Sözlerinin devamında ise Sonğur, şu ifadelere yer verdi: “Polislerin psikolojik dayanıklılığı yalnızca bireysel olarak güçlü olmalarıyla açıklanabilecek bir durum değildir. Çok güçlü görünen bir insan bile uzun süre yoğun stres travma ve tehdit altında kaldığında psikolojik olarak etkilenebilir. Bu nedenle yardım istemeyi zayıflık olarak görmek yerine mesleki ve insani bir ihtiyaç olarak değerlendirmek gerekir. Toplumun güvenliği için görev yapan polislerin psikolojik sağlığının korunması aynı zamanda toplum güvenliği açısından da önemlidir. Sağlıklı bir çalışma ortamı düzenli psikolojik destek güçlü sosyal ilişkiler ve erken müdahale sistemleri hem personelin yaşam kalitesini artırabilir hem de uzun vadede yaşanabilecek olumsuz durumların önlenmesine katkı sağlayabilir. Psikolojik destek bir sorun ortaya çıktıktan sonra başvurulan son seçenek değil kişinin ruh sağlığını koruyan düzenli ve doğal bir süreç haline getirilmelidir.”
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın