KEMAL ÖZKURT – ÖZEL RÖPORTAJ - İzmir; köklü tarihi, eşsiz gastronomi değerleri ve stratejik konumuyla Türkiye turizminin en güçlü lokomotiflerinden biri olmayı sürdürüyor. Kentin bu potansiyelini küresel ölçekte bir marka haline getirme çabaları hız kazanırken; sektörün geleceği, 2026 yılı için belirlenen yeni hedefler ve çözüm bekleyen kronik sorunlarla yeniden şekilleniyor. İzmir turizminin bu kritik virajında, SKAL İzmir Kulübü Başkanı Aydın Tokbaş ile bir araya gelerek kentin turizm vizyonuna dair merak edilenleri konuştuk. Alsancak Limanı’ndan, nitelikli personel krizine, Körfez kirliliğinden vize serbestisine kadar pek çok başlıkta sorularımızı yanıtlayan Tokbaş, kentin ekonomik refahı için turizmin stratejik önemine dikkat çekti. Jeopolitik zorluklara rağmen 2026 yazından ümitli olduklarını belirten Tokbaş, “Turizmi sadece belli bir sezona sıkıştırmadan 12 aya yaymak zorundayız. Şehirdeki her fuar ve festival aslında bir turizm hareketidir; gelen her misafir otelden taksiye, restorandan esnafa kadar tüm kente nefes aldırır. Bu çarpan etkisini doğru yönetmeli ve her organizasyonda tanıtıma yer vermeliyiz. Çünkü biliyoruz ki; turizm kazanırsa İzmir kazanır” dedi.

HEDEF 2 MİLYON BARAJINI AŞMAK
Devraldığınız SKAL İzmir bayrağını, 2026 itibarıyla hangi yeni hedeflerle dalgalandırıyorsunuz? Sizin döneminizin ‘fark yaratan’ projesi ne olacak?
2026, derneğimizin 60. kuruluş yılı olması sebebiyle bizim için çok özel. Bu anlamlı yıla dair tüm turizm camiasına bir müjdemiz var; 16 Mart 2026 itibarıyla Çankaya İş Merkezi’nde derneğimize ait kalıcı bir ofis satın aldık. Bir STK için kendi yerine sahip olmak, kurumsal gücün ve kalıcılığın en büyük güvencesidir. 2026 hedeflerimizin başında, İzmir turizminin yıllardır takılıp kaldığı 2 milyon turist barajını aşmak geliyor. SKAL’ın uluslararası gücünü kullanarak tanıtım çalışmalarına hız verdik. Ayrıca sektördeki istihdam sorununu çözmek için üniversitelerle protokoller imzaladık. “Young SKAL” oluşumumuzla öğrencileri okul sıralarından alıp tesislerimizde mutfağa dahil ediyoruz. Gençlerin işin içinde deneyim kazanarak turizme adapte olmalarını sağlamak öncelikli faaliyetimizdir.

DENİZ VE GÜNEŞ YETMEZ
SKAL İzmir’in geçmiş dönemlerinde ‘5 milyon turist’ gibi net bir hedef telaffuz edilmişti. 2025 verileri bu rakamın hala gerisinde olduğumuzu gösteriyor. Sizce 5 milyon rakamı İzmir için bir hayal mi?
Bizim stratejimiz İzmir’i sadece deniz, kum ve güneş üzerinden pazarlamak değil. İzmir inanç turizminin adeta başkentidir; Yedi Kiliseler, sinagoglar ve ibadethanelerimiz özelinde üyelerimizin yürüttüğü ciddi çalışmalar var. Bunun yanında spor turizmi ve sağlık turizmi gibi çok güçlü argümanlarımız mevcut. Özellikle sağlık turizminde Türkiye, dünyanın en iyi hekimlerini barındıran ve fiyat-performans açısından çok cazip bir ülke. Tüm bu başlıkları birleştirdiğimizde, yıllardır takılıp kaldığımız 1 milyon 800 bin bandına ciddi ilave paylar gelmeye başlayacaktır. 5 milyon hedefine ulaşmamızın anahtarı bu çeşitliliktir. Şu bir gerçek ki; mevcut 2 milyonluk rakamın tamamı İzmir şehir merkezine girmiyor. Havalimanını kullanan gurbetçiler veya Kuşadası, Didim gibi çevre bölgelere gidenler de bizim hanemize yazılıyor. Turist şehre ayak basmadan gidiyor. Bunu önlemek, turisti şehir merkezine çekmek ve hareketi artırmak için yeni projeler üzerinde fikir birliğiyle çalışıyoruz.

BEKLENTİ VE ÜMİT HİÇ BİTMEZ
Mevcut rezervasyon akışına baktığınızda, 2026 yaz sezonu İzmir turizm profesyonelleri için nasıl geçecek?
Turizmde beklenti de ümit de hiç bitmez. Orta Doğu’daki gerilimlerin gölgesinde bir coğrafyada olsak da 2026 yazının bölgemizdeki tesisler için verimli geçeceğine inanıyorum. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan altyapı sorunlarının bu yıl makul düzeyde kalmasını temenni ediyorum. Ancak en büyük sorunumuz sezonun kısalığı. Özellikle Çeşme gibi bölgelerde etkinliklerin dar bir zamana sıkışması yerine, turizmin 12 aya yayılması gerekiyor. Yaklaşan Ot Festivali ve Mermer Fuarı ile sezona güçlü bir giriş yapacağımızı öngörüyorum. Şunu vurgulamak isterim; 5 milyon turist hedefine sadece turizmcilerin çabasıyla ulaşılamaz. Şehirde yapılan her fuar, her festival aslında bir turizm hareketidir. Bir sanayi fuarı için gelen kişi de otelde kalıyor, taksiye biniyor, restoranda yemek yiyor. Turizmin çarpan etkisini şehre yaymalıyız. Bu yüzden İzmir genelindeki her türlü organizasyonda, turizme yönelik tanıtım faaliyetlerinin de mutlaka yer alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü biliyoruz ki; turizm kazanırsa İzmir kazanır.

İZMİR, EN GÜVENLİ LİMAN
Bölgesel gerilim nedeniyle kruvaziyer rotalarının değişmesi, İzmir ve çevresindeki yabancı turist algısını nasıl etkiledi? Bu konuda sahadan nasıl dönüşler alıyorsunuz?
Orta Doğu’daki ateş çemberinin yanı başındayız ama bölgedeki en sakin ve güvenli liman burası. Kuşkusuz savaş algısı ve kapanan hava sahaları, beraberinde rota değişikliklerini ve ekstra maliyetleri getirerek seyahatleri öteliyor. Ancak bizde bir kriz ortamı yok; aksine bu durumu tanıtım faaliyetleriyle fırsata çevirmeliyiz. Global dünyaya hayatın burada normal akışında devam ettiğini, İzmir’in güvenli bir durak olduğunu çok iyi anlatmamız gerekiyor. Bu süreçteki eksiklikleri ancak güçlü ve doğru tanıtım stratejileriyle kapatabiliriz.

TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ
Yerli turistin rotasını komşu adalara çevirmesi İzmir’i nasıl etkiliyor? ‘Pahalı destinasyon’ imajıyla nasıl mücadele edeceksiniz?
Turizm evrenseldir, insanlar farklı yerler görmek isteyebilir; buna saygımız sonsuz. Ancak komşu adalara gidişte kapıda vize ve feribot maliyetlerini topladığınızda, o bütçeyle ülkemizde çok daha lüks ve konforlu bir tatil yapmak mümkün. Adalara gidenler genelde 2-3 günlük kısa programlar yapıyor. Oysa bizim ülkemizde, başka hiçbir yerde olmayan eşsiz bir doğal miras ve fiziksel güzellik var. Geçtiğimiz günlerde Midilli’deki protestolar nedeniyle liman kapandı ve insanlar mağdur oldu; devletimizin müdahalesiyle zorlukla dönebildiler. Bizim ülkemizde böyle bir durumla karşılaşmazsınız. Türk misafirperverliği dünyaca meşhurdur ve biz misafirimizi her zaman baş tacı ederiz. ‘Pahalı destinasyon’ algısına karşı, sunduğumuz hizmet kalitesi ve sahip olduğumuz değerlerle yerli turistimize kendi ülkemizin güzelliklerini hatırlatmaya devam edeceğiz.

KAOS BİTMELİ
Alsancak Limanı’nın yük ve yolcu olarak fonksiyonel bölünmesini İzmir turizmi açısından nasıl yorumluyorsunuz?
Limanın yıllardır kanayan yarası, bir yatırım dahilinde revize edilmesi gerekliliğidir. Mevcut durumda derinlik problemleri, teknolojik yetersizlikler ve lojistik bir trafik karmaşası yaşıyoruz. Yük alanıyla kruvaziyer gemilerini aynı bölgeye koyduğunuzda, ne kadar çabalasanız da görsel imajı düzeltemiyorsunuz. Limanın bir yatırım planına alınması ve ilgi gösterilmesi biz turizmciler için mutluluk kaynağıdır. Turizmle ilgili olan her gelişmeyi bir turizm aşığı olarak destekleriz. Ancak bu konuda Büyükşehir Belediye Başkanımızın görüşlerine de saygımız sonsuzdur; bulunduğu makam itibarıyla konuya bizden daha hakimdir. Biz de akıbeti konusunda daha net bilgiler aldıkça, ilerleyen süreçte daha detaylı değerlendirmelerde bulunacağız.

İZMİR’İN İMAJINA ZARAR VERİYOR
İzmir Körfezi’ndeki kirlilik ve koku tartışmaları kentin marka değerine ne kadar zarar veriyor? Turistlerin bu konudaki geri dönüşleri size nasıl ulaşıyor?
Aslında bu konuyu sürekli gündemde tutarak şehre kendi elimizle zarar veriyoruz. Geçen yıl koku problemini ve balık ölümlerini maalesef yaşadık; bir turizmci gözüyle bakarsak bu durum imaj açısından hiç hoş değil. İşin temeline baktığımızda, Gediz Havzası’ndan gelen ciddi bir kirlilik yükü var. Bu konuda bölge şehirlerde denetimlerin yapılması ve bilimsel çalışmalarla pompa sistemleri gibi ihtiyaçların karşılanması gerekiyor. Son dönemde arıtma tesislerinde yeni fazların devreye gireceğini ve kapasite artırımına gidileceğini memnuniyetle takip ediyoruz. Özellikle yağmur suyu tahliyesiyle ilgili yapılan çalışmaların meyvesini bu sezon göreceğimize inanıyorum. İnşallah bu sene o kötü görüntüleri tekrar yaşamayız ve İzmir hak ettiği temizliğe kavuşur.

EN BÜYÜK SORUNUMUZ İSTİHDAM
Sektörün en büyük yarası olan ‘nitelikli personel’ sıkıntısı şu an hangi seviyelerde? Otel işletmecilerini ne yönde etkiliyor? SKAL’ın bu konuda eğitim odaklı bir çalışması var mı?
Şu an en büyük sıkıntımız kuşkusuz istihdam. Pandemi sonrası beyaz ve mavi yakalı personelin yanı sıra orta ve üst düzey yöneticilerimiz maalesef sigortacılık, emlak gibi farklı sektörlere kaydı. Hizmet sektöründeki insan odaklı zorluklar, yeni jenerasyonun da turizmden kopmasına neden oldu. Biz tam iyi bir ekip kurduk derken, nitelikli personeli farklı mazeretlerle kaybedebiliyoruz. Üniversitelerle yaptığımız protokollerin temel amacı da işte bu; çocukları daha okul sıralarındayken yakalayıp turizme alıştırmak. Şunu unutmamalıyız; personel odaklı kaliteli bir hizmet vermediğiniz sürece sadece koca binalar inşa edersiniz, bunun da turizme bir faydası olmaz. Turizm her şeyden önce bir hizmet ve bir gülümseme işidir. Ne kadar lüks bir tesis olursanız olun, bir gülümsemeyle çok şey kazanır, bir asık suratla her şeyi kaybedersiniz. Nitelikli personeli yeniden sektöre kazandırmak zorundayız.

POTANSİYEL FAZLASIYLA VAR
2026 sonunda İzmir turizminde nasıl bir ‘başarı tablosu’ hayal ediyorsunuz?
2026 yılı sonunda temennim, o meşhur 2 milyonluk psikolojik bandı artık geride bırakmamız. Bu eşiği bir kez kırdığımızda; spor, sağlık, inanç turizmi ve İzmir’in eşsiz gastronomi değerlerinin de devreye girmesiyle önümüz açılacaktır. Eğer yılı 2,5 - 3 milyon turist bandında kapatabilirsek, işte o zaman gerçek anlamda mutlu olurum. İzmir’in bu potansiyeli fazlasıyla var.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın