Her yıl 1-7 Ağustos tarihleri arasında kutlanan Emzirme Haftası, çoğu zaman anne sütünün bebekler için önemini anlatan bilimsel bilgilerle gündeme geliyor. Elbette anne sütü, bir bebeğin yaşamına yapılabilecek en değerli yatırımlardan biridir. Ancak bu haftada konuşmamız gereken başka bir gerçek daha var: Her annenin bebeğini istediği koşullarda emzirebilmesi için eşit imkanlara sahip olmadığı gerçeği.
Toplumda sıkça 'Anne sütü ücretsizdir.' denir. Oysa bu cümle, gerçeğin yalnızca küçük bir bölümünü anlatır. Anne sütü belki satın alınmaz ama emzirmenin sürdürülebilmesi; yeterli beslenme, dinlenme, temiz yaşam koşulları, psikolojik destek ve güvenli bir ortam gerektirir. İşte yoksulluk tam da bu noktada anne ile bebeğin arasındaki en büyük görünmez engellerden biri haline gelir.
Geçim sıkıntısı yaşayan bir anne, çoğu zaman kendi beslenmesini ikinci plana atar. Kira, faturalar ve mutfak masrafı arasında sıkışan ailelerde annenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi lüks olarak görülmeye başlanabilir. Bunun yanında ekonomik kaygılar, yoğun stres ve erken yaşta işe dönme zorunluluğu da emzirme sürecini olumsuz etkileyebilir. Dolayısıyla mesele sadece biyolojik değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir meseledir.
Bir bebeğin sağlıklı büyümesi yalnızca annenin sorumluluğuna bırakılabilecek bir konu değildir. Devletin sosyal destek politikaları, iş yerlerinin emzirme dostu uygulamaları, doğum izinleri, süt izni hakkının etkin kullanılması ve ailelerin annelere vereceği destek, bu sürecin en önemli parçalarıdır. Anne sütünü teşvik etmek kadar, annelerin bunu sürdürebileceği yaşam koşullarını oluşturmak da büyük önem taşır.
Emzirme Haftası'nda annelere 'Daha çok emzirin.' demeden önce, 'Bunun için gerekli şartları sağlayabiliyor muyuz?' sorusunu sormamız gerekiyor. Çünkü anneler yalnızca tavsiyeye değil, desteğe ihtiyaç duyuyor. Yeterli beslenemeyen, ekonomik kaygılarla mücadele eden, doğumdan kısa süre sonra çalışmak zorunda kalan ya da sosyal destekten yoksun bırakılan bir annenin omuzlarına daha fazla yük yüklemek çözüm değildir.
Anne sütü, bir bebeğin ilk hakkıdır. Bu hakkın korunabilmesi ise sadece annenin çabasıyla değil, toplumun ortak sorumluluğuyla mümkündür. Bir ülkede hiçbir anne, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle bebeğini emzirme konusunda endişe yaşamamalıdır.