Küresel Piyasalarda Sis Perdesi


  • Oluşturulma Tarihi : 07.02.2026 10:12
  • Güncelleme Tarihi : 07.02.2026 10:12

Küresel piyasalar bir süredir “iyi haber–kötü veri” ikileminde sıkışmış durumda. Bir yanda yapay zekânın dönüştürücü gücüne dair bitmeyen iyimserlik, diğer yanda bu dönüşümün maliyetinin şirket bilançolarına ve makro dengelere yansıyan sert yüzü var. Son günlerde piyasaların kararsız ve dalgalı seyri, tam da bu ikilemin doğal bir sonucu. Özellikle teknoloji hisselerinde gözlenen satış baskısı, artık yalnızca “kâr realizasyonu” ile açıklanamayacak kadar yapısal bir tartışmaya işaret ediyor: Yapay zekâ yatırımları gerçekten kârlılığı artıracak mı, yoksa uzun bir süre şirketlerin sırtında ağır bir yük mü olacak?

Alphabet’in sermaye harcamalarını neredeyse ikiye katlayacağını açıklaması bu tartışmayı alevlendiren önemli bir eşik oldu. Çünkü piyasa, büyüme hikâyelerini sever ama belirsiz süreli ve geri dönüşü muğlak yatırımlara karşı her zaman mesafelidir. Yapay zekâ, kuşkusuz geleceğin teknolojisi; ancak bugünün bilançosunda yarattığı baskı, yatırımcı sabrını zorluyor. Qualcomm, Oracle, CrowdStrike ve Salesforce gibi devlerde görülen sert satışlar, bu sabırsızlığın net bir göstergesi.

Teknoloji cephesindeki bu tedirginliğe, ABD işgücü piyasasından gelen soğuma sinyalleri de eklenince risk iştahı doğal olarak törpüleniyor. JOLTS verilerinde açık iş sayısının pandemi döneminden bu yana en düşük seviyelere gerilemesi, işsizlik maaşı başvurularındaki artış ve işten çıkarmalardaki sert yükseliş; ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” senaryosunun giderek daha fazla sorgulanmasına neden oluyor. Buradaki kritik nokta şu: İşgücü piyasası ABD ekonomisinin en güçlü kalesiydi. Enflasyonla mücadelede Fed’e alan açan da bu dayanıklılıktı. Eğer bu cephede kalıcı bir zayıflama başlarsa, Fed’in manevra alanı daralır. Piyasaların haziran ayında ilk faiz indirimini fiyatlaması, bir iyimserlikten ziyade “gecikmiş bir zorunluluk” beklentisini yansıtıyor olabilir.

Avrupa tarafında ise tablo daha karmaşık. ECB ve BoE faizleri sabit tutarken, sözlü yönlendirmelerde temkinli bir iyimserlik hâkim. Ancak savunma harcamaları, jeopolitik riskler ve mali disiplin tartışmaları, Avrupa merkez bankalarının yıl içinde aynı patikada ilerlemekte zorlanabileceğini gösteriyor. Bu da Avrupa varlıkları açısından dalgalı bir seyrin sürebileceğine işaret ediyor.

Asya cephesinde Japonya öne çıkıyor. Erken seçim kararı ve olası teşvik beklentileri, Japon piyasalarında risk iştahını görece canlı tutuyor. Ancak bu canlılığın büyük ölçüde politika beklentilerine dayalı olduğunu, makro verilerin ise aynı ölçüde güçlü bir tablo çizmediğini not etmek gerekiyor. Çin ve Güney Kore’deki zayıf seyir de Asya’daki toparlanmanın homojen olmadığını gösteriyor.

Yurt içine döndüğümüzde ise iki zıt fotoğraf dikkat çekiyor. Bir tarafta küresel risk algısına paralel olarak gerileyen BIST 100, diğer tarafta rekor tazeleyen TCMB rezervleri. Rezervlerdeki artış ve KKM’nin neredeyse sistem dışına itilmiş olması, makro finansal istikrar açısından son derece olumlu. Ancak bu iyileşmenin hisse senedi piyasasına kalıcı bir moral vermesi için küresel rüzgârın da en azından sert esmemesi gerekiyor.

Özetle, küresel piyasalar bugünlerde net bir hikâye arıyor. Yapay zekâ bir umut, faiz indirimleri bir beklenti, ancak ekonomik veriler bu iki başlığın da altını tam olarak doldurmuyor. Bu nedenle yatırımcı davranışlarında daha seçici, daha temkinli ve daha kısa vadeli bir yaklaşım öne çıkıyor. Önümüzdeki günlerde ABD istihdam verileri, Almanya sanayi üretimi ve tüketici güveni gibi göstergeler, bu sis perdesinin biraz olsun aralanıp aralanmayacağını gösterecek. Ama şurası net: Piyasalar artık sadece “gelecek vaadine” değil, bu vaadin bugünkü maliyetine de bakıyor. Ve bu bakış, önümüzdeki dönemin ana belirleyicisi olmaya aday.

Küresel Piyasalarda Sis Perdesi
Ahmet Toprak
Yazarımız Kim ?

Ahmet Toprak