Yazarın görevi yanmayı göze almaktır

Dün okuyucularımızla buluşturduğumuz Yazar Halit Payza’nın röportajının devamı bugün de sizlerle. Yazar Payza; bir öykü, iki deneme, dört roman türünde kitabın altına imzasını koyarak edebiyat dünyasındaki yerini aldı. Yazar Payza ile bugün yeni kitap çalışmalarından, yazarlıkta ulaşmak istediği noktaya kadar konular üzerine konuştuk.


  • Oluşturulma Tarihi : 14.04.2020 06:44
  • Güncelleme Tarihi : 14.04.2020 06:44
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Yazarın görevi yanmayı göze almaktır

Hazırlığında bulunduğunuz yeni bir kitabınız var mı?
Birkaç dosya yayınevinde, bu koronalı günlerin geçmesi için demleniyor. Resneli Niyazi bunlardan biri. Bir diğeri 31 Mart Vakası olarak bilinen ilk gerici askeri darbeyi anlatıyor. İsmi şimdilik bende kalsın. Bir diğer roman yine İzmir’in işgalini bu kez İzmir’in içinden anlatıyor. Kitaplaşmadığı sürece yok varsayıyorum, bekleyip göreceğim.
Okur-yazar buluşmaları hakkında neler düşünüyorsunuz, her iki grup içinde bu buluşmalar nasıl bir önem teşkil ediyor?
Yazarın okurla buluşması için ille de aynı mekanda olması, bir imza gününde bir araya gelmesi ya da kitap fuarlarında birlikteliğine gerek yok. Elbette diğer türlü de değerlidir ancak karşı olmamakla birlikte ben yazarın değil kitabın okurla buluşmasına değer veririm.
Yazarlık sizin için hayatınız boyunca devam ettireceğiniz bir eylem mi? Yoksa ulaşmak istediğiniz bir uç nokta var mı?
Yazarın görevi Giordano Bruno gibi odun ateşinde yanmayı göze almaktır. Zaten yazar/şair vs. tekinsiz sokaklarda dolaşır. Nikolas Kopernik ya da Charles Darwin gibi diyeceğini demek için tozun dumanın yatışmasını bekler. Külhanbeylik/kabadayılık ona buna sataşmak değil, güçlünün karşısında güçsüzden yana olmak, yalanın karşısında doğruyu savunmaktır. Yazar bunu yapmayacaksa anlamsızdır, işlevini yitirmiştir ve bu ömür boyudur. Yazarların uç noktası yoktur, onlar noktasızdırlar, belki birazcık virgül denebilir.
TOPLUMSALLIKTAN KOPULMUŞTUR
Son olarak söylemek istediğiniz nedir?
Yazınımızda değer aşınmasını, kapitalizmin ortaya çıkışıyla başlatmak olasıdır. Bu egemen düzen içinde; tarihsel ve toplumsallıktan kopulmuştur. Düşünsel eylemlilikten kaçınılmıştır.  Tarihsel ve toplumsal olandan kopuş, düşünsel eylemlilikten kaçış, egemen ideolojinin politikasıdır. Bütün bu olumsuzluklar yaşamı yaşanılmaz kılmış, bütün insansal değerleri dışlamıştır. Yaşamı ve insanı dışlayan bu anlayış, insanın evrenden ve evrensel birikimden yararlanamamasına, dolaylı olarak kültürel üstyapının çöküşünü hızlandırmıştır. Çağımız kapitalizmin en üst ve daha vahşi olan emperyalizm çağıdır. Yaşadığımız çağ,  güdümlü, yönlendirilen, yönetilen, yönetenlerin ve yönlendirenlerin kurallar koyduğu, kendi koydukları kuralları çiğnemekten kaçınmadıkları bir dönemdir. Sermayeden yana işleyen bir sistem olarak karşımızdadır. Sanatın kuralları değildir bunlar. Hiçbir sanatsal ve toplum yararcı politikalar, ilkeler değildir geçerli olan.  Sanat, işlevini yitirmiş, anamalcı düzeni erekleyen saldırı imha silahlarıyla donatılmış, metalaştırılmıştır. Bedeli ödenerek kullanılabilen, alınıp satılabilen bir maldır şiir, resim, roman, vs. İçi ne kadar kötü olursa olsun, yapılan ve satışı gerçekleşen yalnızca ambalajıdır. Sanatın yerel, evrensel yasaları yok sayıldığında, geride orman yasaları kalıyor. Böylece yazar ve okur ortadan kalkıyor, meydan alıcı ve satıcıya kalıyor. Menkul Kıymetler Borsası gibi Kerameti Kendinden Menkul Kıymetler Borsası olmaya doğru hızla yol alıyor yazın. Bu borsayı sermayenin ticari kaygıları ve çıkarları belirlemektedir. Ticaret Yasaları yaratıcılığın yerine geçmektedir. Belirleyici olan paranın gücü ve satın alma özelliğidir. Yazarlar ve şairler kendilerine tanınan sınırlar içinde ve ona bu olanakları sağlayanların çıkarlarına dokunmaksızın yazarlık ve şairlik yapmak zorundadırlar. İçlerinden gelen ses, yaratıcılıklarının sesi değil, ona fısıldayanların sesidir. Bu ses kapitalizmin, yenidünya düzeni, küreselleşme adı altında dünyaya dayattığı sistemin sesidir. Bu ses,  düşünmemeyi, sorgulamamayı, üretmemeyi önermektedir. Kapitalizmin sahte peygamberler ve sahte kutsal kitaplar aracılığı ile insanlara getirdikleri yeni dindir!

Haber Merkezi