İzmir ve Manisa Büyükşehir Belediyelerinin Gediz Nehri'ndeki kirliliği bilimsel verilerle izlemek amacıyla yürüttüğü ortak çalışmanın 7. Dönem Raporu yayımlandı. Temmuz ayı sonuçlarını kapsayan rapora göre, yağışların azalmasıyla birlikte Gediz Nehri ve havzasındaki kirlilik baskısı haziran ayından itibaren yeniden yükseldi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Kurucu, nehirdeki kirliliğin yalnızca Gediz'i değil, İzmir Körfezi'ni, tarım alanlarını ve yeraltı su kaynaklarını da tehdit ettiğini belirtti. Gediz'in yaklaşık 401 kilometrelik güzergâhında Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir'den geçerek Ege Denizi'ne ulaştığına dikkat çeken Kurucu, izleme çalışmasının sonuçlarını değerlendirirken şu ifadeleri kullandı: “Birincisi Gediz Nehri boyunca kendi ekosisteminin durumunu görmekti ve durum kötü. İkincisi Gediz Nehri’nin Körfez’e getirdiği kirlilik yükünü görmekti; bu durum da çok kötü. Körfezin kirlenmemesi mümkün değil. Gediz Nehri’nin suyuyla sulanan toprakların kirlenmemesi mümkün değil. İçme suyu olarak zaten kullanılacak durumda değil.”
YAĞIŞLA AZALDI, YAZ AYLARINDA YENİDEN ARTTI
İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Manisa Büyükşehir Belediyesi, İZSU ve MASKİ aracılığıyla Ocak 2026'da başlatılan çalışma kapsamında Gediz Nehri ve yan kollarından düzenli olarak numuneler alıyor. Numuneler laboratuvarlarda incelenerek nehirdeki kirlilik değişimleri takip ediliyor. Temmuz ayı sonuçlarını içeren 7. Dönem Raporu; Gediz Nehri, Nif Çayı, Ağıl Deresi ve havza genelindeki izleme noktalarında kirliliğin seyrini ortaya koydu. İzmir sınırlarında Gediz ana kolu, Ağıl Deresi ve Nif Çayı üzerinde toplam 23, Manisa sınırlarında ise Gediz ana yatağı ve yan derelerinde 36 örnekleme noktası bulunuyor. Çalışmanın aylara göre sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Yusuf Kurucu, yağış miktarındaki değişimin kirlilik üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu söyledi: “Sevindirici bir ipucu yakaladık. Ocak, şubat ve mart aylarında hem İzmir’de hem de Manisa’da çok fazla yağış aldık. Yağışları takip eden aylarda kirliliğin önemli ölçüde düştüğünü gördük. Ancak yaz mevsimi gelip yağışlar azaldığında kirlilik yükü tekrar arttı. Haziran ayından itibaren pik yapan, ani yükselişler gösteren kirlilik gördük. Kirlilik ağır metaller ve organik kirleticiler kaynaklı. Bu da hem sanayi hem tarım hem de evsel kirliliğin Gediz Nehri’nde izlerini gösterdiğini ortaya koyuyor.”
BAZI DEĞERLER NORMAL SEVİYELERİN 100-200 KAT ÜZERİNDE
Raporda dikkat çeken kirlilik parametrelerine de değinen Prof. Dr. Yusuf Kurucu, bazı maddelerin ölçülen değerlerinin olağan seviyelerin çok üzerine çıktığını belirtti. Kurucu, kirliliğin kaynağının belirlenmesi ve gerekli denetimlerin yapılması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Suyun içinde bulunan bakır, brom, kobalt, bor gibi bazı maddelerin değerleri normal değerin 100-200 kat üstünde ölçüldü. Yüzey sularında ya da içme suyunun içinde bazı ağır metaller zaten doğal olarak bulunabiliyor ama insan sağlığını tehdit edecek düzeyde değil, bunlar çok düşük değerlerde olmalı. Parametrelerin bu denli yüksek çıktığında kirliliğin doğal olmadığını anlıyoruz. Bu maddelerin nereden geldiğini, kirletici kaynakları bulmak gerekiyor. Bu sadece bir belediyenin işi değil. Nehirler bakanlığın yetkisi altında, dolayısıyla onlarla beraber çalışmayı çok isteriz. Söz konusu olan insanın ve doğanın en önemli yaşam hakkı olan su. İzleme sonuçlarımızı onlarla memnuniyetle paylaşırız. Örnekleme noktalarının yerleri belli. Kirletici kaynakları bulmak hiç zor değil. Bir sonraki nesillere içecek bir bardak temiz su bırakacaksak bunu mutlaka yapmamız gerekiyor.”
YERALTI SULARI DA RİSK ALTINDA
Gediz'deki kirlilik baskısının yüzey sularıyla sınırlı kalmadığını belirten Kurucu, nehir ile yeraltı suları arasındaki ilişkiye de dikkat çekti. Gediz Nehri'nin yan dereleriyle birlikte yeraltı sularını beslediğini belirten Kurucu, akışın yavaşladığı veya durduğu dönemlerde kirleticilerin yeraltına sızabileceğini ifade etti: “Gediz Nehri yüzeyde bir su ama aynı zamanda yan dereleri ile yeraltı sularını da besliyor. Nehirde ve derelerde akışın hızının düştüğü veya durgunlaştığı dönemlerde kumlu-çakıllı dere yataklarında yüzey altına sızma hızlanır. Yani bu kirlilik yükü temel içme suyu kaynaklarımız olan yeraltı sularını da etkileyebiliyor. Yeraltı sularına eğer kirlilik bulaşıyorsa, içme suyumuz çok riskli hale geliyor. Bu yüzden kritik eşikteyiz. Yüzey suları kadar yeraltı sularını mutlaka korumamız gerekiyor.”
“KAYNAĞI DURDURMADAN KÖRFEZ’İ TEMİZLEMEK YETMEZ”
İzmir Körfezi'nde yürütülen dip tarama çalışmaları ile Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi'ndeki kapasite artışının iyileşmeye katkı sunduğunu belirten Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Körfez'deki mücadelenin Gediz ve diğer kirlilik kaynaklarıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi. Kurucu, “Körfezde yürütülen dip tarama temizliği mutlaka iyileştirme sağlıyor, sağlamaya devam edecektir. Çiğli’deki arıtma tesisinin kapasitesinin genişletilmesi, körfezdeki kirliliğin azaltılması açısından çok önemli. Ama bunun yanında belediyenin yetki alanı dışındaki derelerin getirdiği kirliliği de durdurmak gerekiyor. Ağıl Deresi’ndeki kirlilik körfez sağlığı için önemli bir tehdit. Gediz Nehri ve yan dereleri üzerindeki kirletici kaynakları belirlemek mümkün. Bunu yapmak teknik olarak çok basit ancak denetleme işi tek başına belediyenin yetkisinde değil. Biz bu sonuçları diğer kamu kurumlarıyla paylaşmaya hazırız” şeklinde konuştu.
İZLEME ÇALIŞMASI DEVAM EDECEK
İZSU ve MASKİ'nin Gediz Nehri ve havzasındaki ortak izleme çalışmaları önümüzdeki aylarda da sürdürülecek. Çalışmadan elde edilen verilerin yıllık raporda bir araya getirilmesiyle Gediz'in güzergâhı boyunca kirliliğin hangi bölgelerde ve hangi dönemlerde arttığının bütüncül biçimde ortaya konulması hedefleniyor.