Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Aşkın Çisem Özgüler, aile içi ilişkiler, çocuklar ve sosyal medyanın bayram psikolojisi üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Özgüler, bayramların herkes için aynı anlamı taşımadığını, geçmiş deneyimlerin, aile ilişkilerinin ve kişisel duyguların yoğunlaşmasının kimi zaman yalnızlık, kaygı ve stres duygularını da beraberinde getirebileceğini vurguladı. Aile ziyaretlerinde stresin artmasının temel nedeninin beklentiler olduğunu belirten Özgüler, özellikle aile büyüklerinin ve çevrenin beklentileri ile kişinin kendi duygularının çatışmasının gerginlik yarattığını ifade etti. Kalabalık ortamlar, özel hayatla ilgili sorular ve uzun süre aynı kişilerle bir arada bulunmanın da stres düzeyini yükselttiğine dikkat çekti.

BAYRAMLAR HERKES İÇİN AYNI ANLAMA GELMEZ
“Bayramlar çoğumuz için sevdikleriyle bir araya gelmek, paylaşmak, dinlenmek, tatil yapmak gibi anlamlara gelir” sözleriyle konuşmasına başlayan Özgüler, “Dolayısıyla ‘mutluluk’, ‘birliktelik’ ve ‘huzur’ gibi kavramlarla özdeşleştirilir. Ancak bayramlar herkes için aynı anlama gelmez. Çünkü bayram dediğimiz şey sadece bir takvim günü değil; aynı zamanda geçmiş deneyimlerin, aile ilişkilerinin ve kişisel duyguların yoğunlaştığı bir zamandır. Kimimiz için de yalnızlık, kayıp, zorunluluk ya da geçmişle yüzleşme anlamına gelebilir. Bunlar da ‘zorlanma’, ‘tetiklenme’ ve beraberinde ‘bunalma’ hissini beraberinde getirebilir. Özellikle aile ilişkilerinde çözülmemiş meseleler varsa, bayramlar bu duyguları daha görünür hale getirir” mesajını verdi.
Aile ziyaretlerinde stresin artmasının en önemli nedenlerinden birinin de beklentiler olduğunu kaydeden Özgüler, şunları ekledi: “Özellikle aile büyüklerinin beklentilerinin ailenin diğer üyelerinin istekleriyle uyuşmaması çatışmalara yol açabiliyor. Bu çatışmalardan kaçınmak için çoğu insan kendisi gibi değil, aile içinde onlardan beklenen kişi gibi davranmak zorunda hissedebiliyor. Örneğin, ‘iyi evlat’, ‘uyumlu gelin/damat’, ‘başarılı birey’ gibi roller, kişinin kendi duygularının önüne geçebiliyor. Ayrıca kalabalık ortamlar, sürekli sohbet halinde olma zorunluluğu, özel hayatla ilgili sorular (evlilik, çocuk, iş gibi) kişiyi baskı altında hissettirebiliyor. Şunu da unutmamak gerekir, günlük hayatta mesafe koyabildiğimiz kişilerle bayramda uzun süre aynı ortamda kalmak da duygusal olarak zorlayıcı olabilir. Bu da gerginliği artırır.”

HER ZAMAN, HER KOŞULDA İYİ HİSSETMEK…
Bayramda kişinin kendisini iyi hissetmek için ne yapması gerektiğini de aktaran Özgüler, “Aslında bayramı ‘katlanılması gereken bir görev’ gibi değil de ‘yönetilebilir bir süreç’ olarak görmek daha sağlıklı taraf olacaktır. Bayram öncesi ihtimal dahilindeki gerginlikleri, çatışmaları düşünerek kendimizi hazırlamaya çalışmak, bir noktada o çatışmalara farkında olmadan ortam hazırlayacaktır ve bizleri sürekli tetikte tutacaktır. Her zaman, her koşulda ‘iyi hissetmek’ gerçekçi bir beklenti değildir, bunu da kabul etmek lazım. Çünkü bu beklenti bile tek başına baskı yaratmaya yetebiliyor. Kendimizi korumak için birkaç küçük öneride bulunabilirim. Kendi sınırlarını belirlemek, her davete katılım zorunluluğu hissetmemek, zorlanılan konular için kendini koruyacak kısa ve net cevaplar hazırlamak, üstelenen ve rahatsız eden konular için ‘bu konuyu şu an konuşmak istemiyorum/bana iyi gelmiyor’ diyebilmek, gün içinde kısa molalar vermek ve iyi gelen küçük ritüeller oluşturmak (kısa yürüyüş, sevilen bir şeyle ilgilenmek gibi) denenebilecek yöntemlerdir. Yani bayram sürecini tamamen kontrol edemeyebiliriz ama kendi deneyimimizi şekillendirebiliriz” bilgisini paylaştı.
ŞEKER, HARÇLIK, YENİ KIYAFETLER VE OYUN
Çocukların bayramı nasıl algıladığını değerlendiren Özgüler, şöyle devam etti: “Çocuklar için bayram, yetişkinlerden oldukça farklı bir anlam taşır. Onlar için bayram; şeker, harçlık, yeni kıyafetler ve oyun demektir. Ama aslında bundan daha derin bir tarafı da var. Çocuklar bayramda en çok ‘duyguyu’ öğrenir. Aile içindeki iletişimi, büyüklerle kurulan ilişkileri, paylaşmayı ve sosyal bağları gözlemlerler. Eğer bayram ortamı sıcak, kapsayıcı ve güvenliyse çocuk için bu çok değerli bir deneyim olur. Ama tam tersi gergin, eleştirel ya da çatışmalı bir ortam varsa, çocuk bunu da aynı şekilde içselleştirir. Yani çocuklar böyle özel dönemleri yaşarken aynı zamanda duygusal hafızalarına kaydeder ve her bir deneyimde kendine yeni bir davranış modeli oluşturur.”
KUSURSUZ AİLE TABLOLARI…
Sosyal medyanın bayram psikolojisini nasıl etkilediğini de paylaşan Özgüler, son olarak “Günümüzde bayram deneyimini etkileyen en önemli faktörlerden biri de sosyal medyadır. Sosyal medya gördüğümüz ‘kusursuz aile tabloları’, ‘mutlu kalabalık sofralar’ ya da ‘ideal ilişki’ gerçekliğin sadece küçük bir kısmını yaratır. Ancak biz çoğu zaman kendi hayatımızı bu seçilmiş karelerle kıyaslarız. Bu da ‘ben neden böyle hissetmiyorum?’, ‘benim ailem neden böyle değil? gibi düşünceleri tetikleyebilir. O yüzden bayramda sosyal medya kullanımını biraz sınırlamak, kendi gerçek deneyimimize odaklanmak psikolojik olarak çok daha koruyucu olacaktır. Sonuç olarak, bayramlar tek bir duyguyu açığa çıkarmaz. Aynı anda hem mutlu hem yorgun hem de hassas hissedebiliriz. Önemli olan nasıl olması gerektiğinden ziyade, nasıl daha iyi bir deneyim haline getirilebileceğine odaklanmak olabilir. Herkese keyifli, sağlıklı, mutlu bayramlar dilerim” yorumunda bulundu.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın