- İzmir
- 13.01.2026 14:09
Zübeyde Hanım, vefatının 103. yılında saygı ve minnetle anılıyor
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, aradan geçen 103 yıla rağmen bıraktığı manevi mirasla anılmaya devam ediyor.
- Oluşturulma Tarihi :
- Güncelleme Tarihi :
- Kaynak : AA
Güçlü kişiliği, sabrı ve kararlılığıyla Mustafa Kemal Atatürk’ü yetiştiren anne olarak tarihe geçen Zübeyde Hanım, yaşamı boyunca bağımsızlık ülküsüne adanmış bir Türk kadını profili ortaya koydu. Oğlunun öncülük ettiği kurtuluş mücadelesine olan inancı, Türk kadınının fedakârlığını ve dirayetini simgeleyen önemli bir örnek olarak kabul ediliyor.
Aslen Karaman’dan Rumeli’ye göç eden Yörük Türkmen kökenli bir aileye mensup olan Zübeyde Hanım, 1857 yılında Selanik’e yaklaşık bir saat uzaklıktaki Langaza’da dünyaya geldi. Sofuzade Feyzullah Efendi ile Ayşe Hanım’ın tek kızı olan Zübeyde Hanım, çocukluk dönemini ailesine ait çiftlikte geçirdi. Eğitim imkânlarının kısıtlı olmasına rağmen okuma yazma öğrenerek kendini geliştirdi.
Genç yaşta Ali Rıza Efendi ile evlenen Zübeyde Hanım’ın Fatma, Ahmet, Ömer, Mustafa, Makbule ve Naciye isimlerinde altı çocuğu oldu. Ancak dönemin ağır salgın hastalıkları nedeniyle Fatma, Ahmet ve Ömer’i difteri (kuşpalazı) hastalığından, Naciye’yi ise 12 yaşında verem sebebiyle kaybetti.
Ali Rıza Efendi’nin 1890 yılında hayatını kaybetmesinin ardından 33 yaşında dul kalan Zübeyde Hanım, bir süre çocuklarıyla birlikte Langaza’da üvey kardeşi Hüseyin Ağa’nın tarımla uğraşılan çiftliğinde yaşamını sürdürdü. Daha sonra ise reji memuru Ragıp Efendi ile ikinci evliliğini yaptı.
OĞLUNUN EĞİTİMİNİ HER ŞEYİN ÖNÜNDE TUTTU
Ali Rıza Efendi’nin vefatının ardından Zübeyde Hanım, oğlunun eğitimine büyük bir hassasiyet göstererek Mustafa’nın öğrenimini Selanik’te sürdürmesini sağladı. Selanik Mülkiye Rüştiyesi’nden ayrılan Mustafa, annesinden gizli şekilde askeri okul sınavlarına katıldı. Sınavı kazanmasının ardından durumu annesine anlatarak onu ikna etti ve askeri okula kaydını yaptırdı.
Mustafa, Selanik Askeri Rüştiyesi’nde yalnızca kendi hayatını değil, ileride bir milletin kaderini etkileyecek yolculuğuna da adım attı. Matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Sabri Bey, aynı ismi taşıdıkları için “Aramızda bir fark olmalı” diyerek Mustafa’nın adına “Kemal”i ekledi ve böylece “Mustafa Kemal” ismi doğdu.
Askeri ortaokulu başarıyla tamamlayan Mustafa Kemal, lise öğrenimini Manastır Askeri İdadisi’nde sürdürdü. Henüz 18 yaşındayken İstanbul’daki Harp Akademisi’ne giren Mustafa Kemal, akademiden üstün bir dereceyle mezun oldu. Atamasının annesinin yaşadığı Selanik’e yapılmasını istemesine rağmen, 5. Ordu emrinde Şam’daki 30. Süvari Alayı’nda staj görevine başladı.
Oğlunu Şam’a uğurlamak isteyen Zübeyde Hanım, üç günlüğüne İstanbul’a gelerek Sirkeci Garı’ndan Mustafa Kemal’e veda etti. Balkan Savaşları’nın ardından Selanik’in Osmanlı toprakları dışında kalmasıyla, birçok Türk ailesi gibi Zübeyde Hanım ve kızı Makbule de İstanbul’a göç etti. Selanik’te kalan Ragıp Bey ise birkaç yıl sonra hayatını kaybetti.
Beşiktaş Akaretler’de 76 numaralı evde yaşamaya başlayan Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal’in geçirdiği sarılık hastalığı nedeniyle görme kaybı yaşamasından endişe ederek onu ziyaret etmek üzere Halep’e gitti. Mustafa Kemal, 1918 yılında Suriye Cephesi’nden ayrılarak İstanbul’a döndüğünde annesinin evine giderek Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule ile hasret giderdi.
Şişli’de üç katlı bir ev kiralayan Mustafa Kemal, annesi ve kardeşi için evin üçüncü katını ayırdı. Kendisi ise İstanbul’un en sıkıntılı dönemlerinde burada yakın arkadaşlarıyla önemli toplantılar yaptı. Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket edene kadar bu evde kaldı.
Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal ve silah arkadaşları hakkında verilen idam kararları, Zübeyde Hanım’ı derinden etkiledi ve yaşadığı üzüntü nedeniyle kısmi felç geçirdi. Bu süreçte İstanbul’da kalan annesiyle mektuplaşan Mustafa Kemal, yaklaşık üç yıl süren ayrılığın ardından Kurtuluş Savaşı’nın son dönemlerinde annesini Ankara’ya getirme kararı aldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan olduğu dönemde Adapazarı’nda annesiyle buluşan Mustafa Kemal, Zübeyde Hanım’ı Çankaya Köşkü’ne götürdü.

İZMİR’DE VEFAT ETTİ
Artan sağlık sorunları nedeniyle İzmir’in ikliminin kendisine iyi geleceği düşünülerek 18 Aralık 1922 tarihinde kente getirilen Zübeyde Hanım, Latife Hanım Köşkü’nde misafir edildi. Burada 28 gün kalan Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923’te 66 yaşında hayata veda etti. Zübeyde Hanım’ın naaşı, Karşıyaka’da bulunan Ferik Osman Paşa Camisi’nin avlusuna defnedildi.
Zübeyde Hanım adına bir anıt mezar yapılması için 1938 yılında dönemin İzmir Belediye Başkanı Behçet Uz tarafından bir proje hazırlandı. Ancak projeyi gösterişli ve yüksek maliyetli bulan Atatürk, mezarın sade bir anlayışla düzenlenmesini istedi. Bu doğrultuda mezarın başına yalnızca ağır bir taş konulmasını, üzerine de “Atatürk’ün anası Zübeyde burada gömülüdür. Ölümü: 1923” ifadesinin yazılmasını talep etti. Ayrıca Zübeyde Hanım’ın çocuklara olan sevgisi nedeniyle, mezarın çevresinin bir çocuk parkıyla düzenlenmesini arzu etti.
İzmir Belediyesi tarafından 1940 yılında son hali verilen anıt mezar, her yıl 14 Ocak’ta resmi kurum temsilcileri ve her yaştan vatandaşın katılımıyla ziyaret ediliyor. Zübeyde Hanım, anıt mezarında yarın da düzenlenecek törenle anılacak.
"HER TÜRK ANNESİ GİBİ OĞLUNU ÇOK SEVİYOR"
Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kemal Arı, Zübeyde Hanım'ın hayatının büyük ölçüde oğluna duyduğu hasretle geçtiğini belirtti.
Zübeyde Hanım'ın oğlundan küçük yaşlardan itibaren ayrı kaldığını dile getiren Arı, anne-oğul arasındaki özlemin yıllar boyunca artarak sürdüğünü ifade etti.
Arı, Türk aile yapısında erkek çocuğun özel yeri olduğunu söyleyerek, "Zübeyde Hanım, her Türk annesi gibi oğlunu çok seviyor ve oğlu da annesini sürekli özlüyor. Hep bir özlem var, bu özlem daha sonraki yıllarda da artarak devam ediyor." şeklinde konuştu.
Makbule Hanım'dan aktarılan bir hatırayı paylaşan Arı, Mustafa Kemal'in babasının vefatını öğrendiği anın, anne-oğul arasındaki en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu dile getirdi.
Mustafa Kemal'in babası vefat ettiğinde ilkokulda olduğunu belirten Arı, şu ifadeleri kullandı:
"Babasının ölümünden habersiz eve geliyor. Evde bir kalabalık olduğunu fark ediyor. Cenaze var ve dayısının Langaza'dan geldiğini anlıyor. 'Dayı sen niye geldin?' diye soruyor. Babasının ölümünü bilmiyor, ölmüş olabileceğini tahmin ediyor. 'Yoksa babam öldü mü?' diyor. Üst kattan annesinin kendisine geldiğini görünce koşarak kendisini annesinin kucağına atıyor. Anne ağlıyor, çocuk ağlıyor. Annesine şu sözü söylediği biliniyor, 'Anne sen hiç merak etme, sana ben bakacağım.'"
‘YOKSA ANNEM VEFAT MI ETTİ?'
Zübeyde Hanım'ın vefat ettiği sırada Mustafa Kemal Atatürk'ün Eskişehir-İzmit görüşmeleri için yurt seyahatinde olduğunu, acı haberin kendisine güçlükle ulaştırıldığını belirten Arı, Mustafa Kemal'in annesinin sağlık durumuna ilişkin bilgileri İzmir'de kendisine refakat eden yaveri Salih Bozok'tan aldığını iletti.
Zübeyde Hanım'ın vefatı hakkında Ali Çavuş'un bir hatırasını paylaşan Arı, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
"Ali Çavuş'a, Zübeyde Hanım'ın vefat ettiği bilgisi ulaşmış ama bunu Mustafa Kemal'e söyleyemiyor. Mustafa Kemal, Ali Çavuş'a, 'Bu gece bir rüya gördüm. Büyükçe bir tarladaydık, tarlada buğdaylar vardı. Buğday başakları rüzgarla eğilip kalkıyordu. Ben annemin elinden tutuyordum. Bu başak tarlasından biz yürüyerek giderken birden bir fırtına çıktı. Adeta yer göğe karıştı. Her şey sağa sola savruldu ve bir de baktım, ben annemin elinden kurtulmuşum, ayrı bir yere düşmüşüm. Yoksa annem vefat mı etti?' der. Hakikaten annesi vefat etmiş. Ali Çavuş bunu öğrenmiş ama Mustafa Kemal'e o an için hemen söyleyememiş. Bu rüyasını anlattıktan sonra annesinin ölüm haberi kendisine ulaştırılır."
Kaynak : AA