İnşaat duvarlarında örülen hayat: Gülfer Kartal

64 yıllık yaşamının 40 yılını inşaatlarda duvar örerek, demir bağlayarak, kalıp atarak, balkon şapı yaparak onurlu mücadelesini sürdüren Gülfer Kartal, kadının Türkiye serüvenindeki en önemli örneklerinden oldu


  • Oluşturulma Tarihi : 02.04.2025 08:41
  • Güncelleme Tarihi : 02.04.2025 08:41
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
İnşaat duvarlarında örülen hayat: Gülfer Kartal

SEMİ TEKTAŞ-ÖZEL HABER - Türkiye’de kadın olabilmek, yaşayabilmek ve direnebilmek. Toplumsal baskılar, ailenin yükünü çekme, ataerkil düzen içinde onurlu yaşayabilme mücadelesi. Gülfer Kartal’ın hikayesi, Türkiye’de kadının hayatta kalma mücadelesini tam olarak anlatıyor. Kırşehir’den İzmir’e uzanan hikâyede Gülfer Kartal, dönemin parasıyla 1 liraya amcasına hizmet etmesi karşılığında satıldı. Bununla da kalmadı zorla evlendirildi, hamileyken ölesiye dövüldü. Yaşadığı zorlukları belki İzmir’de atlatırım diye çıktığı yolda yeni hayatının ilk günlerinde ceketinin içinde çocuğunu kaybediyor. Yaşam mücadelesinde 40 yıl boyunca inşaatlarda duvar ördü, kolon demirlerini bağladı. Okuma yazması olmamasına rağmen üç çocuğuna ve alkolik eşine bakarak onurlu mücadelesini sürdürdü. Şimdi ise eşinin elinden avucundan aldıklarından kalan, eski bir motor ve Fenerbahçeli torunu Carlos ile beraber hayatını devam ettirmeye çalışıyor.

“24 SAAT DÖVDÜLER, AKCİĞER KANSERİM ORADAN GELİYOR”

Uzun ve zorlu hayat mücadelesinin hikayesi dönemin 1 lirasına amcasına hizmet etmesi karşılığında satılmasıyla başlayan Kartal, “Aslen Kırşehirliyim. 15 yaşında bir çocuktum, oyun oynarken ailem beni zorla evlendirdi. 16 yaşımda anne oldum. Onlara karşı çıkamazdık çünkü karşı çıktığımız an sopa bizi beklerdi. Bizim oradakiler hep erkek çocuklarını tutardı. Kimse bize ‘Nasılsın?’ diye bile sormazdı.  Ben çocukken abim evlenecekti. O zamanın parasıyla 1 lira lazımdı. Bende birinci sınıftaydım. Amcamda Almancıydı, kışın tatile köye gelmişti. O eksik olan 1 lira için babam beni amcama hizmet edeyim diye sattı. Öz amcamın kapısına 7 yaşında hizmetçi olarak gittim.  Çocuktum sobanın kapağını kömürün üstünde unuttum diye 24 saat dayak yedim. Akciğer kanserimde oradan geliyor, ciğerimde yırtık oluşmuş ta o zamanda. Bıçak fırlattı elimi deldi, kızgın maşayı elime sürdü. O zamanın 1 lirası için… Şimdi bir sakız alınmıyor… 15 yaşımda evlendirdiler tam kurtuldum derken daha kötü bir eve gittim. Eşimin 18 kardeşi vardı, 24’tü 6’sı ölmüş. Orada da dayak devam etti. Kayınbabam dövdü, görümcem saçımı yolardı. Yetmezmiş gibi birde hamile kaldım, anne oldum. Paramız yok diye hastaneye de götürmezlerdi. Ebe ‘Anneyi ve çocuğu kaybedebiliriz, hastaneye gitmeniz gerek’ dedi. Bende gidelim deyince, kaynanam eşimi doldurdu, beni ölesiye dövdü. Yüzüm gözüm hep morluk içinde kaldı. Sonrasında beni hastaneye götürdüler. Polisler geldi, ne oldu diye sorduklarında ‘Düştüm, inek tepti’ dedim.  O kapıya yine gidecektim mecbur, gerçeği söyleyemedim.  Ne yapacaktım ki başka, boşanma mı vardı sanki, ölüm çıkardı. Çocuklarımı büyüttüm. 3 çocuğum var. İki kızım okudu. Oğlum ne yaptıysam okumadı. Kızımın biri öğretmen, diğeri de İtalyan bir şirkette kalite kontrol müdürü. Oğlum da eşinden ayrıldı, torunumla beraber benimle yaşıyor. Oğlum Fenerbahçe taraftarı, Roberto Carlos’u çok severdi ondan dolayı torunuma Carlos ismini verdi.  Torunuma 2 yaşından beri ben bakıyorum. 42 yıldır evliyim. Eşimle boşanmadım ama ayrı yaşıyoruz. Hayatın cefasını ben çektim ama sefasını eşim yaşasın istemiyorum. Boşanırsam emekli maaşını başkalarına yedirir. O yüzden boşanmayacağım” diye konuştu.

“OĞLUM SOĞUKTAN ÖLDÜ”

İzmir’e geldikten sonra kaldıkları evde soğuktan çocuğunu kaybettiğini söyleyen Kartal, “Kayınbabam bizi kovdu. Hiçbir şeyimiz yok, İzmir’e geldik. Bir köylümüz buradaydı, onun evinde bir süre kaldık. Sonra bir ev kiraladık. Ev rutubetli ve çok soğuktu.  2 yaşındaki çocuğumu cekete sardım. Ancak çocuğum soğuktan öldü. Ben oğlumu gömdüğümde kaynanam düğün yaptı, oğlunu evlendirdi. Hayatın zorluğuna gelirsen... Çok aç yattım. Çok acı çektim. Ailem çok varlıklıydı ama inşaatta çalışıyorum diye bana hiç destek çıkmadılar. Şimdi her türlü hastalığım var. Hastalığımdan dolayı iğne vuruluyorum, her biri 500 TL. Devlet de karşılamıyor, ben de engelli maaşımla karşılamaya çalışıyorum. Oğlum ara sıra inşaata gider, insanların verdiği yardımlar ile komşuların fitreleri ile yaşıyorum. Oğlum inşaatta çalışırken bir günlük sigorta yaptılar diye tüm yardımları kestiler. O sigorta olmasa, oğluma bir şey olsa kim nasıl karşılayacak, bunu hangi müteahhit kabul eder? Mecbur yapılacak ama o sigortadan dolayı yardımlarımızı kestiler” şeklinde konuştu.

“EŞİMİN YANINDA AMELE OLARAK BAŞLADIM”

İnşaatlarda nasıl çalışmaya başladığını anlatan Kartal, o günlerde yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor: “O zamanlar İzmir’e yeni gelmiştim. Oğlumda öldükten sonra baktım olacak gibi değil, ‘Eşime bende çalışacağım. İki çocuğumuz daha var, onlara da bakmam gerekiyor’ dedim. Eşimde ‘Hanım burası büyük şehir, barındırmazlar seni, onun yerine gel benim yanımda inşaatta amelelik yap’ dedi. Bu şekilde inşaat işine başladım. Kafamda çalıştı, her şeyi hemencecik öğrendim. 22 yaşında inşaat işine başladım, 45 yaşına kadar devam ettim. Şimdi de ara ara gidiyorum, ne zaman çağırsalar gidiyorum. Duvar, demir bağlama ve kalıp işlerinin tamamını 23 sene bilfiil aktif olarak, şimdilerde ise ara ara yevmiye usulü yapıyorum. Hiç okul okumama rağmen projelerden de anlıyorum. Çok fazla cami yaptım. Sarnıç’ta bir tane, Karabağlar’da Çarşamba Pazar’ının yanında bir cami var onu da ben yaptım. İzmir’de elimin değmediği yapı kalmadı neredeyse. Ta ki kansere yakalanana kadar… 45 yaşında akciğer kanserine yakalandım. Bir sene göğüs hastanesinde yattım. O bir sene çalışmadım. Ama taburcu olunca tekrardan işe girdim. Gaziemir Askeriyesi’nin merdiven yıkama işini aldım, artık demir işini yapamadım ama kalıp ve duvar işlerine ara ara devam ediyordum. Şimdi dönüp bakıyorum da çok zorlandım hem de çok… Makine yoktu o zamanlar elle çimento karıyordum. Sırtımda 4’üncü 5’inci kata kadar çıkarıyordum. Fakirlik çektim, yoksulluk çektim. Üstüne bir de alkolik bir kocanın hayatını sırtladım.”

“GÖĞÜSLERİM ALINACAK”

45 yaşında göğüs kanserine yakalandığını ifade eden Kartal, “Oğlum öldükten sonra eşim çok alkol tüketmeye başladı. Beni ve çocuklarımı çok fazla dövüyordu. Huzurlu bir günümüz olmazdı. Evde çocuklara bakacak kimse yoktu. Ben de çalışmak zorunda olduğum için çocuklarımı evde eski divanlara bağlardım. Önlerine yiyeceklerini koyardım, işe giderdim. 4 yaşındaki çocuğumu, ondan daha küçük kızımı gece saatlerine kadar başında kimse olmadan sokağa salamazdım. Tuvaletleri için de yere battaniye sererdim, geldiğimde temizlerdim. İşten gelirdim, onları önce yıkardım, sonra yemek yapmaya başlardım, haşatım çıkardı. Sabah beşte tekrardan hayat başlıyordu, bu döngü yıllarca sürdü. İlk kansere yakalanmamdan 5 sene sonra bu sefer de göğüs kanserine yakalandım, bir göğsüm alındı. Şimdi yine kansere yakalandım, ilaçlarla ayakta duruyorum. Tekrar hastaneye yatacağım, diğer göğsümü de alacaklar. Hayatımız böyle mahvoldu işte…” diye konuştu.

“ERKEK SANDILAR…”

İnşaata başladığı ilk zamanlarda kendisini erkek sandıklarını söyleyen Kartal, kadın olduğunun nasıl ortaya çıktığını ise şöyle anlattı: “İlk başlarda çok zorlandım, hem de çok… Düşünsenize elinize 24’lük demiri veriyorlar ve bükeceksin diyorlar. İlk başlarda erkek sandılar beni, kadın olduğumu da bilmiyorlardı. ‘Mehmet Ali’ diyorlardı bana. Buraya geldiğimde kapalıydım. Ama etekle çalışamazdım, pantolon giymem gerekiyordu. Saçım uzundu, önce başımı açtım, sonra saçlarımı erkek gibi kısa kestim, işe gireceğim diye. Çok da zayıftım. Fenerbahçe şapkası da takınca kimse benim kadın olduğumu anlamazdı. Bir gün bir inşaatta gönye verdi usta bana, ben de yapmaya başladım. Saat 4 oldu, oruç tutuyorum. Eşimin yanına gittim, ona, ‘Benim eve gitmem lazım, iftara yemek hazırlanması gerekiyor. Şimdi gitmezsem nasıl yetişecek’ dedim. O da gidip ustabaşı ile konuşmuş, ‘Benim hanımın eve gitmesi lazım’ deyince ustabaşıda bağırıyor, ‘Ne hanımı, inşaatta kadının ne işi var?’ diyor. Eşim de aşağıda gönye yapan benim eşim deyince benim kadın olduğum ortaya çıktı.  Böyle böyle seneleri devirdim inşaatta. Hep erkek mesleği olarak sayıldığı için kolay bir meslek değil, çok zorlandım. Ellerimin içi şişiyordu. Bir keresinde kolon bağlarken demiri çekerken pense ağzıma girdi, dişlerimin hepsi kırıldı, şimdi takma dişlerle hayatımı devam ettiriyorum. Hatta eşim de çok gülmüştü, ona da canımın acısıyla penseyi fırlatmıştım. Erkek mesleği olduğu için eşime ‘Sen nasıl bir kadını çalıştırırsın, bir kadın nasıl duvar örebilir, nasıl demir bağlar?’ diye tepki gösterirlerdi. 40 sene bu mesleği yaptım, kimse de dönüp sen kimsin demedi.”

“ÜZERİNDEN YILLAR GEÇTİ AMA…”

“Şimdiye kadar yaptığım hiçbir bina yıkılmadı” diyerek gururlanan Kartal, “Baklava dilim mi dersin, düz döşeme mi dersin, balkon şaposu mu dersin hepsini yaptım. Yılların pensesi bile hala duruyor bende. Zordu ama aç kalmamak için mecburdum. Anneme, babama, kardeşlerime muhtaç olmamam gerekiyordu. İğne parası bile göndermeyen insanlara muhtaç kalamazdım. Babam hariç hepsi zenginlik içinde yaşamaya devam ediyor. Yıllar oldu görüşmeyeli. Şimdi bir miras davası var aramız iyice açıldı. Orada kalan hakkımı almam gerekiyor, mecburum.  Bu işi yaparken çok isyan ettiğim de oldu. Yere tuğla, pense fırlattığım da çok oldu. Kalıbı yaparken ayağıma 10’luk çivi battı. Hastaneye götürdüler, kan revan içinde kaldım. Tetanos iğnesi yaptılar. O yaşanmışlıklar kolay değil. Eşim içerdi, benimle inşaata gelmezdi. Erkeklerin içinde tek kadın olarak çalışırdım. İşi o alırdı, alkolden ayılamıyordu, ben tek gidiyordum. Eskiden teknoloji bu kadar gelişmemişti. Tuğlayı, çimentoyu sırtımıza taşırdık. Tuğlayı 10’ar 10’ar çuvala koyar, sırtımda yukarı katlara çıkarırdım. Ustalar duvar örerdi, çimento lazım olurdu. Ustanın biri acıyıp, yardım ederse götürürdü. Acımayıp ‘Biz amele değiliz’ dediklerinde ise harcı karıp teneke ile yine kat kat çıkardım. Bir kolon bir keresinde bir kamyon kum yemişti, tek başıma kumu taşımıştım. Yanımda 17 yaşında bir çocuk vardı. Ama daha çocuktu, başına bir şey gelir diye ona yaptıramazdım.  O tenekeyi doldurur ben yukarı taşırdım. Saat 21.00’e geliyordu. Eşim yok, çocukla beraber caminin inşaatında çalışıyoruz. Kolonu bitirdim, caminin bir üyesi geldi. Adam ‘Ya sen kadın başına bu kolonu döktün ya, helal olsun’ dedi. Adamın demesiyle kolon ortadan 2’ye ayrıldı. Gece 23-24’e kadar tekrardan baştan yaptım o kolonu. Omzum koptu, hep yara bere içinde kaldım. Geç saatte eve geldim, yemek yapacak halim yok ama açımda. Çocuklara, ‘Bu sefer ben yapamayacağım, getirin iki yumurta kırında yiyelim’ dedim. Eşimle de kavga ettim, bağırdım, ‘Ben çalışıyorum, sen geziyorsun’ diye tepki gösterdim. İşte üzerinden yıllar geçti ama hala eşim içer ben inşaata giderim” diye konuştu.

“EŞİM ARSAYI SATIP KARDEŞİNE YOLLADI”

Emeğiyle topladığı tüm varlıklarını eşinin satıp alkole yatırdığını söyleyen Kartal, “Şimdi de evimi temizliyorum, torunuma bakıyorum. Haftada 3 gün hastaneye gidiyorum. Koldan serum alıyorum, onu alınca 2 günüm zaten yatarak geçiyor. İş olursa inşaata gitmeye devam ediyorum. Sağ olsunlar, ne zaman olsa çağırıyorlar. En son eylül ayında gittim yine. Gitmeye mecburum. Engelli maaşı ile sadece geçim olmuyor. Kimden isteyebilirim ki? Bir istersin iki istersin, üçüncüde kimse vermez. Bu evin kirası 10 bin TL karşılanması gerekiyor. Torunumun okul masrafları var karşılanması gerekiyor. Benim kendi evim de vardı. Ben hastaneye yattığımda eşim onu da satmış, alkole vermiş. Bu kadar masrafın yükü hala omzumda, mecburum gitmem lazım, kim ne verirse diye gidiyorum. Çok çalıştım, bir arsa daha aldım. Eşim onu da kardeşinin kolu kopmuş diye satıp ona göndermiş. Benden gizli satıp, yollamış. Benim arsa da kocamın üzerineydi. Cahildik o zaman bilmiyorduk, ne aldıysak tapusunu eşimin üstüne yaptık. Şimdi gözümüz açıldı ama iş işten geçti. Arabam, evim, arsam gitti. Kapımın önünde eski bir motorum var. İşe onunla gidip gelirdim. Kaza bile yaptım ama satmaya kıyamıyorum. Emeğimle kazandım. Kapıda çürüyor yine kıyamadım. Hiçbir şeye sahip olamadım, sadece dert sahibi oldum” dedi.

“OYUNCU OLMAYI REDDETTİM”

Ünlü oyuncu Fatma Bergen’in kendisine oyunculuk teklifi ettiğini ama o dönemin şartlarından dolayı kabul etmediğini söyleyen Kartal, o günleri şöyle anlattı; “Bir gün inşaatta çalışırken Fatma Bergen beni gördü, ‘Gel seni oyuncu yapalım’ dedi. ‘Hayır’ dedim, ben de. O zamanlar 24-25 yaşlarındayım, baba korkusu vardı. Yapamadım. Bazen iş başındayken siyasi partiler görüyor beni, gel televizyona çıkaralım seni, diyorlar. Yok, dedim hep. O zamanlar hep korku vardı.  Sosyal yaşantım hiç yoktu. Zaten vaktim de yoktu. Cumartesi günü de çalışıyordum. Pazar günü de bulaşık mı yıkayacaksın, temizlik mi yapacaksın, çamaşır mı yıkayacaksın, yemek mi yapacaksın? Hangi birini yapacaksın? Çocuklara bakıyordum. Okula başladılar, onlarla beraber gidip geliyordum.”

“KEŞKE EVLENMESEYDİM…”

Kartal, yaşadığı en büyük pişmanlığını ise şöyle dile döktü; “Şimdi geçmişe dönüp baktığımda en büyük pişmanlığım keşke evlenmeseydim. Babama, anneme, yengeme, amcama hakkımı helal etmiyorum. Babam öldü gitti zaten. Ne gençliğimi bildim, ne genç kızlığımı, ne de gelinliğimi bildim. Geçen çocuklar anne gel sana gelinlik giydirelim dediler. Hayır dedim. Para kazanırken iyiydim, ama şimdi ben kötü oldum. Kimsenin namusuna laf getirmedim. Aç kaldım, sopa yedim ama yine de çocuklarımın babasıdır dedim, sustum. Ama bu saatten sonra da onunla gelinlik giymem. Benim çeyizimi evlendiğim gün benden aldılar, diğer çocuklarının düğününü yaptılar.”

Yazarımız Kim ?

HABER MERKEZİ