- Sağlık
- 29.11.2025 10:32
Gıda zehirlenmesi kaygısı büyüyor: Toplumda temel güven sarsıldı
Art arda yaşanan gıda zehirlenmesi vakaları, toplumda temel güven duygusunu sarsarak dışarıdan yemek yemeye yönelik geniş çaplı bir kaygı yarattı. Uzman Psikolog Selman Sonğur, bu durumun sadece hijyen değil, psikolojik güvenlik algısını da derinden etkilediğini belirtti
- Oluşturulma Tarihi :
- Güncelleme Tarihi :
- Kaynak : MERVE AĞRIÇ
Son günlerde ülke genelinde art arda yaşanan gıda zehirlenmesi vakaları, kamuoyunda büyüyen bir sağlık krizine işaret etmekle kalmıyor; aynı zamanda toplumda derin bir güvensizlik ve tetikte olma hali yaratıyor. Özellikle okul, yurt, işyeri ve toplu yemek verilen kurumlarda peş peşe meydana gelen vakalar, bireylerin dışarıdan yemek yemeye yönelik tutumlarını belirgin şekilde etkilerken, birçok kişi temel ihtiyaç olan beslenme konusunda dahi kaygı yaşamaya başladı. Sosyal medyada hızla yayılan görüntüler ve haberler ise bu kaygının daha da yayılmasına neden oluyor. Uzman Psikolog Selman Sonğur, artan gıda zehirlenmesi şüphelerinin yalnızca fiziksel bir sağlık sorunu olmadığını, aynı zamanda toplumun ‘temel güven duygusunu’ zedeleyen bir psikolojik kırılmaya dönüştüğünü belirtti. Kaygının beslenme davranışlarını, sosyal hayatı ve gündelik rutini etkileyen bir boyuta taşındığını vurgulayan Sonğur, bu sürecin bireysel korkuların ötesinde ‘toplumsal kaygı yayılımı’ yarattığını ifade etti.

GÜVENSİZLİK DUYGUSUNU OLUŞTURUYOR
Son dönemdeki vakaların toplum genelinde temel güven duygusunu zedeleyen bir etki yarattığını ifade eden Sonğur, “Gıda, insanın en temel fizyolojik ihtiyacı olduğu için, bu alanda yaşanan her olumsuzluk ‘temel güven- temel tehdit’ dinamiklerini tetikliyor. Özellikle sosyal medyada vakaların hızlı yayılması, kişilerin dışarıdan yemek yemeye karşı ‘ön görülemeyen risk’ algısını artırıyor. Bu durum, sadece hijyen kaygısı değil, aynı zamanda kontrolün kaybedildiği bir alana karşı güvensizlik duygusunu oluşturuyor” dedi.
‘ACABA ZEHİRLENDİM Mİ?’ KAYGISI
Yemek sonrası ‘Acaba zehirlendim mi?’ kaygısına ilişkin değerlendirmelerden bulunan Sonğur, “Bu tür yoğun kaygı çoğunlukla şu mekanizmalarla ilişkilidir; Somatik duyarlılık, yanlış felaketleştirme bilişi, anksiyete duyum korkusu ve travmatik öğrenme. Somatik duyarlılık; kişinin bedenindeki en ufak değişiklikleri tehdit olarak yorumlaması. Hafif bir mide hareketi bile zehirleniyorum düşüncesine dönüşebilir. Yanlış felaketleştirme bilişi; Normal fizyolojik belirtilerin otomatik olarak en kötü senaryoya yorulması. Anksiyete duyum korkusu, kaygı arttıkça bedensel belirtilerin de artması ve kişinin bu belirtileri gıda zehirlenmesiyle ilişkilendirmesi. Travmatik öğrenme, geçmişte yaşanan bir gıda zehirlenmesi vakası veya yakın çevredeki olumsuz hikâyeler, kişiyi tetikte tutabilir. Bu süreç çoğu zaman obsesif kaygı döngüsü içinde devam eder. Kaygı beden belirtilerini tarama endişenin artması belirtilerin yoğunlaşması” ifadelerini kullandı.

NASIL ANLARIZ?
Tetikte olma, yemek yerken endişe duyma gibi sorunların ne zaman kaygı bozukluğu olarak sayılabileceğini aktaran Sonğur, birkaç temel kriter olduğunu belirtti. Sonğur, “Kişinin yeme davranışını belirgin şekilde kısıtlaması, günlük yaşamda belirgin işlev kaybına yol açması sosyal etkinliklerden kaçınma, dışarıda yemek yiyememe, kaygının sürekli, tekrarlayıcı ve kontrol edilemez hale gelmesi. Bu kaygı tepkisinin gerçek riskle orantısız olması bu belirtiler Genel Anksiyete Bozukluğu, Sağlık Anksiyetesi, hatta bazı durumlarda Obsesif Kompulsif Belirti Grubu ile ilişkili olabilir. son aylardaki olaylar ardından toplumda kolektif bir tehdit algısı oluştu. Bu durum psikolojide ‘toplumsal kaygı yayılımı’ olarak tanımlanır. Bir toplumda tehlikeye dair algı yükseldiğinde, bu algı bireylere şu 3 yolla sirayet eder; Davranışsal yayılım: İnsanların dışarıda yemek yemekten kaçınması, başkalarının da aynı davranışı sürdürmesine yol açar. Bilişsel yayılım: ‘Herkes tedirginse, bir sebebi vardır’ düşüncesi. Duygusal eşleşme: Toplumun duygusal iklimi bireylere de geçer. Bu kolektif kaygı günlük yaşamda sosyal izolasyona, ekonomik olarak dışarıda yeme sektörünün tercih edilmemesine ve bireylerde genelleştirilmiş güvensizlik hissine sebep olabilir” diye aktardı.
6 ADIMDA BAŞ ETME YÖNTEMLERİ
Uzman Psikolog Sonğur, kontrol ihtiyacı artan ve dışarıda yemek yemekten kaçınan kişiler için önerilen baş etme yöntemlerini 6 adımda değerlendirdi. Sonğur, “1- Gerçekçi risk değerlendirmesi: Kişinin tehdit algısını bilimsel verilerle yeniden yapılandırması. 'Her dışarıda yemek zehirler’ inancı bilişsel olarak ele alınmalıdır. 2-Kademeli maruziyet: Tamamen kaçınmak yerine, güvenilir görülen yerlerde küçük porsiyonlarla başlayıp adım adım güveni geri kazanmak. 3- Duygu düzenleme teknikleri: Nefes egzersizleri, bedensel gevşeme, farkındalık çalışmaları. 4- Rasyonel sorgulama: Kaygı geldiğinde ‘Bu düşüncenin kanıtı ne? Alternatif açıklama ne olabilir?’ gibi bilişsel teknikler. 5- Bilgi aşırı tüketiminden kaçınma: Sürekli haber ve sosyal medya taraması kaygıyı artırır. 6- Profesyonel psikoterapi: Özellikle bilişsel davranışçı terapi, bu tür somatik kaygılarda oldukça etkilidir” dedi.
NE ZAMAN BİR UZMANA BAŞVURMAK GEREKİR?
Hangi durumlarda uzmana başvurulması gerektiğine değinen Sonğur, “Bu durumlar artık profesyonel destek gerektiğini gösterir. Dışarıda yemek yemeyi tamamen kesme, sadece ‘güvenli hissettiği’ sınırlı birkaç yiyeceği tüketmeye başlama, yemek sonrası panik benzeri ataklar, sürekli beden taraması yapma mide sesleri, bulantı, gaz, her şeyi takip etme, gün içinde zihni meşgul eden takıntılı ‘ya zehirlendiysem?’ düşünceleri, yemek yedikten sonra belirtileri defalarca Google’da arama, sosyal yaşamın, iş yaşamının veya günlük rutinin bozulması. Bu belirtiler, kaygının bireysel baş etme kapasitesini aştığını ve psikolojik destekle ele alınması gerektiğini gösterir. Gıda güvenliği kaygısı, toplumda ilk bakışta sadece fiziksel bir risk gibi görünse de aslında psikolojik güvenlik algısını derinden etkileyen bir konu. Bu nedenle mesele sadece zehirlenme vakaları değil; insanların yaşamın en temel alanlarında kontrol, güven, öngörülebilirlik arayışına dair daha geniş bir psikolojik tablo sunuyor. Bu kaygının sağlıklı seviyede yönetilebilmesi hem bireysel hem toplumsal iyi oluş açısından kritik” ifadelerini kullandı.
Kaynak : MERVE AĞRIÇ