BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Ancak sağlık çalışanları için bu gün, bayram havasından uzak bir tabloyu beraberinde getiriyor. Türkiye’de son yıllarda sağlık sisteminde yaşanan yoğunluk, randevu sorunları ve artan iş yükü hem hastaları hem de sağlık çalışanlarını zorlayan bir tablo ortaya koyuyor. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakaları da giderek artarken, “Beyaz Kod” sistemine yapılan başvuruların sayısı on binlerle ifade ediliyor. Sağlık sisteminin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Yüce Ayhan, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla birlikte sağlık hizmetinin piyasa mantığıyla yönetilmeye başlandığını belirtti. Ayhan, sistemin hem hekimlerin meslek tercihlerini değiştirdiğini hem de sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin artmasına zemin hazırladığını ifade ederken, Dünya Bankası ile olan bağ devam ettikçe sistemin düzelmeyeceğini vurguladı.

ZİHNİYET DEĞİŞMELİ
Sağlık sisteminin mevcut halinin nedeni olarak Dünya Bankası ile olan ilişkileri işaret eden Ayhan, sistemin finans yönetimi odaklı olduğunu söyledi. Sistemin düzeltilmesi için zihniyetin değişmesi gerektiğini belirten Ayhan, “Türkiye’de sağlık sisteminin bugün geldiği noktayı anlamak için ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’na bakmak gerekiyor. Bu programla birlikte sağlık hizmeti bir hak olmaktan çıkıp finansal bir meta haline geldi. Sistem artık sağlık hizmeti üretmeye değil, finans yönetmeye odaklanmış durumda. Başlangıçta bir Dünya Bankası projesi olarak ortaya çıkan bu model uygulamaya konulunca sağlık sistemi piyasa mantığıyla çalışmaya başladı. Yani sağlık artık toplumsal bir hizmet alanı gibi değil, finans alanı gibi kurgulanıyor. Bu anlayışta hasta da vatandaş ya da hak sahibi değil, adeta bir müşteri gibi görülüyor. Sağlık Bakanlığı da eskisi gibi hizmeti planlayan ve yöneten bir kurumdan çok, finansı yöneten bir aracı kurum gibi çalışıyor. Dolayısıyla bu program sadece bugünkü iktidarla sınırlı bir mesele değil. Dünya Bankası’yla bu kadar iç içe geçmiş bir yaklaşım olduğu sürece, başka bir siyasi iktidar döneminde de benzer politikalar uygulanabilirdi. Burada önemli olan sadece iktidarın değişmesi değil, sağlık politikalarına yaklaşan zihniyetin değişmesidir. Dünya Bankası’na ne kadar bağımlıysanız sağlıkta dönüşüm programını da o ölçüde uygulamak zorunda kalırsınız” diye konuştu.

CERRAH KADROLARI BOŞ KALIYOR
Sistemdeki sorunların genç hekimlerin branş tercihlerini etkilediğini dile getiren Ayhan, kritik öneme sahip branşlara olan ilginin azaldığını ifade etti. Bu durumun gelecekte uzman hekim açığına neden olacağını belirten Ayhan, “Sağlık toplumsal bir haktır. Temel insan haklarından biridir ve her yurttaşın eşit, adil ve ücretsiz biçimde sağlık hizmetinden yararlanması gerekir. Geçmişte Sağlık Bakanlığı aynı zamanda sosyal bir rol de üstlenirdi. Ancak bugün geldiğimiz noktada maalesef Sağlık Bakanlığı daha çok bir finans aracı kurumu gibi davranıyor. Çünkü sağlık alanı giderek sermayenin ve finansın egemen olduğu bir alan haline getirilmeye çalışılıyor. Sağlık turizmi de bunun bir yansımasıdır. Yani ‘neyi satabiliriz, nereden para kazanabiliriz, hangi hizmeti finansal bir değere dönüştürebiliriz’ anlayışıyla yürütülen uygulamalardır. Amaç insanların nitelikli sağlık hizmetine erişmesi olmaktan çok, bu alanda pazardan büyük pay kapma kaygısına dönüşmüş durumda. Bu yaklaşımın tıp etiğiyle, bizim deontoloji dediğimiz tıp hukukuyla bağdaştırılması çok mümkün değil. Açıkçası sağlık hizmetinin bir turizm pazarı haline getirilmesi çok da yakışık alan bir durum değildir. Elbette başka ülkelerden insanların gelip Türkiye’de sağlık hizmeti alabilecek düzeyde güçlü bir sağlık sistemimiz olmasını biz de isteriz. Ancak bunun tıbbi gereklere, etik kurallara ve deontolojiye uygun biçimde yapılması gerekir. Bu koşullar doğal olarak hekimlerin meslek tercihlerini de etkiliyor. Özellikle cerrahi branşlar artık tercih edilmemeye başlandı. Beyin cerrahisi, çocuk sağlığı gibi yoğun ve riskli alanlarda TUS kadroları boş kalabiliyor. Genç hekimler daha az riskli, hastayla daha az karşı karşıya gelecekleri branşlara yöneliyor. Bu da gelecekte ciddi bir uzman hekim açığı doğurabilecek bir risk” ifadelerini aktardı.

ŞİDDET ARTIYOR
Özellikle acil servislerde yaşanan yoğunlukların hasta ve doktorları karşı karşıya getirdiğini belirten Ayhan, hastane girişindeki güvenlik önlemlerinin ise yetersiz olduğuna dikkat çekti. Toplumda eğitimli kesime karşı bir şiddet eğilimi olduğunu belirten Ayhan, “Bir diğer çok önemli sorun da sağlıkta şiddet. Hastanelerdeki şiddet artık sadece sözlü saldırıyla sınırlı değil; fiziksel saldırılar ve hatta silahlı saldırılarla karşılaşıyoruz. Hastane girişlerinde güvenlik önlemleri var gibi görünse de çoğu zaman işlevsiz. İnsanlar sağlık kuruluşlarına silahla girebiliyor. Bu çok ciddi bir güvenlik zafiyeti. Toplumda eğitimli kesime yönelik genel bir şiddet eğilimi de var ve sağlık çalışanları bundan doğrudan etkileniyor. Özellikle acil servislerde çok ciddi bir yoğunluk var. Sağlıkta şiddet meselesi bugün maalesef sadece ‘beyaz kod’ sayıları üzerinden değerlendirilen bir noktaya indirgenmiş durumda. Oysa her gün yaşanan sözlü tacizler, bağırmalar, hakaretler çoğu zaman beyaz koda bile dönüşmüyor. Çünkü beyaz kod süreci hekimler için ayrıca bürokratik bir yük getiriyor. İfade vermek gerekiyor, bazen karakola gitmek zorunda kalınıyor. Bu nedenle gerçek şiddet vakalarının tamamı resmi kayıtlara da yansımıyor. Türkiye’de acil servislere başvuru sayısı dünya ortalamasının 6-7 katı civarında. Hatta nüfusundan daha fazla acil servis başvurusu olan dünyadaki tek ülkeyiz. Başvuruların yaklaşık yüzde 70’i aslında acil olmayan, ‘yeşil alan’ dediğimiz vakalar. Bu da gerçek acil hastaların hizmete erişimini zorlaştırıyor. Bugün hekimlerin mesleki tercihleri de bu ortamdan ciddi şekilde etkileniyor. Özellikle sağlıkta şiddet çok büyük bir sorun. Hekimler artık birebir hasta teması daha az olan, riskin daha düşük olduğu branşlara yöneliyor. Tıpta uzmanlık sınavı sonuçlarına ve boş kalan kadrolara bakıldığında bu durum açıkça görülüyor” dedi.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın