Soyer’den ‘Kentsel Dönüşüm’ açıklaması: Can kurtarma ‘kastı’ ile tutuklandım

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Tunç Soyer, deprem riskini tüm projelerinin önüne koyarak kentsel dönüşümü öncelikli hale getirdiğini ve 30 Ekim depremi sonrası başlattığı çalışmaların iddianamede suç unsuru olarak gösterildiğini söyleyerek, “İzmir’i dirençli bir kent haline getirme, can kurtartma ‘kastı’ ile tutuklandım” dedi

  • Oluşturulma Tarihi : 11.08.2025 11:28
  • Güncelleme Tarihi : 11.08.2025 11:28
  • Kaynak : MERVE AĞRIÇ
Soyer’den ‘Kentsel Dönüşüm’ açıklaması: Can kurtarma ‘kastı’ ile tutuklandım haberinin görseli

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Tunç Soyer, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, tutuklu bulunduğu toplu konut davasına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. ‘Kentsel dönüşüm’ başlığıyla yayımladığı yazısında, görev süresinde deprem konusunda karşılaştığı zorlukları, 30 Ekim depremi sonrası aldığı kararları ve yürüttüğü projelerin perde arkasını anlattı. Soyer, deprem riskini diğer tüm projelerinin önüne koyduğunu vurgulayarak, yaşanan sürecin insani, siyasi ve teknik boyutlarını üç gün boyunca kamuoyuyla paylaşacağını belirtti. Deprem gerçeğinin İzmir için bir “kâbus” haline geldiğini dile getiren Soyer, kentsel dönüşüm çalışmalarını bu nedenle öncelikli hale getirdiğini ifade etti. Tutuklanmasına neden olan iddianameyi eleştiren Soyer, “Can kurtarma kastı” ile başlattığı projelerin suç unsuru olarak gösterildiğini savundu.

DEPREM ALANLARI İÇİN İHALEYE KİMSE KATILMIYORDU 

‘Kentsel dönüşüm’ başlığı ile sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Soyer, “‘Bir işi yapmanın bir, yapmamanın bin sebebi vardır’ derler. İzmir’de ‘Kentsel Dönüşüm’ benim için tam da böyle bir mesele oldu. Kentsel dönüşüm süreçlerini akışına bırakmak ve bu konuda bir şey yapmamak için çok sebebim vardı. Bu sebepleri kullansam belki siyaseten eleştirilecek ama şimdi yargılanmayacaktım. Hepsini değil ama bir- iki tanesini yazayım. 1) İzBB’nin 2010 yılında başlayan kentsel dönüşüm alanlarında 2015 yılından beri ihaleye çıkılıyordu. Bunlara katılan olmuyor, İzBB de 3-5 ay sonra tekrar ihale yapıyor, yine kimse katılmayınca bu süreçler sür-git devam ediyordu. 2019’da göreve geldiğimde her alan için birçok ihaleye çıktık, sonuç aynı oldu. Ben de görev süremi pekâlâ sonuç vermeyen bu ihaleleri yapmayı sürdürerek, ‘ihaleye çıktım ama kimse katılmadı’ diyerek tamamlayabilirdim. 2) Konut imalatı ve kentsel dönüşüm işinin daha çok hükümetin TOKİ’nin işi olduğuna dair toplumsal algıya yaslanarak hükümet yapsın bana ne diyebilirdim. (Galiba hala böyle düşünceler var) 3) Pandemi ve depreme rağmen, görev sürem içinde, Metro’dan tramvaya, tarımdan turizme birçok alanda çok büyük adımlar atmıştık. Kentsel dönüşüme girişmesek, kamuoyu nezdinde görev onayı açısından büyük bir eksiklik hissedilmeyebilirdi. Ama benim vicdanımda işini yapmamış olmanın yarası ilelebet kalırdı” diye aktardı. 

DEPREM RİSKİ DİĞER PROJELERİNİN ÖNÜNE GEÇTİ

Deprem ile ilgili çalışmalarını diğer projelerden öncelikli tututtuğunu dile getiren Soyer, “Daha birçok sebep sıralayabilirim ama bir tek sebep bu işe el atmama yetti; deprem. Ben bu satırları yazarken yine deprem oldu, yine ihmaller gün yüzüne çıktı. Bu sebeple önce biraz hafıza tazelemeye ihtiyaç var. 30 Ekim İzmir depremi bildiğimiz gerçeği tokat gibi bir kez daha yüzümüze çarptı; İzmir bir deprem şehri ve maalesef yapı stoğu da çok eski. Aslında göreve başladığım ilk aylarda farkında olduğum bu gerçeklik nedeniyle İzBB bünyesinde Deprem ve Afet Daire Başkanlığı’nı kurdurmuştum. Henüz depremle yüzleşmemiştik ama depremi yaşayınca derhâl bu Daire Başkanlığı’na 200 milyon TL aktarabildik ve bu Daire Başkanlığını kurarak ne kadar doğru bir iş yaptığımızı idrak ettik. İlerleyen yıllarda Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığını da bu birime bağlayarak bütüncül bir yaklaşım izledik. İzmir’e 70 mil uzaklıkta Ege Denizi’nde meydana gelen bir deprem İzmir’de 118 can aldıysa, İzmir merkezli bir depremde çok daha büyük kayıplar yaşanabileceği ihtimali kâbusum haline geldi. Bu düşünce ve bu kâbus, deprem dirençli bir kent yaratma ve kentsel dönüşüm konusunu ilk önceliğim haline getirdi, belediyenin tüm diğer projelerinin önüne geçti” dedi. 

BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ? 

Sözlerinin devamında ise Soyer, su ifadelere yer verdi: “İzmir’i dirençli bir kent haline getirme, can kurtartma ‘kastı’ ve kararlılığı daha sonra Cumhuriyet Savcılığı tarafından ‘hile ve desise’ ile toplumu aldatarak işlenen dolandırıcılık suçunun unsuru olarak kabul eden bir iddianame ile tutuklandım, cezaevine girdim. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Olayın insani, siyasi, teknik ve hukuki 4 boyutu var. Hukuki boyutuyla ilgili olarak, avukat arkadaşlarım, duruşma günü, 19 Eylül’de yapılacak savunmayı hazırlıyorlar. Ben burada insani, siyasi ve teknik boyutlarıyla ilgili bazı hususları 3 gün boyunca sizlerle paylaşmak istiyorum. Önce sizi sürecin başlangıcına, 30 Ekim depremi sonrasına götüreceğim. Yarın sürecin insani yani vicdani boyutunu anlatacağım.”

Kaynak : MERVE AĞRIÇ